23 Haziran 2018 Cumartesi

İşçi Memur Ayırımı

Erdal Koca

Erdal Koca

E-Posta : erdalkoca@hotmail.com

İşçi Memur ayırımı

Merhaba sevili okuyucular

Bu günkü yazımıza biraz kendimden bahsederek başlamak istiyorum.

Bizi takip eden okuyucularımızın benim köşe yazarlığından ziyade şiir ile meşgul olduğumu

bildiklerini düşünüyorum. Bu bağlamda, 2013 yılı Ağustos ayından beri, yazmış olduğum

şiirlerden bu gün itibariyle yüz yirmi tanesini www.antoloji.com/erdal-koca/ adresinde

yayınladığımı da bildiklerini ve takip ettiklerini sanıyorum.

Zira şiirlerimin yayınlanmaya başladığı 28 Ağustos 2013 tarihinden beri yaklaşık bir aylık sürede

sitede aldığım resmi istatistiklere göre birmilyonbeşyüzbin (1.500.000) defa tıklandığını gördüm.

Ayrıca bir şiirimin de oldukça yüksek sayıda kişi tarafından on üzerinden dokuz puanla

ödüllendirildiğini ve bu durumun da adı geçen sitede çok iyi bir yer edinmesine katkıda

bulunduğunu görmenin mutluluğuyla herkese ayrıca teşekkür ederek bu bölümü kapatır ve asıl

konumuza geçmek istiyorum.

Sevgili okuyucular, hepinizin yakinen bildiği gibi mevcut hükümet, Anayasa değişikliği konusunda

yoğun çaba içerisinde. Anayasanın içeriği konusuna girmeden Başbakan Sayın Recep Tayyip

Erdoğan’ın çalışanlar için düşündüğü ve bu konuyu Anayasaya dâhil etmesi hususundaki

düşüncelerinden bahsetmek istiyorum.

Sayın Başbakan, müteaddit defalar muhtelif yerlerden bahsetmiş olmasına rağmen, konunun tam

anlamıyla açıklığa kavuşmadığı düşüncesiyle bir kez daha vurgulamak istedim.

Sayın Başbakan muhalefete seslenerek, gelin Anayasamızda işçi-memur ayrımına, dolaysıyla

çalışanlar arasında sınıf ayrımına son verelim diyor. İlk bakışta bu halkımızın hoşuna gitmiş

olabilir. Zira halkımız, son dönemlerde hükümetin de ‘’Memurlarımız halkın hizmetinde olacak,

hizmeti vatandaşımızın ayağına götüreceğiz, vatandaşımız kamuda bürokrasiyle uğraşmayacak

ve bürokrasiye takılanların müracaatı halinde ilgili memur hakkında gerekli işlemleri yapacağız’’

tarzındaki ifadeleri, Devlet Memurlarına karşı zaten ön yargılı olan halkımız tarafından yanlış

anlaşılmış ve haksız bir talebinin dahi reddedilmesi halinde doğrudan memuru BİMER veya diğer

şikâyet hatlarına şikâyet etmiş olmaları nedeniyle moralleri son derece bozuk bir şekilde

çalışmaktadırlar.

Öte yandan, yapmış oldukları iş itibariyle işçilerle aynı kategoride değerlendirilmeleri zaten işin

tabiatına aykırıdır.

Ayrıca Sayın Başbakanın ifade tarzında vatandaşın memur olarak en alt kademedeki memurları

algıladığını ve bunun genel müdür, müsteşar, hâkim, savcı gibi en üst düzeydeki memurları da

kapsadığını düşündüğünü zannetmiyorum.

Yine hepinizin bildiği gibi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, en alt kademedeki memurundan

en üst kademedeki memuruna kadar herkesi kapsamaktadır ve devletin işleri bunlar tarafından

yürütülmektedir.

Memurlarla işçiler, Anayasamızda ‘’ÇALIŞANLAR’’ olarak adlandırıldığı takdirde hiç kimsenin iş

güvencesi olmayacağından, siyasi otoritenin tahakkümü adlına gireceği de muhakkak olacaktır.

Şimdi bir genel müdürün, bir müsteşarın, bir hâkim veya savcının işçi statüsünde olduğunu ve

hükümetin siyasi politikalarına uymayan her hangi bir konuda nasıl sağlıklı karar verebileceğini bir

düşünün.

Burada yapılmak istenen değişikliğin gerçekleşmesi halinde Devlet otoritesinin ne hallere

düşeceğini hayal dahi etmek istemiyorum.

Sayın Başbakan, masum ve adil bir değişiklik gibi sunmaya çalışsa da bunun masum bir düşünce

olmadığını ve altında yatan gerçek niyetin çok daha farlı olduğunu görmek için müneccim olmaya

gerek yoktur.

Hükümet bu hamleyle bir taşla iki kuş vurma niyetinde. Hem bürokrasi siyasi iktidarın emrinde

olacak ve hem de bir sivil toplum kuruluşu olan sendikaları devre dışı bırakarak karşısında

toplumsal bir gücün olmasını engellemiş olacaktır.

Kaldı ki, işçi ve memurların ‘’Çalışanlar’’ olarak Anayasamıza girmesinde, yukarıda izahına

çalıştığımız hususların dışında siyasi otoriteye farklı bir getiririsin veya vatandaşa daha fazla

faydasının olacağını da düşünmek safdillik olur.

Evet, sevgili okuyucular

Altında farklı niyetlerin bulunduğu, ancak masum gibi görünen bu taleplerin hayata geçmesi

halinde, hak, hukuk ve adaletten bahsedilmesinin abesle iştigal olacağını da bilmenizi isterim.

Şayet siyasi otorite adaleti sağlamak istiyorsa çalışan işçi ve memuruna gelir dağılımında adil bir

pay vermesi daha adil ve uygun olanadır.

Bu durum, müfredatta yapılan ve bir türlü rayına oturamayan, her yıl farklı bir uygulamayla karşı

karşıya olan eğitim sistemimize döner. O zaman da her şeyde bir zafiyet oluşur ve vatandaşın

devlete olan güveni sarsılır.

Bu bakımdan, güçler ayrılığı prensibinin olmadığı bir yerde hak ve hukukun üstünlüğünden

bahsedilemez.

Hak ve hukukun üstün olmadığı bir yerde de demokrasiden bahsedilemez.

 


30 Eylül 2013 Pazartesi 08:40
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÜLKE GÜNDEMİ

Botanik park olacaktı TOKİ’ye teslim edildi

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bütçesinden 350 milyon lira harcandı. Hükümet ‘Vizyon projesi’

Erdoğan yeni sistemi anlattı!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Yeni Havalimanı'nda gerçekleştirilen A Haber - ATV ortak yayını

Avrupa'da yaşayan muhaliflere suikast timi

MHP'den iki kez milletvekili aday, bir kez de Genel Başkan adayı olan İsa İlyasoğlu, AKP'li Cumhurbaşkanı

Eniştenize kapıyı kapatma zamanı geldi

Partisinin Siirt mitinginde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan "16 yıl önce enişteye bir kapı

İYİ parti parlamenter sistemde kararlı

İYİ Parti'den öğlen saatlerinde Millet İttifakı tarafından yayınlanan ortak deklarasyona düzeltme geldi.

Türkiye'de yargının geldiği son durum bu

Türkiye 24 Haziran erken seçimlerine doğru giderken muhalefet adaylarının üzerinde buluştuğu neredeyse tek vaat

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL