05 Nisan 2020 Pazar

Ne yaptığını bilmeyen bir iktidar

ne-yaptigini-bilmeyen-bir-iktidar

CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener, AKP’nin Meclis gündemine getirdiği finansal piyasaların düzenlenmesine ilişkin kanun teklifine tepki göstererek, “Geçen iki yılın hesabı nasıl verilecek? Ülkede böylesine ne yaptığını bilmeyen bir iktidar, hükümet yüzünden ekonomi büyük bir felaketin içindedir” dedi.
18 Şubat 2020 Salı 22:58

 AKP’nin finansal piyasaların düzenlenmesine ilişkin verdiği kanun teklifine CHP’den tepki geldi. Teklifin görüşmeleri sırasında söz alan CHP Konya Milletvekili Abüllatif Şener, ülkedeni ekonomik krizin sebebinin başkanlık sistemi olduğunu belirterek, “Geçen iki yılın hesabı nasıl verilecek? Ülkede böylesine ne yaptığını bilmeyen bir iktidar, hükümet yüzünden ekonomi büyük bir felaketin içindedir” ifadelerini kullanan Şener şunları söyledi:  

Gezi davası nedeniyle bugün haklarında beraat kararı verilen Osman Kavala ve aynı davadan yargılanan ve yine beraat kararı alan 9 yurttaşımıza geçmiş olsun dileklerimi huzurunuzda iletmek istiyorum.

 

Aslında, bugün karara bağlanan bu dava bile, Türkiye'deki hukuk düzeninin ne hâle geldiğini göstermektedir, özellikle tutuklu yargılamaların ortaya çıkaracağı mahzurları açık seçik bir şekilde göstermektedir. Düşünceleri nedeniyle, belli bir eylem anlayışı nedeniyle, demokratik nitelikteki eylemleri nedeniyle bazı insanları dört duvar içerisine hapsederseniz, iki buçuk yıl bu dört duvar arasında yargılarsanız, sonra "Yanlış yapılmış, yeterli delil yok." diye beraat kararı verirseniz bu tutuklu yargılamaların gözden geçirilmesi ve daha dikkatli bir şekilde uygulanması gerektiği sonucuna ulaşırsınız.

 

Aslında -sadece bu konuyla bağlantılı değil- Türkiye'nin hukuk düzeninde sorun vardır ve bu sorun, Türkiye'deki ekonomiyi tahrip eden, ekonomiyi krize sokan, son iki, üç yıldır bütün ekonomik göstergeleri bozan ana sebeptir, ana nedendir. Değerli arkadaşlar, hukuk düzeninin bozulmasının özünde de "tek adam düzeni" dediğimiz düzen vardır. Her ne kadar "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" diye anılıyor ise de bu bir hükûmet sistemi değildir; bu, değişiklik devlet düzeniyle ilgili bir değişikliktir, tüm devletin bir kişiye teslimidir. Böyle bir devlet düzeni sadece ekonomiyi bozmakla kalmıyor, aynı zamanda iç politikaya, dış politikaya, kurumsal yapımıza, sosyal yapımıza büyük zararlar veriyor. Çünkü bildiğiniz gibi,



 

insanlık tarihi, yüz binlerce yıldır vardır ama insanlık tarihinin sadece son beş yüz yılında devletler vardır, insanlık tarihinin sadece yüzde 1'lik kısmında devletler vardır. Bu devletler tarihi içerisinde, dünden bugüne kadar insanlar, "Daha iyi bir devlet düzeni nasıl olur?" diye sürekli filozoflarıyla, uygulamalarıyla, halkın tepkileriyle devletin şekillenmesine katkı sağlamışlardır. Ve günümüzde artık, "anayasal devletler" vardır, "demokrasi" kavramı vardır, "erkler ayrılığı ilkesi" vardır, "çağdaş demokratik değerler" vardır ama 16 Nisan referandumuyla birlikte, bu kavramların hepsi ortadan kalkmıştır.

Nitekim, bakıyoruz, uluslararası raporlara, Türkiye'nin ismini artık, "tam demokrasiler" arasında görmüyoruz. İkinci bir kademe olarak "kusurlu demokrasiler" var. Artık, uluslararası raporlar Türkiye'yi "kusurlu demokrasiler" arasında da göstermiyor, "hibrit rejimler" arasında gösteriyor yani "karma rejimler." Neyin karması? "Kusurlu demokrasi" ile "diktatörlük" arasında gösteriyorlar, hatta diktatörlüğe çok yakın olarak gösteriyorlar.

 

Hem uluslararası standartlar açısından bir sorun var hem de ülkemizde kurumlar arası denge-kontrol mekanizmalarını kaldırmış olması nedeniyle ve özellikle de en büyük zararı ekonomiye vermiş olması nedeniyle bu rejimin önemli bir sorun olduğunu kabul etmemiz lazım. Bu, artık, bir demokrasi değil, bir monokrasi hâline dönüşmüştür. Bazen Türk devlet geleneğine uygun olduğu ifade ediliyor. Türk devlet geleneğine de uygun değildir. Neden? Bütün Türk devletlerinde binlerce yıldır hep Başbakan var olmuştur, ya "vezir" ismi altında ya "sadrazam" ismi altında. Bu rejim, Türk devlet geleneğine de aykırıdır; Türk devlet geleneğinde olan Başbakanlığı ortadan kaldırmıştır. Hatta yargı düzeni açısından bile Türk devlet geleneğine uygun değildir. Klasik Osmanlı Dönemi'ni, Yükselme Dönemi'ni incelediğiniz zaman, orada, kadıların belirlenmesinde ve atanmasında padişahın hiçbir rolü yoktur. Kadılık makamı ve ülkenin her tarafındaki kadılar şeyhülislama bağlıdır ve padişah ona karışmaz, şeyhülislamlığın atamalarıyla gerçekleşir. "Şeyhülislamı padişah atamıyor mu?" diyeceksiniz; hayır. Neden hayır? Çünkü Rumeli kazaskerleri içinden birini ataması gerekiyor, bir padişahın elinde de birkaç alternatiften başka alternatif hiçbir zaman olmamıştır. Yani hukuk düzeni açısından da Başbakanlığın kaldırılması açısından da Türk devlet geleneğine aykırıdır. Bu yapı, gerçekten sorunlu bir yapıdır ve ekonomik sorunların da kaynağıdır.

 

Şimdi, biz, yüzde yarımlık bir büyümeyi başarı olarak görmeye başlamışız, biz değil de iktidar kanadı. "Yüzde yarım büyüme var. Gördünüz mü, eksi büyüme yok." diye övünmeye kalkıyor. Değerli arkadaşlar, çok partili siyasi hayata girdiğimiz günden bugüne kadar Türkiye'nin ortalama yıllık büyüme oranı yüzde 5'tir. Ortalama büyüme oranının onda 1'i kadar bir büyümeyi, tabanda patinaj yapmayı başarı olarak gördüğünüz takdirde ekonomiyle ilgili hiçbir şeyi konuşmamak lazım.

 

Şimdi, önümüzdeki kanun teklifinin maddelerine bakacak olursak tamamı finans sektörüyle ilgilidir. Dolayısıyla, belli bir paketle karşı karşıyayız, 40 maddeliktir. Bu 40 maddelik teklif, finans sektörünün dört temel kanununda değişiklikler yapmaktadır. Gerekçesinde de belirtildiği gibi, bazı maddeler finans sektörüyle ilgili uluslararası normlara uyum sağlama amacı taşımaktadır, bazı gereklilikleri ifade eden maddeler de bulunmaktadır. Ancak bununla beraber, geneli itibarıyla bakıldığında, bu tekliften hareketle Hükûmetin izlediği ekonomik politikalardaki zaaflarını, çelişkilerini ve yanlışlarını açık bir şekilde görmemiz mümkündür. İktidarın mevcut kriz karşısındaki şaşkınlığını, ne yapacağını bilemeyişini gösteren bir paketle karşı karşıyayız.

 

2009 yılında döviz geliri olmayan şirketlerin dövizle borçlanmasının yolu açılmış, ülkeyi dövize dayalı dış borçlar içerisinde boğmuş, iki yıla yakın süredir ekonomiyi dışarıdan, tefeci faiziyle borçlandırarak yüzdürmeye çalışmış bu iktidar, kriz ikinci yılını tamamlarken finans sektörünü hatırlamış, Bankacılık Kanunu'nda, sermaye piyasalarıyla ilgili kanunlarda değişiklik yapmaya niyetlenmiştir. Şimdiye kadar neredeydiniz? Niye bekliyordunuz? Neyi bekliyordunuz? Bu son derece de önemli bir sorundur. Şu geçen iki yılın hesabı nasıl verilecektir? Krizle mücadeleyle ilgili, ülkedeki sorunlarla ilgili temel bir çözümü içeren, tutarlı, bütüncül bir paket hiçbir zaman Parlamentonun huzuruna da gelmemiştir, Hükûmet de takdim etmemiştir. Sadece, günübirlik, günün ihtiyaçlarına göre, Hükûmetin, ilgililerin önüne düşen konular bir düzenleme, kısmi bir paket şeklinde açıklanmıştır ki bu paketlerin sayısı 10'u geçmiştir.

 

Ülkede böylesine ne yaptığını bilmeyen bir iktidar, Hükûmet yüzünden ekonomi bir büyük felaketin içerisindedir. İşsizlik, tarihimizin hâlen en yüksek işsizliğidir, dünyanın en yüksek işsizliklerinden biridir ve büyük bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.

 

Diğer taraftan, enflasyon, yıllık, on iki aylık ortalamalara göre, resmî rakamlarda bile yüzde 15 civarındadır ama gerçek enflasyonun ne olduğuna baktığımızda, bunun daha da yüksek olduğu açıktır.

 

Çiftçi tarlasını ekemez hâle gelmiştir. Girdi fiyatlarındaki yükseklik, ürünlerinin para etmemesi nedeniyle nereye giderseniz gidin, hangi tarım ürünüyle meşgul çiftçiye yaklaşırsanız yaklaşın mutlak surette feryat işitmektesiniz. Sadece tarım sektörünün 110 milyar Türk lirası borcu vardır. Borcun içine batmış, borcunu ödeyemeyen çünkü girdi fiyatları yükselmiş, ürünleri para etmemiş, borcunu ödemekte zorlanan, haciz tehdidi, baskısı altında ne yapacağını bilmeyen bir çiftçi kitlesi vardır. Esnaf aynı durumdadır, dar ve sabit gelirliler de enflasyona ezdirilmiştir.

Açıkçası değerli arkadaşlar, bu politikalar sonrasında finans sektörüyle bağlantılı sorunlar da ortaya çıkmış, özellikle bütçe açıkları son derece artmıştır. Son birkaç yılın rakamına baktığınız zaman korkunç bütçe açıklarıyla karşılaşıyorsunuz. Geçen yıl 124 milyar liralık bir büyük bütçe açığı ortaya çıkmış, bu sene de yani 2020 yılı içerisinde 138 milyar lira bütçe açığı göstermiştir Hükûmet, Sosyal Güvenlik Kurumunun açığı ise 220 milyar liradır. Bu açıkları kapatmak için kâh Merkez Bankasının kaynaklarına el uzatan, kâh hazine kaynaklarına el uzatan Hükûmet, netice itibarıyla artık sınıra dayandığını görmüştür ve bu paketle birlikte Varlık Fonunu kullanmak suretiyle yeni finansman arayışlarına sapmış görünmektedir.

 

Değerli arkadaşlar, hâlâ ülkenin finans sorunu çözülememiştir. Yurt dışından tefeci faiziyle borçlanılarak ekonomi yüzdürülmeye çalışılmaktadır. Şimdi, krizin ikinci yılını doldururken çözüm aramanın ve darmadağınık bazı maddelerde değişiklik yapmak suretiyle bu paketin bir çözüm olacağını zannetmenin yanlışlığı içerisinde bulunmaktasınız. Gelir yaratan üretken yatırımların yapılmayışı, ileri teknolojiye dayalı, üretime dayalı bir ekonomi kurulmamış olması nedeniyle, şu anda, rantı önceleyen, gelir yaratmayan bir düzen kurulmuştur ve bu düzen, sorunun kendisidir ama bunun asıl dayanak noktası, tek kişiye dayalı bir monokratik yapının ortaya çıkmış olmasıdır.

 

Kendi çıkardığı krizi çözmek yerine daha çok borçlanarak, daha çok borç peşinde koşarak yol almaya çalışmak bir çözüm değildir. Merkez Bankasının ve Hazinenin kaynaklarını tüketip şimdi Türkiye Varlık Fonunu borç iştahının merkezine dönüştürmek de asla bir çözüm değildir. Türkiye Varlık Fonunun sınırsız borçlanmasını sağlamaya, bünyesindeki bankaları istediğiniz firmalara, yatırımlara veya projelere yasal sınırları aşan borç kaynağına çevirmeniz sağlıklı bir finans tablosu ortaya çıkarmayacaktır. Çünkü bakın, iktisat dalında Nobel Ödülü almış olan Douglass North'un temel bir tezi vardır, diyor ki: "Bir ülkedeki ekonomik istikrar ve ekonomik performans, o ülkedeki kurumların sağlıklı olmasına bağlıdır, iyi olmasına, iyi kurgulanmış olmasına ve geliştirilmiş olmasına bağlıdır. Eğer bir ülkede kurumsal yapıda sorunlar varsa o ülkenin istikrar içerisinde olması, büyük bir ekonomi olması ve performansına uygun bir gelişme gösterebilmesi mümkün değildir." Şimdi, böylesine dağınık, mevcut kanunlardaki maddelerle oynayan düzenlemeler, kurumsal yapıları da bozmaktadır ve bireysel veya spesifik ihtiyaçlar önüne düştükçe Hükûmetin "Şuradan şu maddeyle oynayalım, buradan bu maddeyle oynayalım." dediğiniz zaman, kurumsal yapıyı, ekonomiyle ilgili kurumların işlevselliğini ortadan kaldırırsınız ve bunun neticesinde sistem, kendi performansını kullanamaz hâle gelir. Piyasaların iyi işlemediği, mülkiyet hakkının garanti altına alınmadığı, hukuk düzeninin rekabeti ve iş birliğini mükemmel işler hâle getirmediği, ekonominin sermaye üretme yeteneğinden mahrum olduğu ülkelerin ekonomik istikrar ve gelişme potansiyelini gerçekleştirebilmeleri mümkün değildir.

 

Böyle bir noktada şunu belirtmek istiyorum değerli arkadaşlar: Birtakım maddelerle oynamak yerine daha sistemik, içerideki finans derinliğini artırmak, yerli ve millî finans gücümüzü artırmak maksadıyla başka şeyler yapılabilirdi. 2007 yılında, bir yılı aşkın çalışmalar sonrasında, yeni bir finansman modeliyle ilgili bir kanun çıkarılmıştı, daha sonra Hükûmet bu kanunu 2008'deki "mortgage" krizi nedeniyle tereddüde düştüğü için uygulamamıştır. Burada, finans piyasalarını geliştirecek, potansiyelini artıracak ana dinamikler mevcut olduğu hâlde bugüne kadar borçların menkul kıymetleştirmesini de içeren bu yeni finans düzenlenmesi bir türlü uygulamaya konulmamıştır. Bu paket yerine o uygulamaya konsa, ilgili kurumsal yapılar teşekkül ettirilse şu anda finansla ilgili duyulan ihtiyacı kalıcı, sistemik ve geleceğe yönelik olarak daha iyi karşılamak mümkün olabilecekti.

 

Bu kanun vesilesiyle şunu da belirtmek istiyorum, maddeler üzerinde arkadaşlarımız konuşacağı için ben eksiklikler üzerinde durmak istiyorum: Bakın, İhlas Finans mağdurları, Türkiye'nin önemli sorunlarından biridir. Bu kanun teklifi vesilesiyle bu sorunun giderilmesi için çaba harcanılabilirdi, bir maddeyle bu sorun çözülebilirdi ama böyle bir maddeyi bu 40 maddelik paket içerisinde görmüyoruz.

 

Değerli arkadaşlar, İhlas Finans mağdurlarıyla ilgili konu bu Kanun teklifi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken dile getirilmiştir ve bir önerge vermiştik, İhlas Finansın tasfiyesinin TMSF tarafından yapılması istenilmişti, reddedildi ama söz alan tüm Komisyon üyeleri bu mağduriyetin giderilmesi gerektiği görüşünü teyit ettiler, konu üzerinde çalışılacağını ve düzenlemenin ileride yapılabileceğini ifade ettiler. Umarım bu düzenleme için iktidar milletvekilleri hazır duruma gelmişlerdir, gerekli istişareleri yapmışlardır ve bu konu burada çözülür.

 

Değerli arkadaşlar, İhlas Finans mağdurlarının alacakları tam bir kangrene dönüşmüştür, on binlerce mudi kan ağlamaktadır. Kimileri İhlas Finansın kurulduğu 1995 yılında -yani tam yirmi beş yıl önce- yatırdıkları parayı, kimileri İhlas Finansın faaliyetlerinin durdurulduğu -yani 2001 yılında- on dokuz yıl önce yatırdıkları paraları alamamaktadırlar. Hâlâ umut ve hayal kırıklığı içerisinde bekleyen on binler vardır. Yirmi beş yıl çeyrek asır demektir, dile kolay. Bu süre içerisinde kimi mudiler gözleri arkada ölmüşler, darıbekaya gitmişlerdir. Böyle bir zulüm görülmemiştir, bunda büyük bir vebal vardır. Bu vebal, bu konuda gerekli adımları atmayan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine aittir. Bunu ancak burası düzeltebilir. Bu kanun teklifine bir önergeyle koyacağımız madde, ölenler gitmiştir ama en azından kalanların acısını dindirmeye katkı sağlayacaktır.

 

İhlas Finans, 1995 yılında kurulan, 10 Şubat 2001 tarihinde BDDK tarafından 171 sayılı Karar'la faaliyetleri durdurulmuş ve tasfiye sürecine girmiş bir kuruluştur. O tarihte yürürlükte bulunan 83/7506 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye göre tasfiyenin en fazla iki yıl içerisinde yapılması gerektiği hükme bağlanmıştı. Tasfiye hâlindeki İhlas Finansın mudilerin haklarını ödeme düşüncesinde olmayan sahipleri, yöneticileri yoğun bir kulise girmişler, mağdurların paralarını en kısa zamanda ödeyecekleri sözünü vermişler ve bu kanun hükmünde kararname hükmü sonunda iptal edilmiştir, yani İhlas yönetimi açıkça sözünü tutmamıştır. Aradan beş yıl geçmiş, 2005 yılında, Plan ve Bütçe Komisyonunda, Bankacılık Kanunu görüşülürken başta Sayın Akif Hamzaçebi olmak üzere, CHP'li milletvekillerinin sabah namazı vakti verdiği önerge bazı AK PARTİ'li milletvekilleri tarafından da desteklenerek kabul edilmiştir. Ancak İhlas sahipleri ve yöneticileri tekrar yoğun kulislere başlamışlar, Komisyonda giren maddenin Genel Kurulda çıkarılmasını sağlamışlardır. O günden bugüne kadar da bir on beş yıl daha geçmiştir ve hâlâ ödemeler tamamlanmamıştır.

 

 İhlas mudilerinin paraları üzerinde lüks ve ihtişam içinde yaşamaya devam eden İhlas sahipleri ve yönetimi düzgün bir ödeme yapmamakta, direnmekte ve mudilerin perişanlığı devam etmektedir. Türk Ticaret Kanunu'nun genel hükümlerine göre herhangi bir şirketin tasfiyesi gibi sürdürülen İhlas Finansın tasfiyesinin on dokuz yıldır sona erdirilememiş olması gerçekten üzerinde düşünmemiz gereken bir konudur. Tasfiye Kurulu İhlas sahip ve yöneticilerinin kontrolündedir, ödemeler yapılmamaktadır, BDDK, SPK, bankalar, yeminli murakıpların raporlarında, İhlasın iflasa sürüklenmesinin, banka kaynaklarının bu grubun diğer şirketlerine aktarılmak suretiyle içinin boşaltılması sonucunda gerçekleştirildiği de açıkça ifade edilmektedir. Yani batmasının bir numaralı sorumluları bugün mudilerin parası üzerinde saltanat sürdürmektedirler. (CHP sıralarından alkışlar)

 

Şu anda hâlen 180 milyon dolar borç kaldığı ifade edilmektedir ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuya el atacağını umut ediyorum.

 

İktidar, yapacağı istişareleri, bu arada, umut ederim ki tamamlar ve bu kanunun görüşülmesi sırasında bu konu çözülür diyorum.



Haber okunma sayısı: 183

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

bunlar-erdogani-rahatsiz-etti

Bunlar Erdoğan'ı rahatsız etti

04 Nisan 2020 Cumartesi 22:30
her-sey-silinir-ama-gecmis-silinmez

Her şey silinir ama geçmiş silinmez

04 Nisan 2020 Cumartesi 21:24
vicdana-sigmayanin-affi-yok

Vicdana sığmayanın AFFI YOK

04 Nisan 2020 Cumartesi 21:09
bedeli-zaferden-sonra-odenecektir

Bedeli zaferden sonra ödenecektir

04 Nisan 2020 Cumartesi 20:21
tamgaz-kiyak

Tamgaz KIYAK

04 Nisan 2020 Cumartesi 10:41
destici-kiyas-faturalara-tepki-gosterdi

Destici kıyas faturalara tepki gösterdi

04 Nisan 2020 Cumartesi 09:42

ÜLKE GÜNDEMİ

Mansur Yavaş çağrı yaptı, hayırseverler harekete geçti!

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Twitter’dan bir video ile çağrı yaparak sosyal

Gökçek’in Keçiörengücü’ne açtığı bir musluk daha kesildi

ABB, Gökçek’in isim babası olduğu Keçiörengücü spor kulübü tarafından işletilen taksi durağını geri

Destici kıyas faturalara tepki gösterdi

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı ve Cumhur İttifakı'nın minik ortağı Mustafa Destici, “Tedbir amaçlı

Erdoğan 'İki ayyaş' dedi, sıkışınca 'Atatürk' dedi

Bugünkü açıklamasında Mustafa Kemal Atatürk'ün ismini tam olarak kullanmasını eleştiren CHP'li Muharrem İnce

Sağlıkçılara menü domates, peynir, salatalık

Koronavirüsüyle canı pahasına mücadele eden ve her akşam saat 21.00'da ülke genelinde alkışlanan sağlık

Coronavirüs mücadelesinde 3 önemli kavram

Solunum Derneği TÜSAD, koronavirüs (CoVid-19) salgınına karşı #evdekal çağrısını yinelerken önemli

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL