23 Ekim 2019 Çarşamba

Suriye politikasını A'dan Z'ye yenilemeli

suriye-politikasini-adan-zye-yenilemeli-

Cumhurbaşkanlığı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderilen, yurt dışına asker gönderilmesiyle ilgili teskere üzerine konuşan İYİ Parti Gurup Başkanvekili Aytun Çıray "Sayın iktidar, dış politikanızda 2010 yılından itibaren kendini belirgin biçimde göstermeye başlayan, 2012'de Şam'da Emevi Camisi'nde cuma namazı kılma hayaliyle somutlaşan radikal bir sapma olduğunu düşünüyoruz. Bu radikal sapma, her geçen gün biraz daha derinleşen ve bizi hiç olmadığı kadar güçsüz düşüren cumhuriyet tarihinin en büyük, en komplike, sosyoekonomik krizini tetiklemiştir." dedi
08 Ekim 2019 Salı 20:11

 Türkiye'nin millî güvenliğine yönelik ayrılıkçı hareketler, terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye'deki tüm terör örgütlerinden ülkemize bundan sonra da yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı millî güvenliğimizin idame ettirilmesini sağlamak, Türkiye'nin güney kara sınırlarına mücavir bölgelerde yaşanan ve hiçbir meşruiyeti olmayan tek taraflı bölücü girişimler ve bunlarla ilgili olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması, bu kuvvetlerin Cumhurbaşkanının belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilebilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkân sağlayacak düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması konusunda Cumhurbaşkanlığı tarafından gönderilmiş olan teskere konusunda konuşan İYİ Parti Gurup Başkanvekili Aytun Çıray geçmişten örnekler vererek iktidarı uyardı.

 

Çıray şunları söyledi:

 

Bugün, Cumhurbaşkanlığının, Anayasa'mızın 92'nci maddesi uyarınca yüce Meclisten talep ettiği bir izne dair tezkereyi görüşmek üzere toplanıyoruz. 2004'te bizden bu izin tezkeresini karara bağlamamızı isteyen en yüksek yürütme kurumu Başbakanlıktı, 2018'de artık rejim değişmişti, sonuçta izin tezkeresi önümüze Başbakanlık değil, Cumhurbaşkanlığı tezkeresi olarak gelmeye başladı. Meclisimiz bir kez daha kendi yetkisi dâhilinde olan izni artık en yüksek yürütme organı konumuna gelmiş olan Cumhurbaşkanlığına verdi. İşte bugün, Cumhurbaşkanlığının, bu iznin bir kere daha bir yıllığına uzatılmasına dair izin tezkeresini görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz. İYİ PARTİ olarak biz, tıpkı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da bu izin yetkisini vermekte ve bu yetkiyi özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri ve Millî Savunma Bakanlığına emanet etmekte hiçbir tereddüt göstermeyeceğiz. Bu kararımızda belirleyici olan unsur hiç şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti'nin varoluşuna yönelik tehditlerin gerçekten ciddi boyutlara ulaşmış olmasıdır. Yani, en hayati, yüksek çıkarlarımız tehlikededir. Tehdit ve tehlike bu kadar açık ve somutken biz bu tezkereye "hayır" demeyi aklımızdan bile geçirmeyiz. Ancak bu onay, devlete ait bütün kuvvetleri kendi uhdesine almış, dolayısıyla derin iç kutuplaşmadan ekonomik krize, anayasasızlaşmadan dışarıda karşı karşıya kaldığımız yalnızlaşmaya kadar, devasa sorunlarda muazzam sorumluluğu bulunan Sayın Cumhurbaşkanının, Suriye başta olmak üzere bölgede izlediği politikaları tasvip ettiğimiz anlamına gelmez. Aksine, bu izni gerekli kılan temel faktör, kof hezeyanlarınız, yanlış hesaplarınız, öngörüsüzlükleriniz, anlamsız tavizlerinizle yürüttüğünüz dış politikanın evlatlarını şehit veren milletimize daha ağır bedeller ödetmemesi içindir. Bugün millî çıkarlarımız nedeniyle söylemediklerimizi günü geldiğinde seçim meydanlarında Türk milletine anlatmamız bir muhalefet görevidir.



Sayın iktidar, dış politikanızda 2010 yılından itibaren kendini belirgin biçimde göstermeye başlayan, 2012'de Şam'da Emevi Camisi'nde cuma namazı kılma hayaliyle somutlaşan radikal bir sapma olduğunu düşünüyoruz. Bu radikal sapma, her geçen gün biraz daha derinleşen ve bizi hiç olmadığı kadar güçsüz düşüren cumhuriyet tarihinin en büyük, en komplike, sosyoekonomik krizini tetiklemiştir.

 

Değerli arkadaşlarım, manzara hepimizin yüreklerini kanatıp içimizi paramparça edecek kadar vahimdir. Öyle ki "İtibardan tasarruf edilmez." sözünü bir motto gibi tekrarlayan iktidar ve onun yandaşlarını uyarmak istiyorum. Tamam, itibardan tasarruf edilmez de peki, sizi itibarlı kılacak olan onurdan, şereften, saygınlıktan tasarruf edilebilir mi? Bu tezkere vesilesiyle millî onurun, ulusal gururun, gerçek saygınlık ve itibarın saraylar yapmak olmadığını size hatırlatmak isterim. Beyler, sanırım sözü nereye getirmek istediğimi anlamışsınızdır. Anlamak istemeyenlere kalbimin dün akşamdan beri utanç ve acı içinde kıvrandığını, öfkeyle sıkıştığını anlatmak istiyorum. Kendimi 15 Mayıs 1919'unda şehri düşman tarafından işgale uğramış bir İzmirli gibi hissettiğimi söylemek istiyorum. Hasan Tahsin'i ilk kurşunu atmaya hangi duyguların sevk ettiğini anlatmak istiyorum. Bu duyguları bana ve kalbi Türk milletinin onuru, refah ve barış dolu geleceği için atan tüm vatandaşlarımıza yaşatanları şiddetle kınıyorum. Sadece 280 karakterle 82 milyon insanımız için bu kadar aşağılayıcı, bu denli haysiyet kırıcı olma becerisini gösteren kimse elbette ki Trump'tan başkası değildir.

 

Sayın milletvekilleri, Trump dün akşamki "tweet"iyle Türk milletini tehdit etmek ve küçük düşürmekle kalmamıştır, Cumhurbaşkanında somutlaşan iktidarı da feci ve alçaltıcı bir tuzağın içine çekmiştir. Amerika Birleşik Devletleri'nin silahlı güçlerini Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyon bölgesinden çektiğini ve Sayın Erdoğan'ın kasım ayında Beyaz Saray'a davet edildiğini açıklaması tuzağın ilk adımıdır. İktidar, Trump'ın azledilme tehlikesiyle karşı karşıyayken Türkiye'nin yanında yer alacağına dair kendisini böyle bir boş fikre inandırmıştır. Gerçi sürekli aldatıldığını ve kandırıldığını itiraf eden ve neredeyse tüm başarısızlıklarını bununla izah eden bir zihniyet açısından bu şaşırtıcı değildir ancak beyler, bizi millet olarak topyekûn aşağılayıp tehdit eden dünkü "tweet" "Aldatıldım." gibi bir mazeretin önünü peşinen kesmektedir.

 

Bakın, Trump, muazzam bir kibrin küstahlığı içinde ne diyor? Diyor ki: "Daha önce söylediğim gibi yine tekrarlıyorum: Eğer Türkiye benim muhteşem ve eşsiz görüşümün sınırları dışında sayacağım bir şey yaparsa Türkiye'nin ekonomisini yok edeceğim ve mahvedeceğim. Bunu daha önce de yaptım." Trump "Daha önce söyledim." derken ve yukarıda söylediklerini söylerken nereden cesaret alıyor? Tabii, dolar olağanüstü yükselince Rahip Brunson'ın kendisi için gelen özel uçakla apar topar Amerika'ya gönderilmesinden cesaret alıyor. Bundan o kadar kibirli keyif alıyordu ki bu yılın başlarında, 14 Ocak 2019 tarihinde attığı aynı küstah içerikteki "tweet"te Türkiye'ye yönelik hezeyan dolu bir tehdit savurmuştu. Hatırlayalım, ne demişti o "tweet"te Trump? "Eğer Türkiye PYD-YPG'ye saldırırsa ekonomik yönden mahvederiz." Peki, iktidar bu küstahlığa nasıl cevap vermişti? Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın'ın çok alttan alan bir mesajıyla, Kalın, sanki Trump'ın umurundaymış gibi "Sayın Donald Trump, Türkiye, Amerika Birleşik Devletlerinden stratejik ortak yükümlülüklerin yerine getirilmesini ve bunun terör propagandasıyla gölgelenmemesini bekliyor." demişti. Bu açıklamanın ardından da dün gece savaş naraları atan yandaş televizyon baykuşları o gün Trump'daş kesilmişlerdi, Trump'daş.

 

Değerli arkadaşlarım, gelmiş geçmiş bütün şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhlarını muazzeb edecek muazzam bir hakaretle karşı karşıyayız. Bunun başlıca sebebi izlenen, sabahtan akşama üç kere değişen AKP'nin zikzaklı dış politikasından başka hiçbir şey değildir. Erdoğan, Putin Ayetullah yan yana; Putin, Ayetullah, Esat yan yana; Trump, Putin, Ayetullah, Esat Erdoğan'a karşı.

 

Sayın milletvekilleri, şimdi lütfen dikkatinizi yoğunlaştırın. Çünkü Trump bu kez tehdidine bir de sınırlama ilave etti. Ne diyor Trump? "Operasyonda size çizdiğim sınırların dışına çıkmayın. Terörist temizliğinizi IŞİD'le yani benim terörist dediklerimle sınırlı tutun. Sakın ola ki Fırat'ın doğusunda benim silahlandırdığım YPG ve PYD'ye dokunmayın." Kısaca, binlerce kafa kesici selefi IŞİD canisi, aileleriyle çoluk çocuklarıyla sizin belanız olsun diyor Trump bize. Bakın, dünyanın en güvenilmez siyasetçisine güvenme basiretsizliğimiz hangi sonuçlara neden oldu? Türkiye'yi nasıl bir tehdit coğrafyasına dönüştürdünüz? Bu arada değerli arkadaşlar, bizim ordu karakteri kazandırdığımız ÖSO'nun da kontrolümüzden çıkma ve IŞİD'le dâhil başka radikal unsurlarla her an bir iş birliği yapma ihtimali de vardır. Bu süreçlerde zaman zaman oldu bu oynamalar. Türk milletinin bu yüce çatısı altında yer alan bütün vekilleri başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere bu hakarete gereken cevabı gerekli ağırlıkta vermeye davet ediyorum. Bu onurlu basireti göstermeliyiz. Sayın Cumhurbaşkanı, ilk iş, Trump'ın Beyaz Saray'ı ziyaretini geri çevirmeli. Dün akşam bize hakaret edecek bu sabah "Buyurun gelin tekrar." diyecek. Tarih veriyor "Bugün gelin." diye. Bunu geri çevirmeliyiz. İncirlik'i kapatıp askerî anlaşmaları tekrar gözden geçirmeyi düşünebilirsiniz.

 

Merhum Demirel bunu yapmıştı. Bir sabah Ecevit'in kimseden habersiz Kıbrıs'a girmesinden sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin koyduğu ambargo üzerine Başbakan olan Demirel bütün bunları yapmıştı, yapıldı bunlar. Burası büyük ülke, yapabiliriz. Derhâl yolcu uçağı alımlarından vazgeçilmeli.

En önemlisi, muhalefete karşı, "yurtta sulh" kavramını güçlendirmek için, bu kırıcı, sert dilden vazgeçmek lazım. Yani önce içeride bir birlik, beraberlik, bütünlük ortaya koymalıyız.

 

Ancak bu adımların başarısı, Türkiye'nin Suriye'de takip ettiği hatalı politikalardan tümüyle vazgeçmesine bağlıdır.

 

Değerli arkadaşlar, Türk milletine ve Türkiye'ye yönelik bu korkunç aşağılamanın muhataplarına verilecek en etkili cevap, dış politikada iktidarınızın, eğer yerinde duruyorsa, çıktığımız güvenli limana tekrar geri dönmesidir. Bunun için Suriye politikasını A'dan Z'ye yenilemeli ve "Yurtta sulh, cihanda sulh." ilkesini kayıtsız, şartsız kabul etmelisiniz. Radikal, ideolojik bagajlarınıza rağmen bunu başardığınız takdirde, kendinizle birlikte ülkemizi ve milletimizi çok daha büyük acılar çekmekten kurtaracaksınız. Bunları yapmazsanız eğer Türk milleti tarafından zaten bir dönem daha iktidarla ödüllendirilmeyeceğiniz gibi, her kadim millet gibi Türk milletinin de yıkım anlarında hiçbir gücün karşı koyamayacağı bir hınçla, öfkesini, felaketinden sorumlu tuttukları üzerinden patlatmasını istemiyoruz, istemeyiz çünkü bunun sonuçları, beklenen İstanbul depreminden çok daha yıkıcı olur. Karşı karşıya kaldığımız sosyoekonomik krizin içinden bağımsızlığımızı ve geleceğimizi, yani bazılarının pek sevdiği ikilemle, istiklalimizi ve istikbalimizi koruyarak çıkmasının tek yolu bu siyasetlerdir çünkü Türk milleti, yüz yıl önce savaşlarla neredeyse yok edilmek üzereyken Atatürk liderliğinde bir hayatta ve ayakta kalma mucizesine imza atmış bir millettir; çünkü Türk milleti, büyük kurucu kuşağı sayesinde İkinci Dünya Savaşı'na girmemiş, bugünkü kuşakları var edecek taze sürgünler bu sayede yeşermiştir. "Olmasaydık olmazdın." mottosunun özü budur, nankörlüğün mahkûm edildiği bir vefa ifadesidir. Biz bunları söylerken neden söylüyoruz? Değerli arkadaşlarım, bunları tam bir açık kalplilikle, birkaç madde hâlinde, Türk milletinin yüce çatısı altında öneriler olarak sizinle paylaşmak istiyorum.

 

1) Suriye'nin egemenliğine, dolayısıyla toprak bütünlüğüne kelimenin tam anlamıyla saygı göstermek. Suriye'deki iktidar gücüyle, her türlü hamaseti bırakarak, herhangi bir ön şart sürmeden diyaloğa geçilmelidir; bunun için gerekirse Sayın Cumhurbaşkanının dostu Putin'den kolaylaştırıcı bir rol oynaması istenmelidir.

 

2) Suriye'deki rejimin Suriye'nin tamamındaki egemenliğini tanırken, bu çerçevede, rejimin egemenliğini koruduğu ve yeniden tesis ettiği bölgeleri ekonomik ve sosyal olarak ayağa kaldıracak, gerçekçi ortak projeleri birlikte yapabiliriz. Topraklarımızdaki 5 milyon Suriyelinin çok önemli bir bölümünün bir ila beş yıl arasında bir süre içerisinde ülkelerine dönmelerini sağlayacak olan, bu tür projelerdir.

 

3) Bu çerçevede, mevcut şartlarda bizi ekonomik bakımdan tam bir çöküşe sürükleyecek, hayalci, 30 kilometre derinliğinde, birkaç yüz kilometre uzunluğunda güvenlik koridorlarında entegre yerleşim birimleri oluşturmak gibi imkânsız, ham hayallerden vazgeçmeliyiz. Ayrıca, bu, uluslararası hukuk açısından da sorunlu bir konudur.

 

4) Bu nedenle, Suriye'nin egemenliğinde gedik açacak bir tür ilhak ve işgal gibi sunulmaya çalışılmaya müsait her türlü girişimden uzak durmalıyız. Böyle sunulabilecek adımlarımızı geri almalıyız.

 

5) "Suriye'de egemenlik vehmettiğimiz" şeklinde yorumlanabilecek politikalardan vazgeçmemiz Türk Silahlı Kuvvetlerimizin milletimiz güvenliğini tehdit eden YPG terör örgütüne yönelik harekâtını engellemez. Nitekim, tezkereye "evet" dememizin en önemli gerekçelerinden biri süper güçlerin iç bütünlüğümüzü ve huzurumuzu bozmak için kullandıkları bu örgütleri etkisizleştirir.

 

6) Bu arada hep aklımızda bulundurmamız gereken bir ihtimal ileride düzenlenecek bir Cenevre Konferansı'nda kuzey Suriye'de PKK/YPG oluşumunu Amerika Birleşik Devletleri'nin tekeline bırakmak istemeyecek olan Rusya'nın Esat'ı da kullanarak bu oluşumu açık, örtülü desteklerle desteklemeye ve bir özerk bölge ilan etmeye sevk edebilir. Bakın, tekrar altını çiziyorum: Bu Cenevre toplantısını iyi takip edelim değerli bürokratlar.

 

7) İktidar, Türkiye'yi Trump gibilerin ekonomik tehditlerine açık hâle getiren yanlış ekonomik politikalarını hemen bırakmalı ve değiştirmelidir. Hazine açığının yüzde 58 arttığı bir ülkenin işi dış politikada zordur. İşte, bizi Trump adlı küstahın tehditlerine açık kılan temel faktör bu tablodur. Bu tablodan acilen çıkmamız gerekiyor. Bunun yolu, muhalefetin de iş birliğiyle gerçekçi bir ekonomik güçlenme programını derhâl hayata geçirmektir. Hiçbir şey aklınıza gelmiyorsa geçmişte döneminizde Merkez Bankası Başkanlığı yapan Sayın Durmuş Yılmaz'a bir danışın. Bunun için, 2023 genel seçimleriyle yürürlüğe girecek güçlendirilmiş bir parlamenter sistemin Anayasa'sını ortak bir mutabakatla bu Mecliste hep beraber yapabiliriz. Sayın Cumhurbaşkanı yeni Anayasa'ya uygun seçilme kriterlerini sağladığı taktirde tarafsız Cumhurbaşkanı olma şansını da yakalayabilir.

 

Değerli arkadaşlarım, Parlamentodaki bütün partilerin kurucu değerlerin güncel yorumuna dayanacak bir siyasi iş birliğine gitmeleri "Türkiye'yi ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran ahaliye Türk milleti." denir tamındaki anlamıyla, Türk milletini karşı karşıya bırakıldığı var oluş sorunundan kurtarmaları gerekir.

Bugün burada konuştuğumuz konu, artık bu andan itibaren bu Parlamentonun ortak konusudur, ortak meselesidir. Bu konu iktidar ve muhalefet meselesini çoktan aşmıştır. Bu Parlamento bir millî birlik Parlamentosu gibi davranma durumundadır bütün işlevsizleştirilmiş olmasına rağmen. Bu Parlamentonun görevi, Türk milletini karşı karşıya bırakıldığı var oluş sorunundan çıkarmaktır; bunda birincil sorumluluk ise on sekiz yıllık iktidarın kendisinde sembolleştiği Sayın Cumhurbaşkanındadır. Bu gerçek kendileri tarafından kabul edilip gereği yapıldığı takdirde bütün zorluklar daha kolay aşılacaktır.

 

Cumhurbaşkanının mevcut durumu basiretle değerlendireceği inancıyla, tezkereye "evet" diyeceğimizi bir kez daha açıkça deklare ediyorum, hepinize saygılarımı sunuyorum

 

Haberin etiketleri:

iyi parti, aytun çıray


Haber okunma sayısı: 61

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

Yargı paketi dördü bulabilir

Meclis’e sunulması beklenen yeni yargı paketindeki teklif sayısının dörde çıkabileceği belirtildi. Pakette,

İktidar 'yargı reformu' diyerek göz boyuyor

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Barış Atay Mengüllüoğlu, Meclis'te düzenlediği basın

İstanbul'da su sıkıntısı yok

İstanbul'da barajların doluluk oranı normal değerlerde ve bir su sıkıntısı bulunmuyor.

İran'dan bazı çatlak sesler geliyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya ziyareti öncesi yaptığı açıklamada, Barış Pınarı Harekâtı’nın,

Liyakatın önemini gördünüz mü sayın Erdoğan?

İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, Prof. Dr. Gülnur Aybet'in ABD medyasına Barış Pınarı

Eğitim alanı TÜRGEV'e mi verilecek?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, Denizli'de eğitim alanı olarak

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL