TSK Mehmetçik Vakfı

21 Ekim 2018 Pazar

ÇANAKKALE

Erdal Koca

Erdal Koca

E-Posta : erdalkoca@hotmail.com

 

Saygıdeğer Okuyucular

Eğer bir insanda hayal gücü yoksa hayal edemiyor ve olayları kendi iç dünyasında yaşamıyorsa, güncel deyimiyle FARKINDALIK, olayların farkına varamıyorsa ne anlatırsanız anlatın umurunda değildir.

Gazete haberlerini okur, sinema filmlerini seyreder, televizyon dizilerini izler izler, haberleri dinler ama içeriklerini, anlatmak istediklerine asla kafa yormaz geçerler. Bir olayın farkına varabilmek için mutlaka yaşaması ya da başına gelmiş olması lazımdır. Nasıl kazanılmıştır, nasıl sahip olmuşlardır farkında bile olmazlar.

Bunlardan bir tanesi ve en önemlilerinden olan Çanakkale savaşlarıdır. Vatanı bize bahşeden, bu uğurda canlarını, kanlarını veren ve hatta o yıl 1915-1916, tıbbiyenin mezun vermediği yıl. Yani birinci dünya savaşının Osmanlı İmparatorluğu ile ihtilaf devletleri arasında, Gelibolu Yarımadasında olan deniz ve kara savaşları!...

Hepimiz bilmekteyiz ki ve tarih sayfalarının yazdığına göre, her karesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün bulunduğu, ‘’Ben size Savaşmayı Değil, Ölmeyi Emrediyorum’’ dediği yer. Konunun derinliğini, orada yaşananları tarihçilere bırakıp, yaşanmış ve pek azımızın bildiği bir Fransız Kuvvetler komutanı General GURO’nun bir anısını anlatmak istiyorum.

Çanakkale Savaşlarında Fransız Kuvvetlere komutanlık eden General GURO, savaş sırasında bir kolu ile bacağının bir kısmını, savaş sırasında bırakarak Fransa’ya dönmüş olup savaşa dair anılarının birinde;

Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için onlarla yani çocuklarınızla daima gurur duyar, iftihar edebilirsiniz diyerek, Fransız anne ve babalara seslenerek diyor ki, hiç unutmam: biraz evvel doğa, çevremizde en nefis güzelliğindeydi. Su çiçekleri, papatyalar, Peygamber çiçekleri ve leylaklar bir gökkuşağı alemi yaratıyordu. Ve şimdi savaş sahasında döğüş bitmiş, o güzelim tablo, kan revan içindeydi. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip, ağır zayiatlar vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutmam mümkün değil. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeri de kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtasıyla o askerle bir konuşma yaptık:

- Niçin, öldürmek istediğin bir askere şimdi yardım ediyorsun?

- Mecalsiz haldeki Türk Askeri şu karşılığı verdi:

- Bu Fransız, yaralanınca yanıma düştü ve cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler

söyledi ama anlamadım!... Tahminim o ki annesi olmalıydı. Benimse kimsem yok, istedim ki o kurtulsun ve annesinin yanına dönsün!...

Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada, emir subayım Türk Askerinin yakasını açtı. O an, gördüğüm manzaradan yanaklarımdan süzülen gözyaşlarımın donduğunu hissettim!... Çünkü, Türk Askerinin göğsünde bizim askerimizinkinden daha ağır bir süngü yarası vardı ve BU YARAYA BİR TUTAM OT tıkamıştı!...

Az sonra ikisi de öldüler!!!

Saygıdeğer Dostlar

Bunları şiir yazmak gibi yazmak, roman oku gibi okumak elbette ki çok kolay. Kim bilir belki de bunu okuyanlardan bir çoğu hikaye sanmış, yaşandığına veya hayatta gerçek bir kesit olduğuna inanmamış. Ama ne yazık ki ( Birazcık tarih bilginiz varsa) gerçek olduğunu bilir, bilmeseniz bile araştırır, bulursunuz.

Bunları yazmadan önce gazetelerin birinde okuduğum yazıda, İzmir, Kadifekale deki şehitleri anma merasiminde vali şehitleri anarken, Atatürk’ten tek kelime etmemesini protesto eden bir kadının isyanlarını okudum.

Yukarıda da bahsetmiş olduğum gibi Atatürk, Çanakkale savaşlarının her karesinde bulunmuş bir isim, kumandan ve bir askerdir.

Yanlış hatırlamıyorsam Çörçil söylemiş olmalı: ‘’Dahi insanlar yüz yılda bir gelir dünyaya. Bu asırda da Atatürk gibi bir dehanın gelmesi ne yazık ki Türklere nasip olmuştur’’ demiştir.

Tüm Avrupa devletlerinde olduğu gibi, bizim içimizden de Atatürk’ü, onun ilke, inkılap ve milliyetçiliklerini unutmak ve unutturmak gibi haince bir savaşı bizim içimizden de başlatanlar var. Bir taraftan vatan hainlerinin, devlete başkaldırmış kanı bozukların adları şehir meydanlarına veya sokaklara verilirken, heykelleri meydanlara dikilirken, Atatürk gibi dünyanın kabul ettiği birinin heykellerini yıkmak, dağlarda, taşlarda, ülkenin her karış toprağında ve de en önemlisi gönüllerde silmeye kalkışmanın adı nedir ya da buna ne denir? Lütfen cevabını siz verin.

Sevgili okuyucular

Çanakkale Savaşları konusunda makale yazacak kadar kitap okudum ve de tarihçi dinledim, olayları gözyaşlarımla izleyip, adeta o anları yaşadım.

Kazanmak öyle kolay değil, kazananlar bilir. Hani babasının kazancıyla lüks otomobillere binip, yarış yapan, gündüzleri uyuyup, gecelerini güzellerle ünlü gece kulüplerinde geçiren, yemek, içmek, babasının parasını harcamak ve gezmek olan gençlik, bu günlere kimin sayesinde, kimlerin kurtardığı vatanda ve o vatana hediye ettiği cumhuriyet sayesinde yaşadığını elbette bilemez, bilmez.

Bazı densizlerin de bulundukları makamdan ya da koltuktan olmamak için iktidara yalakalık yapıp, hatta kişiliklerinden uzaklaşarak, kimin sayesinde bağımsız bir devlette ve o devletin koltuklarından oturduğundan habersizmiş gibi davranması damarındaki kana yakışmaz, yakışıyorsa o damardaki kan, güç alınan Türk Kanı olamaz.

Bu gün, dünya ülkeleri arasında sömürge halinde olan, Ortadoğu ülkeleri gibi dünyanın parmağında oynattığı ülkeler arasındaki olanlar, bundan on beş yıl öncesinin Türkiye’sini özlüyorlar. Biz ise kişisel ve gündelik çıkarlarımız uğruna, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini satıyoruz.

Uğrunda ölünecek vatan, bayrak ve namustan başka ne var?

Vatan olmazsa bayrağın ve namusun olmaz. Karımızın ya da kızımızın karnında Irak da olduğu gibi conilerin p.. leri olur ve kusura bakmayın dininiz de olmaz. Kısaca köle olmuş bir vatan ve o vatanın milleti her şeye mahkumdur.

Okuyanlar bilir: Atatürk, Üst düzey bir İngiliz’i misafir eder. Sofra donatılmış ve İngiliz hayranlık içindedir. Sofrada tabiri caiz ise kuş sütü eksik ve İngiliz bu durumdan çok hoşlanır hatta kendini İngiltere de zanneder. Tam o sırada yemekleri getiren garson, elindeki dolu bir tabağı düşürür ve yemekler saçılır, ortalık bir anda buz kesilir.

Herkes utan içindedir ve duruma Atatürk çevik zekasıyla müdahale ederek, BEN BU MİLLETE HERŞEYİ ÖĞRETTİM AMA UŞAKLIK ETMEYİ ÖĞRETEMEDİM der. Bu durum herkes hayranlıkla karşılanır.

Şimdi mi? O günleri ve Atatürk’ü unuttuk, uşak olmayı öğrendik. 18 MART, tarihte yeni sayfa açanlara ve bu yurdu bize armağan eden ecdadımıza Allah rahmet etsin.

Bu makale, www.ulkucuhaber.com, www.jurnalhaber.com ve www.politikakulvari.com adresinde eş zamanlı olarak yayınlanmıştır.


19 Mart 2015 Perşembe 11:52
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÜLKE GÜNDEMİ

MİT ve Emniyet’e UYAP yetkisi

Komisyonda, güvenlik soruşturmasıyla ilgili maddede değişiklik yapıldı.

Yükselme sınavında Süleymancı torpili

Şırnak Üniversitesi’nde yapılan Görevde Yükselme Sınavı mülakatlarında kimi adaylara tarikat bağı

Kadınlar nafaka almak için mi evleniyor?

Yazılı bir açıklama yapan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı "Son günlerde kamuoyunda mevcut nafaka

Papaz Brunson'ı bırak Hasan Mezarcı'ya bak

Medyanın kendisine yer vermediğini ileri süren Hasan Mezarcı, "Bu ilâhî medya yayınları kıyamete kadar artarak

Devlet krizin farkında değil

Hükümetin yaptığı ‘tasarruf’ açıklamaları bütçeye yansımadı. ‘Mal ve Hizmet Alımları’ için

Örtülü harcama 1.3 milyarı aştı

Örtülü ödenek harcamalarının büyük bölümünün 24 Haziran seçimlerinden önce yapılması dikkat çekti.

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL