23 Haziran 2018 Cumartesi

DEVLET ADAMLILIĞI

Erdal Koca

Erdal Koca

E-Posta : erdalkoca@hotmail.com



 DEVLET ADAMLILIĞI


Merhaba sevgili dostlar


Geçmiş bayramını en içten dileklerimle kutlamıştım. Temennim, bundan sonra da daha nice
 
bayramlara birlikte erişmek.


Sevgili dostlar,


Siyasi partiler, parti tüzüğüne ya da parti programlarına göre, kendilerine yol olarak belirledikleri

strateji, çoğu zaman konjonktüre göre değişikler arz edebilmektedir.


Bu değişiklikler, dünyadaki ekonomik, sosyal ve siyasal durumlara paralel olarak, kimi zaman
 
taviz noktasına da erişse de, devletlerin yapısının sağlam olması ve ulus devlet sürecini

tamamlamış olmaları halinde birlik ve bütünlüğe tehdit oluşturmaz.


Burada en önemli hususlardan birisi de, milletten yetki almış siyasilerin, bu gibi durumlarda devlet
 
adamlılığını ortaya koyabilmesidir.


Beğensek te beğenmesek te Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta ‘’ONE

MUNİTE’’ sözü gerçekten hafızalara kazınmış bir sözdür.

Bunun en güzel örneklerinden birisi de, Lozan Antlaşmasından sonra, İsmet İnönü’nün göstermiş

olduğu devlet adamlılığıdır.

Şevket Süreyya'nın vurguladığı gibi, "yakın tarihimizde bir başka müdahalesi olmasaydı bile İsmet

Paşa, yalnız Lozan'daki mihnetleri, direnişleri ile, unutulması mümkün olmayacak bir yer işgal

edebilirdi."


Diyerek, İnönü’nün tarihe geçen duruşunu sergilemiştir. Bu olayın devamında yaşanan Mudanya
 
Mütarekesinden sonra İngiltere, Fransa ve İtalya asıl barış görüşmelerinin 13 Kasım 1922'de

İsviçre'nin Lozan kentinde yapılmasını kararlaştırmışlar ve "Doğu'da savaşa son verecek bir

antlaşma" yapılması için TBMM hükümeti yanında İstanbul'un da temsilciler göndermelerini

istemişlerdi. Ankara'nın yanında İstanbul'un da görüşmelere çağrılması, müttefiklerin iki tarafı

karşı karşıya getirmek taktiğinden başka bir şey değildi. Bu taktik ters tepti ve Büyük Britanya
 
hükümeti Lozan'a İstanbul hükümetini de çağırmakla, farkında olmadan saltanatın sonunu

hazırladı. Son sadrazam Tevfik Paşa'nın Lozan'da toplanacak konferansa birlikte gidilmesi

önerisine Mustafa Kemal Paşa'nın yanıtı sert ve kesin oldu: "...sulh konferansında Türkiye Devleti

yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından temsil olunur..." diyerek

emsalsiz bir devlet adamlılığı duruşunu göstermesidir.
 


Konu, siyasi partilerden devlet adamlılığı konusuna gelmişken, aşağıdaki hususları belirtmeden
 
geçmek te olmaz.


Lozan, bir muahededen çok bir hesaplaşma idi. Zaten orada karşımıza çıkan da, ağır bir yenilgi

ile "Küçük Asya Felaketi"ni yaşayan Yunanistan değildi. Türkler, Lozan'da bütün Osmanlı tarihinin
 
hesabını vermek gibi ağır bir görevle karşı karşıya bulunacaklardı. Bu konuda, Gazi'nin en olumlu

kararı vererek İsmet Paşa'yı seçtiğini görüyoruz. Mustafa Kemal Paşa'ya göre, Bakanlar Kurulu
 
başkanı Rauf Bey, Dışişleri Vekili Yusuf Kemal Bey ve Sıhhiye Vekili bulunan Rıza Nur, gidecek
 
heyetin doğal üyeleri gibi görünüyordu. Ancak Rauf Bey'in başkanlığında bulunacak bir heyetin

bizim için yaşamsal olan sorunlarda başarılı olacağından Gazi emin değildi. Rauf Bey kendisini

zayıf görüyordu. Danışman olarak İsmet Paşa'nın katılmasını istiyordu. Oysa danışman olarak
 
gidecek bir İsmet Paşa'dan beklenen yarar sınırlı olacaktır. Ancak Gazi, "İsmet Paşa reis olursa

azami istifade temin olunacağı" kanısındaydı. Bazı görüşmelerden sonra Mustafa Kemal Paşa

kararını verdi. Dışişleri vekili Yusuf Kemal Bey'e, özel ve gizli olarak görevinden ayrılmasını ve
 
İsmet Paşa'nın onun yerine seçilmesinin sağlanmasını rica etti. Yusuf Kemal Bey de, daha önce
 
Mustafa Kemal Paşa'ya bu görevi en iyi İsmet Paşa'nın yapabileceğini söylemişti. Bu yüzdendir ki
 
İsmet Paşa'nın anılan göreve seçilmesi önemli bir sorun yaratmadı.


Atatürk döneminde yazılan ve Atatürk'ün gözden geçirdiğine şüphe bulunmayan Tarih IV Türkiye

Cumhuriyeti başlıklı eserde, bu seçimin ne kadar yerinde olduğu şöyle açıklanmaktadır:


Damat Ferit Paşa''a hakaret etmişti. Buna karşılık, İsmet Paşa, aşağıda görüleceği gibi eşitlik

konusunda direnmiş ve bu konuda ödün vermemiştir. Bu bakımdan Avrupa'ya gidecek heyetin

başında bulunacak kimsenin yeni bir zihniyeti, yeni bir ruhu temsil etmesi gerekirdi. Bu da kayıtsız

ve şartsız bağımsızlık arayan ve bunu savunabilecek bir kimse olması gerekiyordu. Bu yüzdendir
 
ki İsmet Paşa'nın dışişleri vekilliğine ve baş murahhaslığa getirildiğini duyanların çoğu bunun

önemini kavrayamadı. Yalnız onu yakından tanıyanlar bu seçimin yerinde olduğunu takdir ettiler.


Lord Curzon, sık sık İsmet Paşa'yı kündeye getirmeyi denemekten geri kalmamıştır. Konferansın
 
azınlıklar sorunu yüzünden kesilmesi tehdidine İsmet Paşa'nın yanıtı şu olmuştur: "Eğer bu

sözlerde bir kesilme tehdidi varsa, eğer bu kesilmeden Türkiye mesul tutulmak isteniyorsa,

mesele bu şekilde ortaya sürülmemelidir. Çünkü Lord Curzon'un nutkundan evvel azınlıklara hak

tanımayı biz kendimiz kabul etmişizdir. Sonra, Türk heyeti hiçbir güçlük çıkarmış da değildir. Buna
 
rağmen kesilme için azınlıklar meselesi münasip bir bahane olarak kullanılırsa, bu hakikatler

öğrenilince, bizim lehimizde yükselecek ses o zaman muhterem Lordun zannettikleri gibi yalnız

Ankara'nın sesi olmayacaktır."


"Ellerinin temiz" olduğunu, bu yüzden de Milletler Cemiyeti'nin denetiminden çekinmediğini öne
 
süren Lord Curzon'a İsmet Paşa, alnı açık olarak şunları söyler: "Yabancı istilası yüzünden yakılıp
 
yıkılmış kendi memleketlerinde çalışan Türklerin elleri özellikle temizdir. Bu eller hiçbir vakit, hiçbir

yabancı memlekete ne saldırmış, ne yabancı bir memleketi istila etmiş, ne yakıp yıkmıştır; bütün

başka ellerle karşılaştırılmakta çekinecek hiçbir şeyleri yoktur."


Bu sahneye tanık olan Ali Naci Karacan, İsmet Paşa'nın sözlerinin etkisini şöyle açıklar: "Biz

Cemiyeti Akvam'a girmekten korkmuyoruz. Çünkü ellerimiz temizdir" sözüne "bizim ellerimiz

bilhassa temizdir" şeklindeki karşılığı büyük bir etki yarattı. Yalnız bu cümle Curzon'un bütün

nutkuna tek başına yeterli bir cevaptı... İsmet Paşa'nın Lord Curzon'a çok haklı ve biraz sert

karşılık vermesi, Türk baş delegesini birdenbire Lozan'ın her sınıftan, her ekolden çeşit çeşit

diplomatları arasında en cazip, en saygıdeğer şahsiyeti haline getirdi. Türke en düşman yabancı

muhabirler bile söyleyecek söz bulamıyordu.


İşte böyle sevgili dostlar;

Biz millet olarak, tarihin en ince süzgeçlerinden geçmiş asil bir milletiz. Bu milletin yeri ve günü

geldiğinde neler yapabileceğine, nasıl Atatürk’ler, İnönü’ler ve nasıl Seyit Onbaşılar

çıkartabileceğine tarih şahittir.


Yedi düvele boyun eğmeyen bu yüce milletin diz çöktürülmesi mümkün değildir.

Allah yar ve yardımcısı ve yardımız olsun
 


12 Ağustos 2013 Pazartesi 14:39
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÜLKE GÜNDEMİ

Bir seçim dönemi böyle geçti

Yarın cumhurbaşkanını ve parlamentoda görev yapacak milletvekillerini seçecek olan vatandaş meydanlara çıkan

'... ittifakı' kazanırsa dolar yükselecek

Son 15 yılda Türkiye’ye yaklaşık 650 milyar dolar para getiren yabancı sermayenin önde gelen bankaları Pazar

İktisatçı rakamlarla Erdoğan'ı yalanladı

İktisatçı Mustafa Sönmez, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP iktidarı öncesinde Türkiye’de

Botanik park olacaktı TOKİ’ye teslim edildi

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bütçesinden 350 milyon lira harcandı. Hükümet ‘Vizyon projesi’

Erdoğan yeni sistemi anlattı!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Yeni Havalimanı'nda gerçekleştirilen A Haber - ATV ortak yayını

Avrupa'da yaşayan muhaliflere suikast timi

MHP'den iki kez milletvekili aday, bir kez de Genel Başkan adayı olan İsa İlyasoğlu, AKP'li Cumhurbaşkanı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL