29 Eylül 2020 Salı

Türkiye’yi yaşanılmaz hale getirdiler

turkiyeyi-yasanilmaz-hale-getirdiler

HDP Sözcüsü Ebru Günay, parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek, gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
07 Ağustos 2020 Cuma 20:43

 Tecrit, Pandemi, İstanbul Sözleşmesi, Ekonomi konularını değerlendiren Günay, şunları söyledi:  

Bildiğiniz gibi 4 Ağustos’ta Beyrut’ta korkunç bir patlama yaşandı. Kentin büyük bir bölümünde yıkıma yol açan patlamada yüzlerce insan hayatını kaybetti, binlercesi yaralandı, 300 binden fazla insan da evsiz kaldı. Bu korkunç patlamadan dolayı derin üzüntü içerisindeyiz. Hayatını kaybedenlere rahmet, ailelerine başsağlığı ve yaralananlara için de acil şifalar diliyoruz.


Beyrut’taki facia savaşa yapılan yatırımların halklara yıkımdan başka şey getirmediğini gösterdi


Birçok kültüre, inanca ev sahipliği yapan bu ortak yaşam kenti, direnişi, mücadeleyi on yıllardır yaşamının bir parçası haline getirdi. Beyrut’ta yaşayan halklar bu zor günleri de  elbette aşacaktır. Bu zorlu günlerde başta partimiz HDP olmak üzere, Türkiye halkları olarak bütün imkanlarımızla Lübnan halklarının yanındayız. Bir daha bu tür büyük yıkımlara ve acılara neden olan olaylar yaşamamak için öncelikle bu savaş zihniyetinden, savaş için depolanan mühimmatlardan vazgeçilmesi gerekiyor. Yıllardır savaşın yıkım getirdiğini dile getiriyoruz, Beyrut’taki büyük facia kaza da olsa sabotaj da olsa savaşa yapılan yatırımın halklara yıkımdan başka bir şey getirmediğini bir kez daha gösterdi. Bir kez daha Lübnan halkına başsağlığı diliyoruz.


CPT, İmralı sistemini açıkça tecrit sistemi olarak tanımlıyor




Türkiye’yi yaşanılmaz bir ülke haline getiren iktidarın savaş politikasının, çözümsüzlüğün, anti-demokratik yönelimlerin kaynağını iktidarın tecrit politikası belirliyor. 5 Ağustos’ta Avrupa Konseyi’ne bağlı İşkenceyi Önleme ve izleme Komitesi (CPT), Türkiye raporunu açıkladı ve bu raporun önemli kısmı Sayın Öcalan’ın tutulduğu İmralı Cezaevine ilişkin bölümlerdi. 


Rapor, açıkça “İmralı sisteminin” bir tecrit sistemi olarak tarif ediyor bunun asla kabul edilemeyeceğini belirtiyor. Bu rapora göre İmralı’da bulunan tutsaklar haftalık 168 saatten 159 saatini mutlak tecrit koşullarında geçiriyorlar. CPT heyeti 2019 yılında İmralı Cezaevi'ne yaptığı ziyarete ilişkin açıkladığı raporda, 2016'dan bu yana İmralı sisteminde  herhangi bir iyileşme olmadığı belirtilerek cezaevindeki sisteminin “tamamen gözden geçirilmesi” gerektiğini istiyor. Yani bu sistem tamamen gözden geçirilmeli diyor CPT.


CPT raporu ulusal ve uluslararası hukuku çiğneyen suç halini tarif ediyor

 

CPT raporunda, Türkiye hükümetini, İmralı Cezaevi'ndeki tüm tutsakların, istedikleri takdirde, yakınlarından ve avukatlarından etkili bir şekilde ziyaret edilmelerini sağlamak için gerekli adımları atmaya çağırıyor. Bu amaçla, 'disiplin' nedenleriyle aile ziyaretlerini yasaklama uygulamasına son verilmesini istiyor. Ayrıca Komite yani CPT, Türkiye hükümetinden İmralı Cezaevi'nde tutuklu bulunan tüm mahkumların aile üyeleri ve avukat ziyaretleri hakkında aylık olarak açıklama yapmalarını talep ediyor.


CPT’nin belirttikleri son derece önemlidir, bağlayıcıdır. Bu konu bağlamında biliyorsunuz, Asrın Hukuk Bürosu dün bir açıklama gerçekleştirdi. Bu açıklamada da vurgulandığı üzere rapor, üye devletin onayı ile açıklanmıştır. Oysa CPT, insan hakları hukukuna bağlı olarak devletler üstü bir kurumdur. Öncelikli görevi işkenceyi önleme olan CPT, görevini ihmal eden bir noktadan söz kurmaktadır. Bu durumun kendisi bile adada sürdürülen işkence ve infaz rejiminin boyutlarının, hukuksuzluğunu göstermektedir. Açıklanan rapor tecrit sistemini, ulusal ve uluslararası hukuku çiğneyen suç halini tarif ediyor. 


İmralı’da evrensel bir suç işleniyor ve uluslararası tüm kurumlar sessiz kalıyor


Altını çizerek belirtmek gerekir ki, İmralı’da evrensel bir suç işleniyor ve uluslararası kurumlar maalesef sessiz kalıyor. CPT de üzerine düşeni tam olarak yerine getirmiyor. İmralı’daki tecrit ve işkence konusunda gerekli hassasiyeti yerine getirmeyen CPT, yaptığı ziyaretlerin sonuçlarını da kamuoyu baskıları gelince ancak kamuoyuna açıklıyor. Bu da, İmralı’daki tecrit sisteminin uluslararası bir sistem olduğunun kanıtıdır. Örneğin bir yıldan fazladır avukat ve aile görüşü İmralı adasında gerçekleştirilmedi.


Pandemi durumu var ve kamuoyu adada ne olduğunu bilmiyor, bu konuda bilgilendirme yapılmıyor. 2020 yılında CPT gitti mi? En son ne zaman gitti? Daha da önemlisi açıkladığı bu raporun gerekliliklerini takip edecek mi? Sistem tamamen gözden geçirilmeli diyor, peki ama sisteme dair ne yapıyor, neyi takip edecek? Önerisi nedir, neden üzerinde durmuyor! Tüm bunlar daha çok soru işareti yaratmakla kalmıyor, tecridin nasıl uluslararası bir karar mekanizmasında işlendiğini gösteriyor.

 

İmralı sistemi bütün ülkeye yayıldı; Türkiye İmralılaştı


İmralı üzerinde uygulanan tecrit, kendine has bir rejim biçimidir ve sistematik bir işkenceye dönüşmüş durumdadır. Bu yüzden; sorun, bir kişinin hukuki haklarından mahrum bırakılması kadar Sayın Öcalan tutsaklığında halklara acı ve gözyaşından başka bir şey sunmayan bölgenin dizayn edilme çabasıdır. 


İmralı sistemi bu haliyle bütün ülkeye yayıldı; Türkiye İmralılaştı, bugün herkesin hakkı ve hukuku tehdit altındadır. İktidarın İmralı’ya karşı takındığı tutum savaş politikası mı barış politikası mı yürüteceğinin işareti oldu. Geçmişte barış masası İmralı’da kuruldu, maalesef barış masasını yine iktidar İmralı’da devirdi. O günden beri ülke nefes alamıyor. 

İmralı susturulmaya çalışıldıkça ülkedeki kaos artıyor, savaş lobisi yüksek perdeden tek koro halinde harekete geçiyor. 


İmralı’dan ses geldikçe toplumda sağduyu, diyalog ve aklıselim duygular güç kazanıyor


Tam tersine İmralı’dan ses geldikçe toplumda sağduyu, müzakere, diyalog ve aklıselim duygular güç kazanıyor; çok değil bunu 2013-2015 yıllarında hep birlikte yaşadık ve deneyimledik. 

  

‘Neden tecrit var’ diye sorduğumuzda çatışmalı süreç ve terörizm yanıtı veriyorlar. Ben de buradan sesleniyorum. Hangi İmralı görüşmesinde Sayın Öcalan savaş çağrısı yapmıştır? Barışı kurmak için çabalamadığı tek bir görüşmesi var mı? Bu görüşmelerin her bir satırını Erdoğan da okudu, devlet yetkilileri de. Hangisinde savaşa, çatışmaya, kavgaya çağrı vardı? Kaldı ki tecridin, hukuksuzluğun, baskıcı yöntemlerin kendisi savaşı ve çatışmayı körükleyen politikalardır. Son 5 yılda iktidar bu politikalarla neyi çözdü? 

 

Sayın Öcalan, avukatlarıyla yaptığı son görüşmesinde “İmkân verilsin 1 hafta içinde bu sorunu çözerim” diyen, en küçük bir görüşmeyi bile barışın zemini oluşabilsin diye çabalayan bir liderdir. Evet, Beşir Atalay’ın ve devlet yetkililerinin bir zaman önce söylediği gibi, “Beğenseniz de beğenmezseniz de Öcalan Kürtlerin lideri”. Milyonlarca insan kendisini lider olarak görüyor ve öyle kabul ediyor. 

 

Türkiye’yi şu an içine düştüğü krizler kuyusundan çıkaracak kişi Öcalan


Türkiye’yi şu an içine düştüğü krizler kuyusundan çıkaracak olan kişinin Öcalan olduğunu bilen güçler tecritte ısrarcıdır. Tecrit kalkarsa barış ihtimalinin konuşulacağı, ona zeminin açılacağını bilen savaş baronları tecrit politikasında ısrarcı ve tecridin sona ermesini istemiyor. 

 

Krizler içinde debelenen bir ülkenin çatışmaya değil barışmaya ihtiyacı var, sağduyuya ihtiyacı var, bu sağduyu Sayın Öcalan’dır. 


Bu mesele sadece Kürt halkını ilgilendirmiyor, bütün ülkenin her bir ferdini ilgilendiriyor. Bugün ülkede hukuk yok, yasa yok, adalet hak getire, keyfiyet almış başını gidiyor. Biz bunların tamamını 21 yıldır İmralı’daki örneklerden biliyoruz. 


Sorunların diyalog ve müzakereyle çözülmesi yolu herkes için en kazançlı yoldur


Son 5 yılda bu politikalarla ülkenin gidebileceği yol olmadığı görüldü. Bu savaş, tecrit, hukuksuzluk ve despotik politikalarda ısrar etmek bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. İktidar da kendisini bu politikalarla kurtaramaz. Bu gidişata hep birlikte son verebiliriz. Bizim önerimiz ve çağrımız açıktır; her birimizin bir diğerimizin hakkını ve hukukunu gözeterek daha özgür daha huzurlu daha yaşanabilir bir ülke yaratabiliriz. Bunu çözüm sürecinde deneyimledik. Sorunların diyalog ve müzakereyle çözülmesi yolu herkes için en kazançlı yoldur. 


Hiç kimse İstanbul Sözleşmesi'ne yönelik saldırı dalgasına sessiz kalmamalı 


İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin tartışmalar ile birlikte bu konuda erkek aklı tarafından kadın kazanımlarına yönelik çok boyutlu bir saldırı kampanyası sürüyor. Sözleşmeden çekilme kampanyası yürütenler, bunun teorisini yapanların tamamı işlenen sistematik kadın katliamlarının, kadına yönelik şiddetin taraftarlarıdır ve aynı zihniyeti savunduklarını açıkça itiraf ediyorlar.


Kadınlar başta olmak üzere bu ülkede özgürlük, eşitlik, bir arada yaşamı savunan hiç kimse bu saldırı dalgasına karşı sessiz kalamaz, kalmamalı da. 


Kadınlar da bu saldırıya karşı her zamanki gibi direnişi ve mücadeleyi yükseltiyor. Sözleşme için önceki gün kadınlar Türkiye’nin birçok ilinde sokaklardaydı. Hakları ve özgürlükleri için seslerini yükselttiler. Dün binlerce, yüzbinlerce kadının katılımıyla ülkenin dört bir tarafında yapılan eylemlerde kadınlar esas olarak “gölge etmeyin başka ihsan istemeyiz” dediler. 


İstanbul Sözleşmesi biz kadınların yüzlerce yıllık mücadelesinin sonucu elde ettiği kazanımıdır ve bunu hiç kimse elimizden alamayacak. Biz yaşam hakkımıza, emeğimize sahip çıkıyoruz, bizim olanı savunuyoruz. İstanbul Sözleşmesi'ni savunmaya devam edeceğiz.


İktidar ne pandemiyi kontrol altına alabildi ne de ekonomiyi


İktidar, geçtiğimiz 5 ayda, önceliğinin insan sağlığı değil para olduğunu gösterdi. Tüm önceliklerini ekonomik göstergelere göre belirledi. Üstelik ne pandemiyi kontrol altına alabildi ne de ülke ekonomisini kontrol altına alabildi.


Hükümetin iki ayrı bakanlığı nasıl birbirinden bu kadar farklı ve çelişkili vaka sayısı açıklayabiliyor?


Bu beceriksizlik yetmiyormuş gibi son dönemde valiliklerin açıkladığı verilere göre ortada bir sahtekarlık da var. Sadece birkaç örnek verelim;


Malatya Valisi 100’lü rakamları aşan hasta sayılarına ulaştıklarını söylüyor, Sağlık Bakanlığı Malatya’nın da dahil olduğu 8 ilde 45 vaka sayısını açıkladı. Rize Valisi “40'lı vakaları gördüğümüz gün oldu” diyor, Ancak Sağlık Bakanlığının Rize’nin de dahil olduğu 6 il için açıkladığı en yüksek rakam 25. Erzurum Valisi kentteki toplam vaka sayısının 2511 olduğunu açıkladı. Aynı tarihte Erzurum’un dahil olduğu 6 ilde Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı vaka sayısı ise 2946. Rakamlar arasındaki çelişki çok büyük. Bu bir yana; bu valilikler İçişleri Bakanlığı'na bağlı valilikler. Aynı hükümetin iki ayrı bakanlığı böylesine kritik bir konuda nasıl birbirinden bu kadar farklı ve çelişkili veriler açıklayabiliyor? Hangisi yalan söylüyor? Birbirlerinden bu kadar habersiz olmaları mümkün mü? Eğer bu kadar habersizlerse bu ülkeyi yönetmeye mahirler mi?  


İktidarın derdi asla halk sağlığı değildir; iktidar para ve koltuk peşinde


Tabi bu durum akıllara başka soruları da getiriyor. Biz özelde şu sorunun cevabını acilen bekliyoruz: İçişleri ve sağlık bakanlıklarının açıkladığı vaka sayıları arasındaki büyük çelişkinin sebebi nedir? Bu soruyu sormaya hakkımız var çünkü AKP’de Saray entrikaları bitmiyor. Verilerdeki büyük çelişkinin sebebi elbet ortaya çıkacaktır. Ama şu kesin ki bu iktidarın derdi asla halk sağlığı değildir. İktidar para ve koltuktur peşinde.  


Kendi koltuklarının derdine düşen bakanlar, bilinçli olarak Kürtleri ölüme terk ediyor


Meselenin başka bir boyutu da Kürt kentlerinde yaşananlar. Kürt kentlerinde kontrol yok, halk kendi haline terk edilmiş. Ne vaka sayısı tespit ediliyor ne de tedavi var. Bütün Kürt illeri kendi kaderine terk edildi. Kendi koltuklarının derdine düşen bakanlar, bilinçli olarak Kürtleri ölüme terk ediyor. Salgının ilk günlerinden beri iktidara seslenen, ortak çalışma çağrısı reddedilen TTB’nin çabası olmasa Kürt illerinde ne yaşandığından kimsenin haberi olmayacak. Ama durum buradan gözüktüğünden çok daha vahim düzeyde.


Halkımız iktidarın aldığını iddia ettiği tedbirlere itibar etmemeli


Kürtleri bir kez daha ölüme terk eden bu zihniyetle daha fazla devam edemeyiz. Halkımız iktidarın aldığını iddia ettiği tedbirlere itibar etmemeli. Gereken tüm tedbirlerini kendisi almalıdır. Ve tabi dayanışmayı ihmal etmemelidir. Partimiz, bu yöndeki çalışmalarına hız kesmeden devam edecektir.  


Yine yandaşlar bir gecede milyoner yapıldı, olan yine ülke ekonomisine oldu


Bu pandemi tedbirlerini gevşetme ve halkı savunmasız bırakmanın gerekçesi yaptıkları ekonomi de tepetaklak. Döviz kuru aldı başını gidiyor. Dolar 7,5 TL’ye tırmanırken, Euro 8.5 TL’yi geride bıraktı. Altındaki rekorların çetelesini tutmak bile neredeyse imkansız hale geldi. Muhtemelen bu hareketlilikle yine yandaşlar bir gecede milyoner yapıldı. Olan yine ülke ekonomisine oldu. Her geçen gün daha fazla borçlanan, alım gücü düşen, emeği değersiz hale gelen bir ülke yarattılar. Enflasyon, tartışmalı TÜİK verilerine göre bile yüzde 12’lerde. İnsanların alım gücü düştü.  


Kuvvetler ayrılığı paramparça edildi, kurumlar çökertildi; krizin bir sebebi de bu


Oysa Erdoğan 24 Haziran 2018 seçimlerinde “Verin kardeşinize yetkiyi, faizle, ekonomiyle nasıl uğraşılırmış göreceksiniz” demişti. Hamasetle halkı aldattılar, sonuç ortada. Biz o zaman yeni sistemin Türkiye’yi uçuruma sürüklediğini söylemiştik. Geçen iki yıllık süreçte kuvvetler ayrılığı paramparça edildiği gibi kurumlar da çökertildi. İçinden geçtiğimiz krizin bir sebebi de budur. 


Bu krizin üstüne bir de tek adamın ve onun yetki verdiği damadın ekonomi yönetimi de eklenince korkunç günlerin geleceği aşikar. Zenginler daha da zenginleşirken yoksullar daha da yoksullaşıyor. Küresel krize kötü ekonomi yönetimi de eklenince ülkemizde ortaya çıkan manzara ortada. 


Hakça adil vergi ve adaletli dağıtım olmadan krizden çıkmak imkansız


Krizden çıkış yolunu; biz geçtiğimiz günlerde sunduğumuz Halk İçin Bütçe Kanun Teklifimizde açıkça yazdık, önerdik. Halk için bütçe çıkmadan, hakça adil vergi ve adaletli dağıtım olmadan krizden çıkmanın yolu ve imkanı olmayacaktır. 


Anayasal olarak hükümsüz olan bir kurumun bütçesi ile yönetiliyoruz 2 yıldır


Kurumlar yeniden özerkliğine kavuşmalı. Geçtiğimiz gün Anayasa Mahkemesi bir karar verdi biliyorsunuz. Buna göre bütçeyi yapan Strateji ve Bütçe Başkanlığı, İletişim Başkanlığı gibi 4 kurumun Anayasa’ya aykırı olarak kuruldukları, kanunla kurulması gereken kurumların Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle kurulmayacağına karar verdi. Anayasal olarak hükümsüz olan bir kurumun bütçesi ile yönetiliyoruz 2 yıldır. İşte bu kurumun bütçesi krizin asıl nedenidir. Bu yüzden Saray’ın bütçesi dedik. 


Ekonomideki duruma ilişkin ezan, bayrak, vatan hamasetini yapmadan kullanabilecekleri bir cümle yok 


Şimdi sormak istiyoruz: Toplumu bu kadar rahatsız eden, iflas getiren, ocak söndüren doların bu yükselişine var mıdır diyecekleri bir şey? Ezan, bayrak, vatan hamasetini yapmadan kullanabilecekleri bir cümle var mı? Yok, çünkü zenginleşiyorlar. Ama halk umurlarında değil. 


Meclis krize yol açan tüm sorunların çözülmesi için acilen toplanmalı 


Meclis bu durum nedeniyle acilen toplanmalı ve krize yol açan tüm sorunların çözülmesi temelinde görüşmeler yapmalıdır. İsraf ekonomisine son verilmesi, demokrasinin tam uygulanması gerekiyor. Kürt sorunu çözülmeden, kutuplaşmalar kamplaşmalar sona erdirilmeden ekonomik istikrar hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.


Haberin etiketleri:

HDP Sözcüsü Ebru Günay


Haber okunma sayısı: 271

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

İşte İsmail Saymaz'ın kovulma nedeni

İsmail Saymaz TELE1'de katıldığı 'Anında Manşet' programında Ahmet Davutoğlu ile röportaj yaptığı için

Kesenin ağzı İmam Hatiplere açık

İmam hatip liselerinin akademik başarısının artırılması amacıyla hemen her yıl farklı bir uygulamayı hayata

Ece Üner'den Kim Kardashian’a muhteşem cevap

Show TV Ana Haber Sunucusu Ece Üner, Ermeni asıllı ABD’li reality Show yıldızı Kim Kardashian’ın Azerbaycan

Düğün neyse de takılar ne olacak?

Pandemi nedeniyle nikah ve düğünler 2021’e erteleniyor. Öncelikli gerekçe kalitenin düşmesi, ikincisi ise

HKP'den Ermenistan'a sert tepki

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik saldırısına sert tepki gösterdi.

TTB’de yeni yönetim belirlendi

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 72. Seçimli Büyük Kongresi 26-27 Eylül 2020 tarihlerinde Ankara’da

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL