Tüm Yazarlar
CHP'de biat kültürü bitmeli

Yıllardır siyasi toplantılara katılırım, kulislere kulak veririm.

Siyaset yazmayım diyorum ama dayanamıyorum.

“Hah bir sen eksiktin” dediğinizi duyar gibiyim.

Ne derseniz deyin ben artık yazıyorum ve ömrüm elverirse yazacağım.

Yenigün TV'yi kurduktan sonra metropoldeki tüm ilçe kongrelerine gittim.

2006 yılından beri yazı işleri toplantılarında, siyasi muhabirlerimiz ve haber müdürlerimizle konuşmalarımızda anlatılırdı.

“Gazeteciysen siyasete aktif girmeyeceksin, insanın sinirleri dayanmaz.”

İlçe kongrelerini herkes yazdı, çizdi.

Gelelim CHP İzmir İl Başkanlığı seçimine.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul kongresinden partililere seslendi

“Parti içinde kavga istemiyorum, kavga edenler artık partili değildir” dedi.

“KAVGA” kelimesinin anlamıysa…

Türk Dil Kurumu'na göre kavganın iki anlamı var.

1-Düşmanca davranış ve sözlerle ortaya çıkan çekişme veya dövüş.

2-Herhangi bir amaca erişmek, bir şeyi elde etmek veya bir şeye karşı koyabilmek için harcanan çaba, verilen mücadele.

Sayın Kılıçdaroğlu eminim kelimeyi ikinci anlamında kullandı.

Ama İzmir'deki partililerin bazıları bunu hala anlamış değiller.

Gazeteci olduğumuz için adaylar ve destekçileri bizlere gelir, anlatır, nabız yoklarlar.

Bunlar siyasette olağan şeyler ama kabul edemediğim belediye başkanları ve milletvekillerinin bu dönemde taraf olmaları.

Belediye başkanı taraf oluyor ki; bir buçuk sene sonraki yerel seçimlerde il başkanından aynı desteği görsün.

Hani bundan sonra delege her şeye karar verecekti? Hani ön seçim olacaktı?

Mahallelerde sizler zaten vardınız, delege seçimlerine her mahallede müdahil oldunuz.

Bırakın da getirdiğiniz delegeler karar versin bu sürece.

Şimdi il başkanı olacak adaylar ortaya çıkıyor birer birer.

Zaten sizlerin seçtirdiği delegeler değil mi bunlar?

Delegeye, “Siz karar veremezsiniz, sizin aklınız yetmez” mi demek istiyorsunuz?

Daha ileri gidiyorum “Akılsızsınız” mı diyorsunuz?

Ayıptır ya bu kişiler mahallelerinde ne savaşlar veriyor biliyor musunuz?

Bu delegelerin birçoğu emekli, işçi ve birçoğu evlerine ekmek götürmekte zorlanıyor.

Bu kişilere siz akıl vermeye çalışıyorsunuz.

Birkaç yüz lira gelirle yaşam mücadelesi vermeye çalışanları bırakın da kendi yaşam mücadelesi kararlarını nasıl verebiliyorlarsa il başkanı seçimlerinde de kendileri karar versin.

İki belediye başkanı Narlıdere Sahilevleri'nde buluşuyor “Adayımız bu olsun” diyor.

Dört belediye başkanı toplanıyor “Adayımız bu” diyor.

İki milletvekili ve belediye başkanı “Adayımız şu olmalı” diyor.

İlçe başkanları toplanıyor falan, filan...

Hani Konak delegeleri, hani Buca delegeleri, hani Bayraklı, hani Karabağlar, hani Karşıyaka, hani diğer ilçelerin delegeleri?

Teşkilatın gerçek emekçileri delegeler, lütfen kullandırmayın kendinizi.

Kullandırmayın sizi seçen mahalle üyelerinizi. Gerçek tektir. Hepiniz toplanın mücadeleyle alakası olmayan belediye başkanlarına ve milletvekillerine “Siz bu işe karışmayın” deyin.

Çünkü onları da siz seçtiniz.

Bu partinin tabanı delegelerdir.

3 Haziran günü adayları dinleyin ona göre karar verin.

Gerçek demokrasiyi Türkiye’nin aydınlık şehrinden tüm ülkeye gösterin.

Birilerini bir yerlere taşırken zor kullanmak demokrasi değildir.

Herkesin bir oyu var .

Bu ülkenin gerçek demokrasiye ihtiyacı var.

En azından il başkanlığı seçiminde ülkemize demokrasi anlayışını sizler gösterin.

Rakibiniz için biat kültürü partisi diyorsunuz.

Sizler de biat etmediğinizi ve delegelerin kendi fikirleri olduğunu gösterin.

Bizler de örnek mücadelenizi gururla yazalım.

H A N İ,

Daha yıl geçmedi, daha tam olarak anlamadık. Ama yapılan hatalar, çark edilen sözlerle anlaşılıyor ki çok da konuşulacak. Neden mi?

Yüksek Seçim Kurulu (Y.S.K.)  bağımsız adayların adaylıklarını iptal etti. Güneydoğu ve mega kentler karıştı. Kamu zararı şöyle dursun can kaybı da yaşandı. Sonuç; Çark edildi. Özür, diplomatik deyimle düzeltildi. Tekrar adaylıklar biri hariç kesinleşti. Ama neden?

Peki kabul edilecekti neden bu kadar şamata. Yada adaylığı hukuk dışıydı da hanımefendi ceza evinden düğünle bayramla çıkarken hukuk nerdeydi. Hani yasalar değişti? Hani anayasa oylaması ile HSYK daha aktif ve daha verimli olacaktı. Çark etmeyle mi? Yoksa taş atan çocukları uyarmaya çalışan Cumhuriyetimiz Bekçilerinden Polisimizi tokatlamak için mi çıkarıldı? Öncülük edip Türk Bayrağının yakılmasına seyirci kalmak için mi? Ortalığı savaş alanına çevirirken utanmadan tehditler savurarak mı? Sahi dertleri ne?

Bir türlü anlamadım, hak hak diyen insanlar neyin hakkının peşindeler. İstanbul’da rezidansta basın toplantısıyla ne hakkı aranıyor. Yada ne alınacak. İstediğin gibi konuşacaksın, özgür iradenle istediğin yere gidecek, istediğin şeyi satın alacaksın, istediğin gibi yaşayacaksın. Başka ne hakkı anlamak istiyorum. Yoksa dün verilmeyen vergilere devam mı, alınamayan elektrik ve su paraları alınmasın mı? Yoksa, hiçbir işi olmayan milletvekili adaylarının bir ırkın can damarına tüneyip içten içe kan emmek için yapılan ve üç beş çapulcu yandaş edinip, kimini tehditle, kimini sağdan soldan gasp edilen paralardan sus payı diye verilerek taraftar edinmekle mi ? Fotoğrafa doğru yerden bakılmalı. Birilerinin hakkını arayan insan toplumun hakkını yiyorsa burada bir yanlışlık var. Ya hak araması, yada hak ararken kendine yontması.

Sahi, dün ve hala bugün de devam eden terör olayları mimarı İmralı Canısı Lakaplı Örgüt Lideri zata sayın diyen, her defasında görüşüp direktiflerle gelen insan, seçildiğinde o kutsiyeti yüksek Millet Meclisinde nasıl yemin edecek veya yemin ederken kime edecek. Öldürülen örgüt mensuplarına gösterdikleri iltifatları, neden şehitlere ve şehit ailelerine göstermemekteler.

Acaba, bu komplo senaryolarının bir basamağımıydı?

Birde isminin başında akademik unvanları olan kişiler yok mu? O ünvanlar alınırken belli konu üzerine  alınmakta ama bazı kişiler her şeyde ehil. Dış politikadan ekonomiye, savaş alanından terör uzmanlığına, insan psikolojisinden gazeteciliğe kadar. Basınımızda bu konuda harikalar yaratmakta. Çünkü sansasyon peşindeler. Haber değeri taşıyan haberler yok.

Yukarıda kendi kendine gelen soruların cevabı ise, acı acı feryat edenlerin sahte yüzlerini görememekten gelmekte. Tek dert menfaat, tek dert toprağına toprak sevetine servet eklemek. Aksi olsa, sahip oldukları köylerini asıl sahipleri marabalara adil dağıtır onlarında mutlu olmasını sağlamak olur...

Ağa olan ağadan şikeyetçi. Sahi ?

 

Önemli bir konuyu geçmeden, o şanlı bayrağımızı direğinden indirip yakan, yakılmasına seyirci kalan zatı muhteremler, unutmayın ki o bayrağın gölgesinde birer birey oldunuz. Bayrak seninde sembolundur. Kıymetini bil, asla ihaneti unutmaz. Çünkü rengi şehit kanından gelmekte…

Sancılarımız var demiştim.!

 

Ülkemizin yönetimlerindeki zaafların bir bir ortalığa saçıldığı bu günlerde, iki yıl evvel yazdığım makalemi anımsadım ve tekrar dikkatinize sunmak istedim. Vatandaşlar olarak ne kadar dikkatli olmamız ve haklarımızı koruyup kollamamız gerektiğini, ürpererek, hissediyorum.

Kimi erk sahipleri vatandaşın varlığını başkaca kısımlara bölmüş ve ona göre ideolojiler gütmüşler. Vatandaşlarımızın tepkisine oldukça yakından şahit oluyorum da ne kadar fazla alınganlıklar yaşadıklarını izliyorum.

Ve o köşe yazımı olduğu gibi siz okurlarımın dikkatine aktarıyorum…

‘’ İnsanoğlu tarihin her evresinde elde ettiği güç ve imkanlarının kıymetini bilmeyerek ömrünü heder edegelmiş…

 

O kadar çok örnekleri var ki bu talihsizliğin, çoğumuz bir çoğuna vakıfız.

 

Ama bu talihsizliğin en üzücü olanı ya da olanları ülkemizle ilgili olanlarıdır hiç şüphesiz..!

 

2023 yılında genç Cumhuriyetimizin 100. yılına girmeye doğru ilerlerken yine iç sancılarımız tuttu. Çok güçlü devlet ve muasır medeniyetin sahibi olarak ulaşmamız gereken bu tarihi olayı pek önemseyen yok gibi. Herkes kendi istikbalinin derdinde gibi…

Oysa tek istikbal vardır, o da bütün varlığı ve imkanları ile TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’ dir. Bu devlet güçlü ve muteber olmadıkça hiçbir faninin hiçbir varlığının hem değeri hem de emniyeti asla olmayacaktır. Benim evlatlarımın ve onların kuşağının tek geleceği ve emniyeti devletimizin varlığıdır. Başkaca hiçbir imkan veya olanak, onların istikbaldeki durumlarından endişe etmememizin sebebi olamaz ve olmamıştır da…

 

Hayretle izliyorum şu son 20 yılımızı…

 

Keza görerek, izleyerek ve okuyarak yaşadım bu zamanı.

 

İdarecilerimiz mevki ve makamlarının kazanımlarını ve etkinliklerini gereği gibi kullanmamışlar. Tüm yaşananların sağlamasını yaptığımızda açık ara ile maalesef bu yargı ya da kanaat ortaya çıkıyor.

 

Ülkemizi idare edenler dış ve iç etkenlerin gölgesinde kalmışlar hep. Çok yazık etmişler…

 

Politikanın ve siyasetin unsurları genel olarak ülkemiz imkanlarını ve insanlarını yönetememişler. Kendi özbeöz tarihsel kültürümüz ve zenginliklerimiz var iken model olarak kendimize, çeşitli uyduruk ‘izmler’ edinmeye yönelmişiz.

 

Dünya insanlığı bilimsel ve teknolojik gelişimini İslam ve Türk dünyasından edinmiş iken bizler onlara özene bezene biçare kalmışız insanlığın muazzam bilgi birikiminden…

 

Tüm gazete, dergi ve televizyonlarda izlediğim simalar son 20 yıldır aynı kimseler.

 

Artık onların fikirlerini önemsemiyorum ki ben… Ki bunca yıldır ortalardalar, hem de günübirlik, ve ülkemizin geçirdiği badireler ortada. O kadar aciz ve küçük hesapların adamları olmuşlar ki, zamanla daha net anlıyoruz anlayacağız. Hayranı olduğumuz çooook ismin aslında birer taşeron olduğu gerçeğini görmekten korkuyorum. Çünkü bunca zaman onca idolümün aslında beni uyutan ve kandıran kalemler ve hatipler olmasından çok üzülürüm.

 

İletişim unsurlarının her şeyi saniyesinde bize ulaştırdığı bir çağ yaşıyoruz. Herkesi ve her şeyi anında ve çok yakından takip ediyoruz. Ama hala gözümüzün içine baka baka bizi cahil ve budala yerine koyan siyasetçiler, sanatçılar, bürokratlar, tüccarlar, memurlar, sendikalar, sivil toplum örgütleri ve çeşitli mertebelerdeki idareciler var…

Hangi çağda yaşadığının aslında farkında olmayan cahiller bunlar. İnanın en sade insanın bilgisine danışmak ve danıştığım konudaki kanaatlerini daha çok önemsiyorum. Çünkü konuştuğu şey çok sade ve izlediği olaylar hakkındaki kanaati çok net sade insanlarımızın. Bana göre sandıklardaki en doğru oy onlara ait… Ülkemizin başına ne gelmişse çok bilen ve bilge geçinenlerden gelmiş.

 

Hele şu son on yıldır yaşadıklarımıza bakar isem bana göre birçok diploma, sertifika, rütbe, liyakat nişanesi ve vasıf yok sayılmalıdır. Çünkü ülkemizin geleceğine kastetmiş ve kasteden çok varmış, bunlara sahip olan…

Her kurum ve kuruluşumuz gerçek görevini gereği gibi icra etsin, bitecek…

 

Sancılarımız…

O kadar gereksiz ve çok ki, bir arınsak bunlardan var yaaa..!

 

İşte o zaman dünyanın Çobanyıldızı TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ olacaktır.

 

Hiç ama hiç kuşkum yok.’’ diye seslenmiştim.

 

acobanoglu@erzincangazetesi.com.tr

aydincobanoglu@hotmail.com

Erdoğan doğru söylüyor
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan köşe yazarlarından bir dönem mağdur
olmuştu. Siyasetin içinde bir insan olarak. Ben de Sayın Erdoğana
ister istemez hak vermeye başladım. Bende malum insanlar gibi köşe
yazarlarını ister ulusal, isterse yerel olsun bilgili ve araştırmacı
bir yazı kaleme aldıklarını düşünüyordum. Ama bir siyasi oluşumun
içindeyim. Bu oluşuma öyle yazılar yazıyorlar ki, ve bana bu T.C
Başbakanı mağdur olmuş dedirtiyorlar.

Her gün köşe yazılmaz dedi başbakan, yerden göğe kadar haklı, köşe
yazmak için, veya köşe yazmış olmak için köşe yazısı yazarsanız
çuvallarsanız. Ters köşe olusunuz. Bu gün TDH hakkında yüzlerce
yazılmış köşe yazısı var. Bu düzmece yazıları okudukça hem sinir
oluyorum. Hemde kendi kendime illaki köşe birilerine sataşmak için
yazılmaz demek geliyor içimden, usta köşe yazarları da mutlaka var,
hem yerelde hem de ulusalda. köşe yazarlarına şunları söyleyeyim de
TDH ile ilgili bunları da yazıverin. Hadi bakalım görelim kalemin usta
tutuş şeklini.

Bu gün Türkiye'nin Recep Tayyip Erdoğandan sonraki başbakanı Sayın
Sarıgül dür. Türk halkının içine giren, halkçı olabilecek tek lider o
dur. Mutlaka sayın başbakanımız yorulmuştur. Bu yorgunluğu hissediyor
Tüm Türkiyemiz ama muhalefetin sayın başbakandan mührü almaya haceti
yok, muhalefet sayın başbakanın gündemini bile takip etmekte
zorlanıyor kalsın ki mührü Ak Partiden alsın.

TDH öyle geliyor ki , bırakın rüzgar estirmeyi, fırtına estire estire
geliyor. Bu gün o kadar gündeme getirmeme rağmen, hiç bir köşe yazarı
helal olsun TDH ye demedi. Peki bu helallik ödülü nerde hak ediyor
TDH. Ön seçim diyor. Bu gün seçimle gelen seçimle gidecek, il başkanı,
ilçe başkanı, genel başkan, milletvekillerini o siyasi partiye üye
olanlar seçecek diyor. Dünyanın neresinde, dünyanın hangi ülkesinde bu
kadar demokratik bir siyaset var. Ankara'daki siyaset baronları
kurmuşlar bir sistem yıllardır Türk Halkını oyalıyorlar. Siyaset
yaptığını zanneden siyaset baronları, birde ağalık sistemi kurmuşlar.
Siyaset yapmak isteyen yeni simalara ne diyorlar biliyor musunuz? Öp
bakalım ağanın elini, peki bu ağalar kimler?, delege ağaları. Yani bu
ağalar Türkiye'nin yıllardır eskitemediği ihtiyar siyasetçilerini
bizlerin başına maraz etmiş olan ağalar. Bu sistem değişmediği sürece
Türk Siyasetinin önü hiçbir zaman açılmayacaktır. İşte bu ihtiyar
siyasetçiler delege ağalarının lüks lokantalarda yemek yedikten sonra,
yarınki yapılacak kongrede seçilecek olan başkanı şampanya patlatarak
veya şerbet içerek kutluyorlar. Peki bunları da yazamaya cesaret
edebilirmisiniz? Tabi ki edemezsiniz. Çünkü bu yazıları yazmak yürek
ister, çünkü siz bu yazıları yazarsanız Türkeye'mizin önünü açarız
diye korkarsınız. Siz sadece birkaç kişiden duyma lafları, süslü
cümleler ile süsleyip temcit pilavı gibi halkın önüne sürmek ile
meşgülsünüz.

Sarıgül, siyaset devrim yaptı , devrim, bu gün Sarıgül'ün yapmış
olduğu siyaseti bırakın Türk siyaseti Tüm Avrupa örnek almalı,
önümüzde milletvekili seçimleri var, burada bir karşılaştırma yapın
sayın köşe yazarları, bizim milletvekillerimiz Ankara'daki siyaset
baronlarının seçtiği milletvekilleri olmayacak, bizim
milletvekillerimiz genel başkan ve saz arkadaşlarının onayladığı
milletvekilleri olmayacak. Bizim millet vekillerimiz bu gün halkın ta
kendisi , halkın bağrından kopmuş vatan evlatları olacak. İşte bu
vatan evlatlarına Türk Haklıda göğsünü gere gere oy verecektir.

Şu ön seçim olayını da bir açalım, Biz bir kere üyelik meselesini çok
kolaylaştırdık. Bizim partimize üye olmak isteyenler ilde de olabilir,
ilçede de olabilir, genel merkezde de olabilir, internet ve posta
yoluyla da üye olabilir. Bizim partimizde TC. yasalarına göre Üye
olmasında bir mahsur görülmeyen hiçbir kimseye engel yok. Biz
buralarda ön seçim yapabilmek için en az %2.5 kayıtlı seçmenin üye
olarak kaydedilmiş olması şartı koyduk. Şayet bu olmadığı takdirde de
adaylar tarafından ortak şirketler aracılığıyla anket yapılacak ve ona
göre üyeler belirlenecek. Şimdi hal böyle olunca diyelim ki l milyon
seçmenli ya da 500.000 seçmenli bir yerleşkede ön seçim yapabilmek
için 12.500 üye olmak zorundadır. Şimdi açık konuşmak gerekiyor:
Türkiye gibi bir yerde 12500 seçmenin oyunu alabilecek insana da izin
vermek gerekiyor. Biz öncelikle şöyle düşündük, kötü niyetli olan adam
kendisini, sülalesini, amcasını üye olarak kaydeder ve bunların
haricindeki insanların önünü keser endişesiyle biz bunu il ve ilçe
başkanının inisiyatifinden çıkardık. Üye olmak isteyen insanların
önünde bir engel bırakmadık. Bu tonajda da tekeli kaldırdık ortadan.
Bu halkta, gücü olanların seçimi kazanacağı anlamına gelir. Yani siz 5
üye yaptıysanız sizin karşınızdakiler 15 üye yaptıysa seçim onundur.
Çünkü zaten demokrasinin tanımı da budur. Yani irade tecellisidir.
İrade tecellisi de ne kadar çok sayıda üye veya halkın desteğini ve
oyunu almışsa irade tecellisi bir o kadar yerini bulur. "Hakimiyet
kayıtsız şartsız milletindir." İfadesiyle de denkleşiyor bu düşünce.
Kötü niyetlilere ışığı realize ederek engel olduk biz. Küçülterek
polisiye tedbirler alarak değil. Burada daha fazla üye yapılabilmesi
ve bu yerlerde de ön seçim olabilmesi için en az %51 'inin sandık
başına gelebilmesini sağlamak gerekiyor ki yapay ve şişirme üye
olmasın.

İşte şu an Türk Siyasetine Damga vuran , damga vuran diyorum. Bu
Türkiye'de hiçbir siyasi partide yok, nerede var sadece TDH de var,
köşe yazarları illaki hergün köşe yazacağım diyorsa, hergün bu devrim
niteliğinde olan , siyasette ezberleri bozan, siyaset baronlarının
korkusu olan, halkın gerçek gücünün ortaya çıkış timsali olan TDH NİN
ÖN SEÇİMİni de bir güzel anlatıversin Türk Halkına görelim cesur
yüreklerin , cesur kalemlerini.
Sağlık personeli üvey evlat mı?

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, yaklaşık 500 bin TL olduğu belirtilen Mercedes S600L ve 2011 model BMW 760i Long model makam araçlarının yüksek yargı organları başkanlarına tahsis edilmesiyle ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘a yönelttiği soru önergesini Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ özetle şöyle yanıtladı " “Geçmiş yıllarda Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtay Başkanı ve Danıştay Başkanı’na tahsis edilen eski araçlar, ekonomik olduğundan iade alınmışlardır. Bu araçların yerlerine kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılması ilkeleri gözetilerek satın alma yoluyla değil kiralama yöntemiyle, Anayasa Mahkemesi Başkanı’na 2011 model Mercedes S600L, Yargıtay Başkanı’na 2011 model S600L, Danıştay Başkanı’na ise 2011 model BMW 760i Long tipi araçlar tahsis edilmiştir.”

Ben Mahmut Tanal'ın yerinde olsam, araçların markasını, modelini, piyasa değerini sormak yerine, daha ekonomik olduğu için kiralandığı iddia edilen makam araçlarının sayısını ve bunlara ayda kaç TL ödendiğini sorardım. Çünkü elit  bir kadronun emrine verilen bu araçlara ödenen kira bedelleri ile, karın tokluğuna çalışır konumundaki binlerce memura servis aracı kiralamak mümkün.
Mümkün olmasına mümkünde, bu konuya objektif olarak bakabilecek, demokrat düşünceli hükümetler bulmak mümkün değil. Çünkü bizim ülkemizde iktidar koltuğuna oturanlar öncelikle kendilerine hizmet edecekleri kanatlarının altına almayı," önce can, kalırsa canan " düşüncesinde hareket etmeyi alışkanlık haline getirmişler.
Bu nedenle,bazıları özel şoförleri ve altlarında son model araçlarıyla, kasıla kasıla görevli oldukları dairelere giderken, binlerce kişiye hizmet vermek için çırpınan, bu hizmeti verirken de, sövülen, aşağılanan, dövülen ve öldürülmekle tehdit edilen sağlık personelinin ömrü yollarda araç beklemekle geçiyor. Ömürleri sadece araç beklemekle geçse neyse. Devletin verdiği üç kuruş parada, otobüs-minibüs arasında kaynayıp gidiyor.
"Türkiye'ye sağlıkta çağ atlattık" diyenlerin bu tür açıklamaları yapmadan önce, sağlık personelinin de, atlandığı iddia edilen bu çağın hangi tarafında kaldığını sorgulaması gerekiyor. Çünkü bu sorgulanmadığı sürece hiç kimse sağlıkta çağ atlandığı iddiasında bulunamaz.
İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Bursa gibi büyük şehirlerde çalışan sağlık personeline, saat kaçta evinden çıktığını, iş yerine gelmek için kaç araç değiştirmek zorunda kaldığını ve kaç saatlerinin ev ve iş yeri arasındaki mecburi seyahatte geçtiğini soran var mı? Bence yok.
Eğer bunlar sorulmuş olunsaydı "Türkiye'ye sağlıkta çağ atlattık" diyenler,sadece hastahanelerin ve tıbbi aletlerin çağ atladığını, bunları kullanarak halka hizmet edecek olan sağlık personelinin ise, Sağlık Bakanlığı tarafından geçmiş çağda unutulduğunu öğrenirlerdi.
Bedeni otobüste tost haline gelmiş bir hemşireden, kafası içeride vücudu dışarıda minibüsle hastahaneye gelmeye çalışan bir doktordan, dakikalarca yol kenarında araç beklediği için ayaklarına kara sular inen bir memurdan hiç kimse dört dörtlük bir hizmet bekleyemez, beklemesi de mümkün değil.
Milyarlarca liraya lüks araç kiralayarak, bir kısım elit memurların hizmetine tahsis edenler, her gün binlerce kişiye sağlık hizmeti veren, sağlık personeline nasıl servis vermez ve onların eziyet çekmesine göz yumar, işte bunu anlamak mümkün değil.
Ve sağlık sendikalarının koltuklarını işgal eden, sendika ağaları sizi de anlamak mümkün değil. Yoksa sizinde mi altınızda milyarlık makam arabaları var ? Bu nedenle mi bütün sağlıkçıların özel arabaları olduğunu düşünüyorsunuz?