TSK Mehmetçik Vakfı

16 Ağustos 2018 Perşembe

MODERN DONANIMLI FİRAVUNLAR

Erdal Koca

Erdal Koca

E-Posta : erdalkoca@hotmail.com




MODERN DONANIMLI FİRAVUNLAR
 

Merhaba Sevgili Dostlar;
 

Bir arkadaşım bana, Osman Özsoy’un  ‘’ Gözlerinizi kapatmayın, siz de bunun  şahidisiniz’’

başlıklı yazısını göndermiş. Ben de yazıyı doğrusu beğenerek okudum.
 

Söz konusu yazıda, bahsedilen konulara katılmamak mümkün değil. Zira, söz konusu yazıda
 
tarihteki firavunlarla günümüz olayları arasında bir bağlantı kurularak, bu günkü firavunlardan
 
bahsedilmektedir.
 

Evet, bunlara katılıyoruz da;
 

Karakuşi Kadı ile onun ‘’ Hırsızın hiç mi suçu yoktur ‘’ diye tarihe geçen hikâyesini de bilirsiniz;
 

Bir zamanlar Kahire’de bir hırsız gözüne kestirdiği bir eve dalarak yükte hafif, pahada ağır her ne
 
var ise bir torbaya doldurur.

Balkondan atlayıp kaçmak isterken, aniden kopan bir tahta parçasına ayağı takılarak aşağıya
 
yuvarlanır.

Soluğu kendine has hükümleri ile bilinen meşhur kadı Karakuşi’nin huzurunda alır.

- “Efendim, ben geçimimi hırsızlıktan sağlayan biriyim. Dün bir eve girip bir şeyler çaldım.
 
Balkondan atlarken, gevşek tahtaya basıp aşağıya düştüm, ayağım kırıldı. Ev sahibinden

şikayetçiyim.”

Karakuşi, hemen zaptiyelere seslenir:

- “Derhal ev sahibini bulup getirin.”


Biraz sonra ev sahibi huzura çıkarılır.

Karakuşi, ev sahibine gözlerini diker:

- “Bre densiz, neden evinin balkonunu gevşek yaparsın da şu zavallı insanın hayatını tehlikeye

atarsın. Bunun hükmü nedir bilir misin?”

Eli ayağı birbirine dolaşan ev sahibi, kendince durumu izah etmeye çalışır:

- “Efendim, bu benim değil, kesinlikle marangozun hatasıdır. Ben ona parasını tam ödedim. Fakat
 
o işini eksik yapmış, bitirmeden bırakıp gitmiş.”

Karakuşi, yeniden zaptiyelere döner:

- “Bana derhal marangozu getirin.”


Çok geçmez, marangoz huzurdadır.

Karakuşi, bu kez marangoza çıkışır.

- “Bre melun, bu adam sana parasını ödediği halde neden işini doğru dürüst yapmaz da, şu

zavallı insanın hayatını tehlikeye atarsın?”

Başına gelecekleri anlayan marangoz, kıvrak zekası ile hemen itiraz eder:

- “Efendim, benim bir suçum yok. Yolda üzerinde parlak elbise bulunan bir kadın geçiyordu.

Güzelliğine o kadar kapıldım ki çiviyi çakmayı unutmuşum.”

Karakuşi, zaptiyelere ellerini çırpar:

- “Bana derhal şu kadını getirin.”


Kısa bir süre sonunda kadın bulunur.

Karakuşi, bir kadına, bir üzerindeki parlak kumaşlı elbiseye bakarak kükrer:

- “Bre kadın, neden böyle güzelliğini teşhir edersin de, şu marangozun işine engel olur, şu zavallı

insanın hayatını tehlikeye atarsın?”

Kadın, bir kendisine, bir kadıya baktıktan sonra paçayı yırtacak formülü bulur:

- “Efendim, benim güzelliğim Allah’tan geliyor. Ama üzerimdeki parlak elbiseyi diken terzidir. Eğer
 
o elbiseyi çekici yapmışsa benim suçum ne?”

Karakuşi, bir kez daha buyruğu verir:

- “Bana derhal şu terziyi getirin.”

Terzi apar topar yüce huzura getirilir.

Karakuşi, bu kez terziye kalayı basar:

- “Bre düzenbaz, neden böyle elbiseler dikersin de, şu marangozun işine engel olur, şu zavallı

adamın hayatını tehlikeye atarsın.”

Eli ayağı titreyen terzi, ne söyleyeceğini şaşırıp,

ileri sürecek bir mazeret bulamayınca Karakuşi, hışımla ayağa kalkar:

- “Bu adamı hemen asın. İbret-i alem için cesedini iki gün boyunca teşhir edin.”

Ne olup bittiğini anlayamayan terzi idam sehpasına çıkarılır. Fakat boyu sehpaya göre çok

uzundur. Cellatlar, vaziyeti Kadı hazretlerine bildirirler.

Karakuşi, meşhur hükmünü verir:

- “Ne yani, suç cezasız mı kalacak? O zaman kısa boylu bir terzi bulun ve onu asın.”

İdam sehpasındaki terziye son sözün nedir? Diye sorulduğunda, işte tarihe geçen şu sözü söyler;

Bu hırsızın hiç mi suçu yok?

Evet, kabul etmek gerekir ki, eski firavunlar kadar çağımızın teknik donanımlı firavunları da artık

başbelaları.

Şimdiki firavunlar, hâşâ kendilerini birer ilah gibi görmekte, demokrasi kılıfı altında halktan

aldıkları yetkiyi, insafsızca yine halkın aleyhine kullanabilmektedirler.

Bunun örneğini her ülkede bila istisna görmek mümkündür.

Çağımızın bu teknik donanımlı, eskilerden ders ve ibret almış, tecrübeli ve modern firavunlarının

zaman zaman Mısır firavunlarından daha da zalim olduğunu üzülerek görmekteyiz.

Bu firavunları sıralarken, illa da devlet başkanlarını kastetmiyorum. Her ne kadar devlet

başkanları ilk sırada olsalar da, çeşitli gruplar, barış elbisesi giymiş, barış ve demokrasi adına

yıllardır katliam yapan ve bunun adını da özgürlük mücadelesi koyan, İspanya’nın ETA’sı,

Türkiye’nin PKK’sı, İrlanda’nın İRA’sı, eski yüz yılın ortalarında Almanya’nın Bayder Mainhoff 

terör örgütleri gibi- bu listeyi uzatmak mümkündür- kan emicilerin de birer zalim firavunlar kümesi

olduğunu ve PKK hariç, diğerlerinin nasıl bertaraf edildiğini de unutmamak lazım.

Sevgili dostlar

Önceki günlerde Irak’ta, Tunus’ta, Libya’da, dün Mısır’da, Suriye’de ve bu gün de Beyrut’ta
 
olanları kabul etmek, bir devletin, bir ordunun, bir polisin kendi insanına, o insanların kendi

kardeşlerine kurşun sıkması, zulmetmesi elbette ki kabul edilebilir bir durum olmamakla birlikte,
 
aynı şeyleri Türk Milleti olarak bizler yaşamıyor muyuz?

Otuz yıldan fazladır bizim kardeşimiz dediğimiz, ekmeğimizi paylaştığımız, aynı kan ve aynı

candan olan, aynı çeşmeden su içtiğimiz insanların, askerimize, polisimize sıktıkları kurşunlarla,

belediye otobüslerine, işyerlerine, cadde ve sokaklara attıkları Molotof kokteylleri ile bunca

masum insanımız can vermedi mi? Aslında bizim yukarıda saydığımız devletlerden farımız ne?

  Otuz yıldır canımız alan, kanımız emen bu insanlar ne istiyorlardı bizden, neyin karşılığında

birden bire barış elçisi oldular?

Gelelim Karakuşi Kadı’nın hikâyesine,

Sevgili dostlar,

Elbette ki, yukarıda ismini saydığımız devletlerde şu anda yaşananları tasvip etmek asla mümkün
 
olmamakla birlikte; Yönetime başkaldıran bu insanların başkaldırdıkları durum ile bu günkü

durumlarını hiç karşılaştırdılar mı acaba?

Saddam Hüseyin, 200 kişinin ölümünden sorumlu tutularak idam edildi. Oysa Saddam’ın

idamından beri Irak’ta her gün bir o kadar insan ölüyor. Libya’da aynı durum,  Mısır’da aynı

durum, Suriye’de ve Lübnan da aynı durum. Amerika saydığımız ülkelerin hangisinden daha
 
demokratik.               

Avrupa ülkeleri de öyle. Demokrasi kılıfına bürünmüşler ama demokrasiyi, herkesin her şeyi

söylediği ama güçlü olanın sözünün geçtiği bir yönetim tarzı olarak görmekten de asla geri
 
kalmamışlardır.

Burada şu hususu özellikle belirtmek gerekir; Beğenelim ya da beğenmeyelim, Mısır’da olduğu

gibi, halkın oyunu alarak iktidara gelmiş insanları, bir askeri darbeyle devirerek yönetime el

koymak, artık çağımıza uymamaktadır. Ancak, şer güçlerin çıkarları her zaman neyi gerektirmiş
 
ise o minvalde hareket ederek, bunca masum insanın kanına girmektedirler. Uyanık ve dikkatli

olmak lazım.


Son söz olarak, acaba diyorum; Bu insanların hiç mi sucu yok.

 

 

 


 


16 Ağustos 2013 Cuma 10:57
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÜLKE GÜNDEMİ

CHP'den Başköylü kadınlara destek

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, “Ölürüz de jeotermal kuyu

Türkiye kendini yiyen ülke haline getirildi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal düzenlediği basın toplantısında "Türkiye, kendi kendine yeten 7

MHP aşıya karşı çıkan ailelere hapis istedi

MHP Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, genişletilmiş

FETÖ gitti İskender Paşa cemaati geldi

Son dönemde FETÖ’nün tasfiye edilmesinin ardından yargıda yeni tarikat ve cemaatlerin yapılandığı

Hiçbirimiz trafik meselesinde efsunlu değiliz

Polis Amirleri Eğitimi Merkezi 2018 Yılı 3.Dönem Mezuniyet Töreninde konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu,

AKP seçmeni de imam hatip karşıtı

Nakil döneminin sonuçları, AKP’nin yüksek oy aldığı illerde de imam hatiplerin tercih edilmediğini ortaya

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL