TSK Mehmetçik Vakfı

14 Ağustos 2018 Salı

Türk Diplomasisi

Erdal Koca

Erdal Koca

E-Posta : erdalkoca@hotmail.com

Merhaba sevgili okuyucular

Malumunuz olduğu üzere, önceki gün Rusya Dışişleri Bakanı ile ABD Dışişleri bakanı, Suriye

sorununu görüşmek üzere bir araya gelmişlerdi. Daha öncesinden de ABD nin Suriye’ye tek

başına yada yanına alacağı birkaç Avrupa ülkesi ile müdahalesi söz konusuydu.

Ancak Rusya, derhal savaş gemilerini körfeze göndermesiyle birlikte, ABD, bir bakıma geri adım

atarak, diplomasi yoluna yöneldi.

Burada Rusya, ben Birleşmiş Milletlerin daimi üyesi olarak, izin vermediğim konularda veya benim

çıkarıma ters düşecek konularda sana tek başına hareket etmene izin vermem dedi.

Bu durum üzerine, diplomasi yolu seçilerek, her iki dışişleri bakanı bir araya geldi ve Suriye

sorununun diplomasiyle çözülmesi yoluna gidildi.

Her ne kadar Türkiye, bu yolu benimsememiş ve karşı çıkmış ise de, ne yazık ki dikkate

alınmamış, Türk diplomasisi adeta hezimete uğramıştır.

Başlangıçta ABD ve Avrupa, Esad’ın devrilmesi konusunda hemfikir iseler de Rusya bu oyunu

bozmuş ve üzülerek görüyoruz ki bunun da faturasını yine Türkiye ve Türk Milleti ödemiş ve

ödemeye de devam edecek.

ABD, Türkiye’nin bu konudaki hevesini görünce, olayı tek taraflı olarak Türkiye’nin halletmesini

istemiştir. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacaktı. Zira Türkiye’nin bu kadar hevesli olması, ABD

nin işini kolaylaştırmış, kendisi Irak batağındaki durumuna bir daha düşmeden ve suya sabuna

dokunmadan bu işi onların adına Türkiye halledecekti.

Öyle ki, başlangıçta Türkiye’ye her türlü yardım sözünü veren ABD, Avrupa ve Birleşmiş Milletler,

daha sonra Rusya’nın baskısıyla geri adım atmış ve iş Türkiye’nin başına kalmıştır.

Türkiye, ABD , Avrupa ve Birleşmiş Milletlerden yeterli destek görememiş olması nedeniyle ağır

bir yükün altında şimdi doğal olarak, bu işin bir an önce çözülmesini istiyor. Yukarıda da izah

edildiği gibi, maliyet gittikçe artmakta ve Türk ekonomisini artık zorlamaya başlamıştır. Ne kadar

devam edeceği de henüz belli değil.

Daha önceki yazılarımızdan birisinde maliyetin altı milyar doları aştığını, mültecilerin de

Türkiye’deki sayısının birçok ilimizin nüfusunda fazla olduğunu belirtmiştik.

Hatırlarsınız; 17 Ağustos depreminde Türkiye, uluslar arası yardım talebinde bulunmuş ve ÖTV,

DV gibi bazı geçici vergileri devreye sokmuştur. Ne yazık ki, söz konusu vergiler, aradan geçen

bunca yıllara rağmen henüz kaldırılmış değil. Orada olduğu gibi Suriye sorununda da faturayı yine

Millet olarak biz ödemekteyiz.

Türkiye’de açlık sınırı iki bin liraya dayanmış iken, ne kadar doğru bilmiyorum ama işsiz Suriyeli

ev hanımına ve kocasına 800 lira maaş ödemesi de yine Millet olarak bizim cebimizde

çıkmaktadır.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun kendi verilerine göre, personel sayısı artmış olmasına rağmen,

personel giderleri yüzde yirmiyeydi düşmüştür. Bu da gösteriyor ki, memur alınmış ama verilen

ücretlerde yüzde yirmi yedilik bir düşüş olmuştur.

Zira, bu durumu bizde biliyoruz; SGK da İstanbul Tazminatı altında memurlara ödenen 150-200

TL arası para ve bununla birlikte 666 sayılı KHK ile ek ödenekleri ve kuruluşundan beri ödenen

ikramiyeleri kesilmiştir.

Tabidir ki, burada asıl mağdur olan ücretli kesimdir. Memur sendikaları da bu konuda maalesef

hükümetin dayatmaları karşısında istediğini alamamıştır.

Hükümete yakın sendikaların durumu hariç, diğer sendikaların üye sayısında düşüş olmuştur.

Hem de aidatların bütçeden ödenmesine rağmen. Hükümete yakın sendikaların ise, koltuk kapma

sevdasıyla üye sayılarında bir nebze artış olmuş ise de ideal sayıya ulaşamamışlardır.

Çünkü üyeler de sendikanın siyasetinden memnun değiller. Buna rağmen bir yere yaslanmak

adına üyeliklerine devam etmektedirler.

Asıl konumuza dönecek olursak, Suriye konusunda Türk Diplomasisi ne yazık ki yenilgi almış

durumdadır.

Hiçbir resmi dayanağı olmadan, belirli vaatlere kanarak, sınır komşumuzun düşman ilan

edilmesinin faturası bu kadar da kalacağa benzemiyor. Bu durum ne kadar uzun sürerse fatura da

o kadar ağır olacak,

Görünen o ki dünya, sayın başbakanın da dediği gibi, ipe un seriyor. Esad’a kimyasal silah

kullanma, gerisi serbest demiştir. Burada İsrail’in güvenliği açısından elindeki kimyasal silahları da

teslim etmesi halinde, İran’dan başka İsrail’in karşısında güç kalmamış olacak. Zaten bütün amaç

ta bu değil miydi?


Evet sevgili okuyucular, ne yaparsak yapalım dünyaya yaranamıyoruz. O halde biz de kendi

yağımızla kavrulmasını bilmeliyiz. Süper güçlerin oyuncağı olmamalıyız.

Şunu da belirmeden geçemeyiz; Suriye’de eli kanlı bir rejim, insanları bir şekilde katlederken

seyirci de olamayız. Ama bu duruma tek başımıza değil, Birleşmiş Milletlerin desteğini de alarak,

yapılacak ne varsa onu yapmalıyız.

Görüleceği üzere, her zaman olduğu gibi, Arap dünyası elini sıcak sudan soğuk suya vurmuyor.

Sanki ölen Müslümanlar sadece bizim din kardeşimiz.  Onlar, en büyük Tayyip bey diye birkaç

alkışla yetiniyorlar.

Ne diyelim. Allah, ıslah etsin.


16 Eylül 2013 Pazartesi 08:43
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÜLKE GÜNDEMİ

Türkiye üreten bir ülke olmalı

Demokrat Parti Genel Başkanı ve Afyonkarahisar Milletvekili Gültekin Uysal, Mecliste düzenlediği basın

Merkez’den krize 3 başlıkta 14 önlem

Sıcak paraya bağımlı kırılgan mali payı yüzünden, dış basında ülkemiz aleyhine yapılan haber akışı

CHP kriz masasında kenetlendi

CHP MYK, geçen hafta yapılan değişimin ardından ilk kez toplandı.

İşte size aile boyu üniversite

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi için açılan kadro sınavını öğretim üyelerinin eş ve çocukları kazandı.

'Milliyetçi' partinin parası dövizde çıktı

İktidarın "yerli ve milli" söyleminin de ortağı olan MHP'nin, bugüne kadar Hazine'den aldığı yardımları

Kurdaki artış Ayşe Teyze’yi de vuruyor

Türk Lirası dolar karşısında sürekli değer kaybederken, her alanda artırılan ithal bağımlılığı, döviz

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL