TSK Mehmetçik Vakfı

21 Ekim 2018 Pazar

Suç ve Ceza

Erdal Koca

Erdal Koca

E-Posta : erdalkoca@hotmail.com

 










Saygıdeğer okuyucular


 
Hem hukukumuzda ve hem de evrensel hukukta bir kişi suçu ispat edilinceye kadar

masumdur. Suç ne zaman ki bağımsız yargı kararıyla hüküm altına alınırsa o zaman suçlu 

denilir. Buna kimsenin itirazı olduğunu sanmıyorum.

Lakin buna benzer birçok olayda ne hukukumuz, ne insanımız ne de toplumsal vicdanımız bu 

duyarlılığı gösterememiştir. Bunun en yakın ve en bariz örneklerinden birisi 28 Şubat davası,

bir diğeri de Balyoz davası. Her iki davada da insanımız ve toplumsal vicdanımız, bu davalarda

adı geçenleri, tutuklu olan ya da olmayanları mahkemelerden önce mahkûm, ardından da

infaz etti.

Etti de ne oldu, 28 Şubat davasında bir tutuklu sanık mı kaldı?

Öte yandan, bu insanlar hangi delillere dayanılarak tutuklandı ve ceza evine konuldu, bazı 

gazete kupürlerine göre değil mi? O zaman onların hepsi delil kabul edildi ve bunca insan, 

daha da önemlisi Türk Ordusunun en üst düzey komutanları ceza evlerine konularak adeta

otuz yıldır Ülkemizi kana bulayan bebek katillerinden daha beter muameleye tabi tutuldular.

Ve bu durum karşısında dört köşe olan insanlarımız bayram edercesine sevindi, seviniyor.

Burada şu durum çok açık ve net ortaya çıkmaktadır: Son birkaç gündür Ülkemizin baş

gündem maddelerinden en önemlisi olan kabine üyesi bazı bakan çocuklarının malum

olaylar nedeniyle tutuklanması.


Yazımızın ilk satırlarında belirtmiş olduğumuz kurala bağlı kalmak adına, gündemi meşgul 

eden suçların işlenip işlenmediği konusu yargılama sonucunda açıklığa kavuşacaktır. Ancak 

görünen o ki, Sayın Başbakanın cemaatle ipleri kopardığı, bunun sonucu olarak da cemaatin 

karşı atağa geçtiği ve her zaman olduğu gibi kasetler ortaya sürülerek intikam almaya 

çalışmaktadır.
 

Hatırlarsınız, 28 Şubat ve Balyoz davalarında polisin, hâkim ve savcıların destan yazdığı 

söyleniyordu. Bu söylemler hem iktidar kanadında ve hem de cemaat kanadında kabul 

görmüştü. Şimdi lütfen dikkat ediniz ne polise güven var ne de hâkim ve savcıya. Öyle 

olmasaydı emniyette bu kadar deprem yaşanır mıydı?
 

İlginç olan şu: Yukarıda bahsettiğimiz dönemlerde polis ve yargının uyum içerisinde çalıştığı 

iktidar ve cemaat çevrelerinde sıklıkla dile getirilerek övünülürken, bu gün yargının polise, 

polisin yargıya, siyasetin ise her ikisine de güvenmediğidir. İddialarımızın doğruluğu, 

emniyetteki bu depremle birlikte ihtiyaç olmadığı halde soruşturmaya başka savcılar da dâhil 

edilerek teyit edilmiş oluyor. Tabi bu durumun vatandaşın da dikkatinden kaçtığını 

sanmıyorum. 


İktidar kanadına gelince Sayın Başbakanın bakanlarına sahip çıkma adına bir nevi bu

olayların üstünün kapatılacağı görüntüsü veren tavırlarının ileride başını çok ağrıtacağını

düşünüyorum. 

Zira herkesin bildiği gibi, Sayın Devlet Bahçeli’nin Sayın Koray Aydın hakkında çıkan 

dedikodular nedeniyle, Sayın Koray Aydın’a git Yüce Divanda aklan öyle gel demesi takdire 

şayan bir durumdu. Sayın Başbakanın da aynı iradeyi ortaya koyması gerekirdi diye 

düşünüyorum.


Bu iradeyi ortaya koyması asla suçu kabullenme anlamına gelmeyeceği gibi, suçun sübut 

bulması halinde suçluyu korumuş gibi bir durumun ortaya çıkmasına neden olacağı 

kaçınılmazdır. Kaldı ki, Sayın Başbakan 2004 yılında ‘’Hırsızlık oğuldan babaya geçmez, 

babadan oğla geçer’’ demişti. O sözleriyle de çelişmemsi bakımından az önce de ifade 

ettiğimiz gibi, yolsuzluk iddiaları nedeniyle adı geçen kabine üyelerinin yargı önünde 

aklanmalarını talep etmesi, daha da önemlisi Sayın Cumhurbaşkanı’nın da derhal Devlet 

Denetleme Kurulunu devreye sokması gerekirdi. Bu bir yana, Sayın Cumhurbaşkanı’nın

sanki olaydan habersizmiş gibi davranması da halkın gözünden kaçmamaktadır.


Saygıdeğer okuyucular


Hani hep bahsederiz ya ‘’Kuvvetler Ayrılığı Prensibi’’ diye.  Biliniz ki, demokratik ülkelerde bu

çok önemli olduğu gibi toplumların hayatında da çok önemlidir. Zira burada yasama ve

yürütme farklı güçler olması nedeniyle hiç birisi diğerinin yetki alanına girmez. Öyle olunca da

hak ve hukuk gerçek manada tecelli eder.


Yürütmenin yasamaya müdahalesi her zaman sonuç üzerinde etkili olmuştur. Hal böle

olunca da hak ve hukuk hiçbir zaman gerçek manada tecelli etmemiştir.

Oysaki bu Millet, AKP den çok şey bekliyordu. Zira inançlı bir kadroydu. Herkesin hakkını 

koruyacak, her zaman mazlumun ve hakkı yenenlerin yanında olacaktı. Ancak son olaylarda 

Sayın Başbakanın hakkında birçok iddia bulunan kabine üyelerinin en azından istifa

etmelerini ve yargı önünde aklanmalarını istemesi gerekirdi. Bunu yapmamış olması toplum

vicdanını yaralamıştır.

Ayrıca, bu olaylar velev ki bir komplo olsa bile mevcut görüntüler, bulgular, telefon kayıtları,

para, ayakkabı kutularında ele geçirilen döviz vs. en azından yargı kararı sonuna kadar göz

önüne alınmalıydı. Nasıl ki bu ülkede gazete kupürleri bile delil sayıldı. Onların yanında bu

bulgular delilden de öte bir durum arz etmektedir. Bunların delil sayılıp sayılmamsı yargının 

takdirindedir.


Temennimiz odur ki, bahse konu olaylar bir komplo olsun. Biz de suçluyu aramak yerine

suçu kim meydana çıkardı diye boşuna aramamış oluruz. 

Gerçi bizde modadır: Suça bakmaz, suçluyu aramaz da suçu kim açığa çıkardı diye onu ararız.
 
 
 


22 Aralık 2013 Pazar 21:37
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÜLKE GÜNDEMİ

MİT ve Emniyet’e UYAP yetkisi

Komisyonda, güvenlik soruşturmasıyla ilgili maddede değişiklik yapıldı.

Yükselme sınavında Süleymancı torpili

Şırnak Üniversitesi’nde yapılan Görevde Yükselme Sınavı mülakatlarında kimi adaylara tarikat bağı

Kadınlar nafaka almak için mi evleniyor?

Yazılı bir açıklama yapan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı "Son günlerde kamuoyunda mevcut nafaka

Papaz Brunson'ı bırak Hasan Mezarcı'ya bak

Medyanın kendisine yer vermediğini ileri süren Hasan Mezarcı, "Bu ilâhî medya yayınları kıyamete kadar artarak

Devlet krizin farkında değil

Hükümetin yaptığı ‘tasarruf’ açıklamaları bütçeye yansımadı. ‘Mal ve Hizmet Alımları’ için

Örtülü harcama 1.3 milyarı aştı

Örtülü ödenek harcamalarının büyük bölümünün 24 Haziran seçimlerinden önce yapılması dikkat çekti.

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL