07 Ağustos 2020 Cuma

Milletin sırtına ve devlete çökmüşsünüz

milletin-sirtina-ve-devlete-cokmussunuz

TBMM Genel Kurulunda, 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin görüşmeleri sırasında konuşan İYİ Parti Gurup Başkan Vekili Lütfü Türkkan "Siz ne zaman doyacaksınız? Şu masadan 'Elhamdülillah' diyerek ne zaman kalkacaksınız, merak ediyorum. Bir 'Elhamdülillah.' deyin ya Hamdolsun bu kadar doyduk.' deyin ama hâlâ milletin sırtına çökmüşsünüz, devlete çökmüşsünüz fakir fukara açlıktan perişan durumda " dedi
09 Aralık 2019 Pazartesi 15:26

 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin görüşmeleri sırasında konuşan İYİ Parti Gurup Başkan Vekili Lütfü Türkkan şunları söyledi :

 

Tabii, gözlerimiz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda biraz evvel burada bulunan, şu ana kadar on yedi yıllık hükûmetleri döneminde büyük sorumluluk taşımış Sayın Binali Yıldırım'ı, Genel Başkan Vekilini arıyor ama Parlamentonun ne kadar işlevsiz kaldığına dair bütçenin, bütçe görüşmelerinin ilk gününde dahi gösterilen ilgiden belli. Buna daha ileriki konuşmalarımızda biraz daha değineceğiz.

 

2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.



On iki gün boyunca bütçeyi konuşacağız burada. Geçim sıkıntısı çeken, evinde tenceresi kaynamayan insanlarımızın, siftah yapamayan esnafımızın derdine çare olup olmayacağını merakla beklediği ülkenin bütçesini konuşacağız. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki: "Ekonomisi zayıf bir ulus yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz." Amerikalı yazar Leo Huberman da diyor ki: "Her uygarlıkta ekonomi, politika, yasalar, eğitim birbirine bağlıdır; her biri ötekine dayanır ancak bunlar içinde ekonomi en önemlisidir, temel etmendir."

 

Bu sene bütçede 63,5 milyar lira yatırımlara harcanırken 139 milyar lira borç faizlerine ayrılmış. Geçen sene buna benzer rakamları da yine konuşmamın başında söylemiştim. O zaman da 65 milyar lira yatırımlara harcanırken 117 milyar lira borç faizlerine ayrılmıştı; dikkatinizi çekiyorum, borç değil sadece borç faizine; Galata tefecilerine düşmüş, iflas etmiş tüccar gibi. Üstüne üstlük, geçen seneye göre hem yatırımlara harcadığınız para daha düşük, hem de borç faizlerine ayrılan para geçen seneden 22 milyar lira daha fazla.

 

Ülkemize dair sadece birkaç rakam vereceğim size: 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2.103 lira, yoksulluk sınırı 6.849 lira; asgari ücret 2.020 lira, ortalama emekli maaşı 1.500 lira. Yıllardır dindar ve muhafazakâr toplumdan bahsedip durdunuz. Asgari ücreti belirlerken neden Diyanetin açıkladığı fitre rakamına göre hesaplamıyorsunuz? Ya işinize gelmiyor veyahut da matematiğiniz zayıf. Çünkü vatandaşlarımızı martı gibi simitle beslenen canlılar yerine koyuyorsunuz. Türk milletini Stalin'in tavuğuna benzettiniz. Stalin'in tavuğunun hikâyesini buruda çoğu arkadaşımız bilir. Oysaki Diyanetin açıkladığı rakama göre, 1 kişinin bir günlük öğünü 23 lira, 4 kişilik bir aile için düşündüğümüzde bu rakam ayda 2.760 lira; o da aç kalmaması için sadece. Bu şartlarda siz insanları açlığa mahkûm ediyorsunuz çünkü on yedi yıllık iktidarınızın sırrı, Türkiye'de açlığı ve yoksulluğu kullanarak iktidarda kalmak. Bu kadar parayı insanların ihtiyaçlarına ayırmak, yatırım yapmak yerine siz sadece borç faizi ödüyorsunuz. Türkiye'nin yatırıma ihtiyacı var, gelecek nesillerimiz için bu yatırımı yapmak zorundasınız ancak siz bu yatırımları yapmamakta ısrar ediyorsunuz. Bu şartlarda, gelecek nesillere yaşanabilir bir Türkiye nasıl bırakacağız? Milletimiz bunu hak ediyor mu? Yazık değil mi bu millete?

 

Şimdi cevap verin, bütçeyi mi konuşalım ekonomiyi mi konuşalım. İçinizden geçen ama söylemekten korktuğunuz cevabı ben biliyorum aslında. Göreceğiz bakalım, 2020'de ekonomiyi düzeltebilecek misiniz. Burada ben de ekonomiyle ilgili rakamlar veriyorum, daha da vereceğim; beni de terörist yerine koymazsınız inşallah. Demokratik toplumların en yüce değerlerinden olan ifade özgürlüğüne karşı gösterdiğiniz bu düşmanca tavır son derece anlamsız, çirkin ve devlet adamı adabına uygun değil, kesinlikle yakışmıyor. Kaldı ki ekonomide terör estiren de sizsiniz. Neden terör estirdiğinize gelince; bir kere, ilk düğmeyi yanlış iliklediniz siz. İlk düğme yanlış iliklenince geri kalan düğmeler de yanlış iliklenmiş oluyor. Ekonomide düğme yanlış iliklenince ne olur? Tıpkı enflasyonu uzun süre manipüle eden, kâğıt üzerinde rakamlarla oynayan Arjantin ekonomisi gibi çakılırsınız sonunda. Belki umut olsun diye söyledi, belki danışmanları gerçekleri kendisinden sakladı ama Sayın Cumhurbaşkanı 2020'de yüzde 5 büyüyeceğimizi söyledi. Dedim ya, düğme yanlış iliklenince gerisi de yanlış geliyor. Unutulmasın ki bir ülkenin iktisadi verilerinin doğruluğu o ülkenin aynı zamanda namusudur.

 

Siz, şimdi, bütün hesabınızı yüzde 5 büyüme üzerine yapacaksınız, gerçeklerden uzak bu rakam yüzünden hiçbir hedefinizi gerçekleştiremeyecek ve bütçede tahmininizden daha fazla açık vereceksiniz. Sonuç ne olacak? Daha da fakirleşeceğiz, daha da borçlanmak zorunda kalacağız. Dış politikadaki tutarsızlığınız yüzünden, hukuku, adaleti, demokrasiyi askıya almanız yüzünden borç da bulamayacaksınız, bulsanız da tefeci faiziyle bulacaksınız, şimdi yaptığınız gibi. Faizler ekonomiyi daha da zorlayacak, vergi terörü estireceksiniz. Ekmek aslanın ağzındayken aslanı bile ekmeğe muhtaç hâle getireceksiniz. Bir daha, ekonomik gerçekleri söyleyenleri "terörist" diye suçlarken 2 kere düşünün. Maalesef, hiçbir önleminiz, getirdiğiniz ilave vergiler ekonomik sıkıntılara çözüm olmayacak. Ben istemez miyim yüzde 5 büyüyelim? Hepinizden daha fazla ben isterim, bunu becerebilirseniz gurur da duyarım. Ama kazın ayağı hiç öyle değil maalesef. 2020 yılında gayrisafi yurt içi hasılamız 4,8 trilyon lira, bütçemiz de bu paranın yüzde 22'si kadar yani 1,1 trilyon lira olacak. Tahmin ettiğiniz gelir miktarı da 956 milyar lira. Geçen sene tahminî bütçe açığını tutturamadınız. Bütçe açığı için yaklaşık 80 milyar lira öngörmüştünüz ancak açıkladığınız yeni ekonomi programında bütçe açığını 125 milyar lira olarak ifade ettiniz. IMF'ye göre bu, 165 milyar lira, orada da yine bir saklama var. Bu sene de 139 milyar lira öngörüyorsunuz. Bu tutarsızlığınızla 2020 bütçesindeki rakamları nasıl tutturacaksınız merak ediyorum. Üstelik bu sene Merkez Bankasında yedek akçe de yok yani Merkez Bankasında boşaltacağınız para da kalmadı. Sizin tahminlerinizde bile Maastricht kriterlerinin de sınırlarındayız. En ufak bir şaşmada bunun üstüne çıkılacağını tahmin etmek çok zor değil. Bu açığı kapatmak için şapkadan tavşan çıkaracak hâliniz de yok; ya borçlanacaksınız ya da vergi oranlarını, ürün ve hizmet fiyatlarını artıracaksınız. Yani milletimiz daha da yoksullaşacak, daha da fukaralaştıracaksınız; sosyal problemler 2020 yılı içerisinde kontrol edilemez boyutta artacak. Neden kontrol edilemez diyorum? Çünkü 2020 yılı 2008 yılında olduğu gibi teğet geçmeyecek, dünya ekonomilerinde beklenen büyük buhran ve onun oluşturduğu tsunami maalesef bizi de vuracak. Maalesef diyorum çünkü ülke ekonomimiz dışarıya, üretimimizin tamamı ithalata bağlı yani dünyadaki yangından etkilenmememiz bizim de söz konusu değil. Peki, bütün bunlar ne anlama geliyor? Önümüzdeki yıl, 2019 yılındaki tablonun daha da ağırlaşacağı, ithalata dayalı üretimimizde daralmaya gidileceği, sanayide çarkların durmasıyla iflasların ve işsizliğin daha da artacağı, artan yokluk ve fukaralıkla beraber alım gücünün ve tüketimin düşeceği dolayısıyla vergi gelirlerindeki artışın yakalanamayacağı gerçeği karşımıza çıkıyor. Hâlâ şu gerçeği kabullenemediniz: Getirdiğiniz vergiler ekonomik sıkıntılara çözüm olmaz, olamaz çünkü gelirinizden çok daha fazlasını harcıyorsunuz, devleti çok pahalı yönetiyorsunuz. Belki bazen küçük harcamalar gibi geliyor size ama Amerikalı devlet adamı Benjamin Franklin'in dediği gibi "Küçük harcamaları gözden kaçırmayın, bazen küçük bir delik koca bir gemiyi batırır." Siz ne yapıyorsunuz? Harcamaları kısmak yerine vergi yükü altında ezilen vatandaşı daha da boğuyorsunuz, yeni vergiler icat ediyorsunuz. Getirdiğiniz bazı vergiler başka ülkelerde de var ancak o ülkelerin alım güçleri yüksek, insanları rahatça harcayabiliyorlar. İnsanımız yazın artık köyüne bile gidemiyor. 4 kişilik bir ailenin köyüne gidip gelmesi en az 3 bin lira. Ne yapsın bu vatandaş? Kredi kartına mı yüklensin? Bankaların allı pullu yaz kredilerini kullanıp daha da mı borca batsın? Var ise hanımın bileziklerini mi bozdursun? Ben ülkem adına utanıyorum. Dünün Demirperde ülkesi dediğimiz Bulgaristan'da sıradan bir işçi Antalya'da 5 yıldızlı otelde bir hafta tatil yapıyor. Benim vatandaşım ise AKBİL'i dolduracak para bulamıyor. Onların geldiği nokta ile bizim geldiğimiz noktayı açıklayacak çok müşahhas bir örnek bu. Türk milletine siz bunu reva görüyorsunuz. "Turizm Kalkınma Ajansı" diye bir ajans kurdunuz, bu ajans ne yapar anlamadım, çok ciddi de bir para toplayacak. Bu ajans kimlerden kurulu diye bakıyorum: Fettah Tamince var mesela, bu ajansa bulabildiğiniz tek adam bu. İnsan kaynağınız da tükendi sizin, Merkez Bankasındaki paraları tükettiğiniz gibi, insan kaynaklarınız da tükendi.

"Bizden önce buzdolabı yoktu." gibi bir yalanı siyaset dilinde kullanabiliyorsunuz. Bununla ilgili de iki cümle lafınız olsun istiyorum ben. "Zengine vergi getirdik." dediniz, aslında böylece beyaz yakalıları vurdunuz. Vergi oranını yüzde 35'ten yüzde 40'a çıkardınız. Kim bu insanlar? Yok ettiğiniz orta direkten geri kalan, asıl harcamayı yapan, asıl KDV topladığınız insanlar. Üç beş kuruş fazla vergi almak için bu insanların tüketimine balta vurdunuz, aslında dolaylı olarak esnafı da vurdunuz. Eğer zenginden vergi almak isteseydiniz, şirketinden belli bir miktarın üzerinde kâr payı alanın stopaj oranını artırırdınız. O zaman şöyle derdiniz: Zengine vergi getirdik. Eğer zenginden daha çok, fakirden daha az almak istiyorsanız, asgari ücretliden kesilen vergiyi kaldırın, asgari ücretli nefes alsın. Suriyelilere 40 milyar dolar harcamakla övünen bir devletin, açlık sınırının altında yaşayanların bir maaşından gelecek vergiye ihtiyacı olmaması gerekir; ikisinden birisi yanlış bunun. 40 milyar dolar harcayacak kadar hovardalık yapabiliyorsanız, asgari ücretliden vergi almayacaksınız.

 

Ama insanlardan sakladığınız gerçek şu: Siz bu vergileri, zenginden daha çok, fakirden daha az almak için değil, bütçe açığını gidermek; taahhüdünü verdiğiniz olmayan yolcunun, olmayan hastanın, geçmeyen aracın bütçedeki deliklerini kapatmak için getirdiniz. Keşke sadece bütçe açığını gidermek olsa yine iyi. Benim anlamadığım, ülkeyi neredeyse üzerinize geçirdiniz ya, ülke sizin üzerinize geçti. Siz ne zaman doyacaksınız? Şu masadan "Elhamdülillah." diyerek ne zaman kalkacaksınız, merak ediyorum. Bir "Elhamdülillah." deyin ya "Hamdolsun bu kadar doyduk." deyin ama hâlâ milletin sırtına çökmüşsünüz, devlete çökmüşsünüz fakir fukara açlıktan perişan durumda, siz hâlâ doymayı bilmediniz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Yani siz iktidara gelirken yandaşlarınızla beraber masaya oturup Türkiye'yi kendinize pay mı ettiniz arkadaşlar ya da iktidarda kalmak için kendi sermayenizi yaratırken nasıl olsa kadı bizim aynı kadı, bunu düşünerek ipin ucunu kaçırdınız. Tek derdiniz yandaşlarınızı doyurmak oldu, tek çareniz de dışarıdan borç almak.

 

Beyler, vallahi kendinize gelin. Tıpkı Lale Devri'nde olduğu gibi, bu ülkenin, borç bulsanız dahi, gereksiz projeler, gereksiz giderler için harcama yapma lüksü yok. Bakın, bize benzeyen devletler içinde en büyük tehlike dış borç faiz sarmalına düşmek. Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesinin en önemli sebebi de buydu. 1881 yılında Düyun-ı Umumiye idaresi de bu sebeple kuruldu. Devlet yöneticilerinin en başta bilmesi gereken husus da budur. Bugün, hangi devlet olursa olsun, başka bir devletten borç alıyorsa peşinen buyruk almayı da kabul etmiş olur. Bu borçlardan kurtulmak da öyle söylenildiği gibi, zannedildiği gibi kolay değil. Hatırlayın, borçlanma arttıkça Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma süreci de hızlanmıştı ve kala kala, bize sadece yedi de 1'i kaldı Osmanlı'nın.

 

Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik durumu çok ciddiye almak gerekiyor 

 

arkadaşlar. Ben, sizlerin bu işi yeteri kadar ciddiye aldığınız kanaatinde değilim. Biraz da buradan esinlenerek söylüyorum: Eğer bu kafayla gidilirse, iş ciddiye alınmazsa Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'nun son zamanlarında ki Düyun-ı Umumiyeye benzer bir hâlle karşı karşıya kalabilir. Allah göstermesin, bu da çok tehlikelidir. "O dönemin şartları ile şimdiki şartlar aynı mı?" diye soracaksınız bana ama… Türkiye'de insanları doyuramazsanız Türkiye'yi de yönetemezsiniz. Almanların, İkinci Dünya Savaşı'nda aç kalmamak için saksıda yetiştirdiği soğanı, patatesi bile, bu millete kilosu 10 liradan yedirdiniz siz, unutmayın. Özelleştirme adı altında sata sata hiçbir şey bırakmadınız, ederi olanları da "Varlık Fonu" dediğiniz bu kumbaranın içine attınız. Neden? Çünkü elde avuçta bir şey kalmayacağını bildiğiniz için tek teminatınız, tek ipotek göstereceğiniz Varlık Fonu var, o kadar. Bu dönemin Düyun-ı Umumiyesi de Varlık Fonudur. 19'uncu yüzyılda devletin gelirine el koydular, şimdi ise elde kalan ne varsa yabancılara sattığınız için, 80 milyon vatandaşımızı bir müşteri gibi görerek emperyalistlerin önüne attınız. Siz değil miydiniz Türkiye'yi bir şirket gibi yönetmek isteyen? Maalesef işte o şirketi batırdınız, müflis bir şirketin yöneticileri olarak karşımızda duruyorsunuz. Öyle ki Türkiye'yi dünyanın en pahalı yaşam koşullarına sahip ülkesi hâline getirdiniz. Örnek mi istiyorsunuz? Bakın emeklilerimize, asgari ücretin dahi altında maaş almak zorunda bırakılan emeklilerimiz var bu ülkede. Yaşlarının getirdiği yorgunluğu ülkemizin güzelliklerini görerek üzerlerinden atmalarını bir kenara bırakın, aç kalmadan geçirdikleri günlere şükreder hâle gelmiş durumdalar; kiralarını, doğal gaz faturalarını ödeyemedikleri için kara kışı en sert şekilde hissetmek zorunda kalacak emekliler. Bu zorlukları yaşayanlar, sadece seçim zamanında hatırladığınız emekli vatandaşlarımız.

Bir de emekliliği hak ettikleri hâlde maaşa bağlanmayanlar, emeklilikte saraya takılanlar var, aylardır hükûmete seslerini duyurmaya çalışanlar var ancak bir türlü isteklerini kabul ettiremiyorlar. Suriyelilere 40 milyar dolar harcadığını söyleyen millî ve yerli anlayış kendi vatanında kendi evlatlarını sığınmacı yerine koyuyor. Meclise bu konuda getirdiğimiz önergelerin tamamını ret ettiniz. Bu konunun çözümü için hangi koşulların gerekli olduğunu ve bütçeye ne kadar maliyet getireceğini dahi araştırmaktan imtina ettiniz. Merak ediyorum, sahi siz gerçekten millî ve yerli misiniz?

 

İYİ PARTİ olarak her ortamda EYT'li vatandaşlarımızın sorunlarını dile getirmeye devam edeceğiz ve haklı mücadelelerine sahip çıkacağız; iktidara geldiğimiz ilk dönemde onların bu meselelerini mutlaka çözeceğiz. Emin olun, emeklilerimizin yaşam koşullarını iyileştirmek ve emeklilikte yaşa takılanların sorunlarını çözüme kavuşturmak çok zor değil. Türkiye'nin bu yapısal sorunlarını aşabilecek yeterli gücü ve potansiyeli var, yeter ki kaynaklar iyi kullanılsın. Kaynakların doğru kullanılmadığının zaten siz de farkındasınız. Sizin Türkiye Cumhuriyeti'ni düşürdüğünüz duruma -dış politikadan güvenliğe, ekonomiye, devlet mekanizmasının çökmesine- baktığımda, aklıma Selçukluların son dönemi geliyor. Ne vardı son dönemlerinde? Ekonomik ve siyasi olumsuzluklarla, karışıklıklarla birlikte halka ağır vergiler yüklenmişti, bu süreçle de Selçuklu Devleti dağılma sürecine girmişti. Büyük Selçukluların ünlü Veziri, büyük devlet adamı Nizamülmülk herhâlde bazı gerçekleri görmüş olacak ki sahip olduğu ilim ve fikirle, devlet adamlarına her zaman ders niteliğinde olan Siyasetname'yi kaleme almış. En çok da bunu dinlemesi gereken Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız olmalıdır. Nizamülmülk'ün, Siyasetname'de devletin bekası için verdiği 7 öğütten birini size hatırlatmak istiyorum, hem de bekanın ne olduğunu da bu şekilde öğrenmiş olurlar; siz de öyle. Nizamülmülk şöyle söylüyor Siyasetname'de: "Devlet, kolay kolay herkese nasip olmayacak büyük bir nimettir. Bu nimete sahip olan kimse, ahirette büyük bir külfetle de karşı karşıya olduğunu bilmelidir. Fırsat eldeyken devletin malını devlet için harcamalı, dünyalık yığmak yerine…" Bir daha tekrarlıyorum: "…dünyalık yığmak yerine ahiret için hazırlık yapmalıdır. Kendisi son derece rahat yaşarken halkı yoksulluk çeken devlet adamını çetin bir hesabın beklediği çok açıktır. Hazreti Ömer dahi bu azaptan korkuyorsa, diğerlerinin vay haline!" Ne güzel bir nasihat. Madem kefenle yola çıkacaktınız bence böyle çıkın. 

 

Kaynakları kendinize ve yandaşlarınıza kullandırıyorsunuz. Kaynak olmasa şehir hastanelerine yirmi beş yıl boyunca kira ödemez, milletin sırtına yaklaşık 40 milyar dolar yük bindirmezdiniz. Hani kaynak yoktu? EYT'liye yok, 3600 ek gösterge bekleyen memura yok, atama bekleyen öğretmenlere yok ama tabelasında "Sağlık Bakanlığı" yazan, aslında birer özel hastane olan şehir hastanelerine kaynak var. Emekliye kaynak yok ama 4 milyon yolcu taşıyacağı taahhüt edilip yaklaşık 200 bin yolcuyu geçemeyen Zafer Havalimanı'nı yapan müteahhide kaynak var. Kanal İstanbul gibi, ekolojik anlamda İstanbul'u mahvedecek bir projeye, Zafer Havalimanı gibi balon bir projeye kaynak buluyorsunuz ancak reel sektörü harekete geçirecek, istihdamı artıracak üretim ekonomisine kaynak bulamıyorsunuz. Çalışmayan insanlardan nefes alma vergisi alamayacağınıza göre bu insanlara iş alanları yaratmak zorundasınız çünkü ne kadar gizleseniz de 2020 yılında Türkiye'nin en büyük problemi -bugünü bile mumla aratacak olan- işsizlik sorunu olacaktır. İşsizlik problemi beraberinde sosyal problemleri de getiriyor.

 

Ben Kocaeli Milletvekiliyim, sanayicilik yapıyorum yirmi beş yıldır. Üretimi, aşı, işi, geçimin ne olduğunu, insanlarımızın bu konuda nasıl zorluk çektiğini yakından biliyorum. Kocaeli'de oğluna pantolon alamadığı için kendini yakan babayı, İsmail Devrim'i hatırlıyor musunuz? "Çocuğuma bir pantolon alamıyorsam niye yaşıyorum ki!" dedi ve maalesef, 45 yaşında hayatına son verdi. İstihdamın en kolay olduğu şehirlerden biriydi Kocaeli bir zamanlar. Biz, milletvekili olarak, iş için müracaat edenlere en rahat bir şekilde çözüm bulabilen insanlardık. Burada bulunan bütün Kocaeli milletvekilleri olarak şu anda telefona çıkmak istemiyoruz insanların böyle bir meselesine çözüm bulamadığımız için. Kocaeli'de durum buysa Kocaeli gibi imkânlara sahip olamayan şehirlerde neler yaşandığını siz bir düşünün. Millet borç içinde, gırtlağına kadar borcu var insanımızın artık. Bakın, bankalara ve finansman şirketlerine olan tüketici kredisi ve kredi kartı borçları 1 Ocak-22 Kasım 2019 tarihleri arasında toplam 51 milyar lira artarak 569,5 milyar lirayla rekor kırdı. Bu artışın 4 milyar liralık kısmı sadece bu son bir haftada yaşandı, son bir haftada milletin 4 milyar lira borcu arttı. Vatandaşın takibe alınan tüketici kredisi ve kredi kartı borcu ise 2,9 milyar lira daha artarak 22 Kasım 2019 tarihi itibarıyla 21,6 milyar lira oldu. Bankacılık sistemine olan borçları son aylarda yeniden hızla artmaya başlayan vatandaşların tüketici kredisi ve kredi kartı borçları nedeniyle bankalara ilk on aylık dönemde ödediği faiz de 64 milyar liraya ulaştı. Vatandaş, iktidara geldiğinizin hemen bir sene sonrası yani 2003 ile 2019 Ekim arasında bankalara ne kadar faiz ödedi biliyor musunuz? 511 milyar lira. Zamanında ödenmediği için takibe alınan krediler 49 milyar lira artışla 26 Kasım itibarıyla 142 milyar liraya ulaşarak yeni bir rekor kırdı. Ekonomide gerçekten rekorlar kırmaya devam ediyorsunuz. Kredi stokunun yüzde 8,2 oranında arttığı bir dönemde batık kredilerdeki artış oranı yüzde 52'yi buldu. Batık kredilerin toplam kredilere oranı ise yüzde 5,5. Milletimiz batmış vaziyette ya, bu tablonun gösterdiği şekil o, bu millet batmış. Her gün işsiz insanlarımızın, borçlu insanlarımızın yaşadığı acı olaylara şahit oluyoruz. İnsanlar hayatına son veriyor, toplu ölümler başladı, ailece ölümler başladı, ocaklar sönüyor artık. Yani burada ismini anmak istemiyorum, bir zehirli maddeyle beraber insanlar kendini zehirliyor. Onu yasaklamayı durdurun, konu o değil çünkü, konu siyanür değil. İnsanlar geçinemiyor arkadaş ya, çalışsa bile geçinemiyor, umutları kalmamış, yarından beklentileri yok. İzmir'de eşinin "Pazara gidelim." dediği adam; "Sen biraz oyalan, duş alayım." diyerek banyoya giriyor ve kendini öldürüyor. Ali Kabasakal'ı hatırlıyor musunuz? Ali Kabasakal, eşinin "Pazara gidelim." sözünden sonra banyoya gidip hayatına son veriyor. Parası olmadığı için eşine yalan söylemek zorunda kalıyor. Av tüfeğiyle kendini vuruyor, intihar ediyor. Eşine "Param yok." diyemiyor, cebinden de sadece 1,5 lira çıktı Ali'nin, lütfen bir empati yapın. Burada evli olan arkadaşlarımız var, çoluk çocuğu olan arkadaşlarımız var; bir adamın eşine "Param yok." demesi kadar zulüm bir şey yoktur. Çocuklarına "Ben sana alamıyorum..." demesi kadar o adama zulmedeceğiniz hiçbir şey yoktur. İnsanlar bu kadar çaresiz, siz burada istediğiniz kadar pembe tablolar çizin, gerçeklerden kaçamıyorsunuz. Bu gerçekler, bunların hepsi, aslında sizlerin eseri. Son zamanlarda insanlarımız yaşadıkları ekonomik bunalımların bir neticesi olarak savaşmaktan, kavga etmekten vazgeçip intihara sürüklenmeye başladılar. Bu tablo hepimiz için aslında bir utanç vesilesidir. Kendi vatandaşımızın huzurunu ve refahını sağlayamayan bir ülke hâline geldiğimiz için bu gerçekle yüzleşmemiz, buna çözüm aramamız gerekiyor. Bir şeyler yapmak için daha kaç insanımızın hayatına son vermesini bekliyorsunuz siz? Eğer bir şeyler yapmak isteyip de yapamıyorsanız bu ülkeyi iyi yönetemiyorsunuz demektir. O zaman görevi devretmenizin zamanı da gelmiş hatta geçmiş oluyor. Bir an önce, yönetemediğiniz bu ülkeyi yönetmekten vazgeçip kenara çekilmenizi tavsiye ediyorum. Fatih Sultan Mehmet Han'ın bir sözü var: "İnsanlara, dinin ile namazın var mı, oruç tutuyor musun gibi, Allah'ın soracağı sorular sormayacaksınız. İnsanlara, aç mısın, ne ihtiyacın var, bir sorunun var mı gibi, kulun kula soracağı sorular soracaksınız" Siz insanımıza hiç "Aç mısınız?" diye soruyor musunuz? Yok. "Namaz kıldın mı?" eyvallah "Hacca gittin mi?" eyvallah "Zekat?" zekat konusu pek konuşulmuyor, o dikkatimi çekiyor, zekattan hiç bahseden yok. Zekat, paraya taalluk ettiği için para vermek isteyen pek yok. Zekat konusunun hiç geçtiğini duymadım, hiç, konuşan da yok ama diğerleriyle ilgili sorular çok. Siz, dalga geçer gibi, enflasyonun yüzde 9 olduğunu açıklarken vatandaşımız markete, pazara gittiğinde neredeyse her şeyin yarı yarıya arttığını, elektrik faturasının, doğalgaz faturasının arttığını, bırakın ay sonunu, ay ortasını bile getiremediğini görüyor. Siz memura, emekliye yüzde 3, yüzde 4 zammı reva görürken vatandaş, kira artışının maaş artışından fazla olmasıyla yani masraflarının da daha da artmasıyla -geçen seneye göre- daha fakir kaldığını görünce çaresizlikten ne yapacağını şaşırıyor. Vatandaşın umudu var aslında. Vatandaşın umudu, sizin bir an önce iktidardan gitmenizde, bir tek umudu o kaldı. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Bugün seçim olsa iktidar partisi olarak o sandıktan çıkamayacağınızı siz çok iyi biliyorsunuz, bunu bildiğiniz için de milleti oyalıyorsunuz. Vatandaş sizin işsizliğe bir çözüm bulamayacağınızın, yokluk ve fukaralıkla mücadele etmediğinizin, buradan da beslendiğinizin farkında. Ancak, demokrasiyi askıya almışsınız, hukuk devleti çökmüş, yargıya güven neredeyse hiç kalmamış, insanlar adaleti Twitter'dan arıyor. Başına bir şey geldiğinde gideceği herhangi bir yargı sistemi olmadığı için "Twitter'a yazayım, belki bir çözüm bulunur." diyor. Türkiye'de adaletin ve yargının geldiği sistem bu ama baktığımızda hep haklısınız. Kim gerçeği dile getirirse getirsin, mutlaka hain, terörist, FETÖ'cü, dış güçlerin oyunu, beka meselesi yalanlarına sarılıp duruyorsunuz ve bunu elinizdeki medya gücü sayesinde, tüm gerçekleri eğip bükerek, algı operasyonlarıyla yapıyorsunuz. Binlerce yıllık devlet geleneğine sahip Türkiye Cumhuriyeti'ni kabile devletine çevirdiniz. Devlet teamüllerini yok sayarak ahbap çavuş ilişkileriyle yönetilen saray bürokrasisiyle birlikte devleti halkından kopardınız. İşte, bu yüzden sizin duymadığınız çığlıkları, feryatları duyun diye bu kürsüden dile getiriyoruz, getirmeye de devam edeceğiz.

Peki, on yedi yılda nereden nereye gelen, dile getiremediğiniz rakamlara bakalım: 2002'de benzinin litre fiyatı 1,62 lirayken bugün neredeyse 7 lira, asgari ücretle 17 gram altın alınıyordu 2002'de, bugün ancak üstünü tamamlayarak 7 gram altın alabiliyorsunuz. 50 kiloluk bir çuval un 2002'de 18 lirayken bugün ne kadar biliyor musunuz? 168 lira. Siz iktidara geldiğinizde, Türkiye'de en pahalı ekmeğin kilosu 1 liraydı, şimdi yaklaşık 6 lira. Boş yere demiyorum gerçek ekonomi vatandaşın evindeki tenceresinden, gelen faturasından, yediği ekmekten geçiyor diye. Ama siz pişkince "On yedi yılda ihracatımız yaklaşık 165 milyar dolara geldi, millî gelirimiz 10 bin dolara çıktı ama yol yaptık, köprü yaptık." nidalarıyla bu çığlıklara kulaklarınızı tıkıyorsunuz. Dünyanın 17'inci büyük ekonomisini neredeyse ilk 20'nin dışına çıkarmak üzeresiniz. Kişi başına 10 bin dolara gelince, ya bu 10 bin dolar nerede Allah aşkına çok merak ediyorum. Bizim Karamürsel'de Orhan Kılınçsoy var "Ağabey, benim 3 çocuğum var, köroğluyla biz 5 kişiyiz, Sayın Bakan da oradaysa selam söyleyin, benim 50 bin dolarımı senenin başında versin hem vallahi hem billahi ben hiç ses etmeyeceğim." diyor. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Orhan Kılınçsoy sizden 50 bin dolar bekliyor. "Bu 10 bin dolar varsa bize gönderin, Karamürsel'e, ben hiç ses etmem, efendi gibi çoluğumla çocuğumla bu seneyi geçiririm." diyor. Gerçek ekonomi milletin evinde kaynattığı tencereden geçiyor ama yol yaptık derken gıda harcamalarındaki düşüşten, milletin boğazından kısmasından da bahsedin biraz, bahsedin ki ekranlarda yer alsın, en azından devletin kanalında milletin feryadına Osman Öcalan'a yer verdiğiniz kadar yer verin, fazlasını istemiyoruz, Osman Öcalan'a ne kadar yer veriyorsanız milletin feryadına da o kadar yer verin ekranlarda. Görüyorum ki ne bütçe programınızda ne Cumhurbaşkanlığı 2020 Strateji Belgesi'nde işsizliğe gerçek bir öneriniz yok, daha doğrusu, çözmeye niyetiniz de yok. Bakın, 2018 yılında ortalama işsizlik yüzde 10,4 iken 2019 yılında ortalama işsizlik yüzde 13,8 olmuş yani işsizlik yüzde 33 oranında artmış. Sayı olarak baktığımda, 2018 yılında ortalama işsiz sayısı 3 milyon 339 bin, 2019 yılında ortalama işsiz sayısı ise 4 milyon 475 bin kişi; özetle, son bir yılda işsiz sayısında 1 milyon 150 bin kişilik artış olmuş.

 

Kahramanmaraş mebusu var mı burada? Çok söz alırdı, o yokmuş.

 

Bu sayı, Kahramanmaraş ilimizin toplam nüfusuna karşılık geliyor. Siz yoksulluğu yönetmiyor, yoksullukla yönetiyorsunuz bu ülkeyi. Evet, altını çiziyorum, siz yoksulluğu yönetmiyorsunuz, yoksullukla ülkeyi yönetiyorsunuz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bu, sizin şiarınız olmuş, yönetim biçiminiz olmuş. Yoksulluğu gerçekten çözmek isteseydiniz kısa vadede ülkeyi kalkındıracak aslında birer fabrika olan Anadolu'nun bereketli topraklarını görmezden gelmezdiniz. Ülkenin kısa vadede kalkınmasının ilk yolu tarımdan geçiyor. Çünkü ne kadar sübvansiyon ne kadar teşvik, vergi ve yatırım kolaylığı getirseniz de sanayinin ve sanayicinin kısa sürede ayağa kalkacak hâli maalesef yok, üzülerek söylüyorum yok.

 

Dünyadaki yeni ekonomik gelişmeleri de göz önüne alırsak, gelişen ekonomilerin nefesinin tükendiğini de hesaba katarsak tüm bu gelişmelerin dışında tarımla ülkemizi yeniden kalkındırabiliriz. Bu durum hem ülkemizin dışa bağımlılığını azaltır hem kendi kendimize yeten bir ülke oluruz hem de yerinde istihdamı sağlayabiliriz. 1970'te tarımsal istihdamın toplam istihdama oranı yüzde 65 iken bu oran bugün yüzde 7'ler seviyesine gelmiş. Tekelleşen büyük tarım şirketlerini, ezilen çiftçiyi düşünürsek hem üretici az kazanıyor hem tüketici gıdaya pahalı ulaşıyor. Yani, ülkemizi ancak dışarıya bağımlı bir hâlde yönetiyoruz.

 

Amerikan Büyükelçiliğinin en önemli birimini herkes Siyasi Müsteşarlık zanneder, değil mi? Hayır. Buradan söylüyorum: Amerikan Büyükelçiliğinin en önemli birimi Tarım Müşavirliğidir. Türkiye'de son on yedi yılda -bundan önceki yıllarda da bu, maalesef, mevcut ama- tahakkümü daha fazla; tarımla ilgili çıkan her kanuna mutlaka Amerika Tarım Müşaviri bir vesileyle müdahale eder, bir vesileyle mutlaka olayın içerisine zerk eder kendi ülkesinin menfaatlerini. Amerika'nın Türkiye'de en etkili olduğu lobi, en etkili olduğu Bakanlık da Tarım Bakanlığı; Tarım Bakanlığı, Amerika'nın rızası olmadan hiçbir şey ama hiçbir şey yapamıyor. Tohumdan ilaca, tarım ürünleri ithalatına kadar yaşadıklarımız asla rastlantı olamaz; aksini düşünmek de saflık olur. Aslında ne kadar acı, değil mi? Binlerce yıl onlarca medeniyeti doyuran bu devasa fabrikayı yani Anadolu'yu tekrar tarımla ayağa kaldırmalıyız. ama maalesef, iktidarın bu konuda gerçekçi ve yapıcı politikası yok. Aksini iddia etmeyin çünkü üreticilerimizin daha 2018 buzağı destekleme primlerini dahi ödemediniz; 2019 bitiyor. Kendisini doyuramayan üretici neredeyse 2 kat artan yem fiyatlarını nasıl ödeyecek, hayvanları nasıl doyuracak? Sizin bu tarım politikalarınız yüzünden hayvancılıkta da dışa bağımlıyız. Millet eti çok yediğinden değil ha, sakın yanlış anlamayın bu ithalatı "Millet çok et yiyor, o yüzden ithal ediyoruz." diye. Hayır. Hayvancılık bitti, Türkiye'de hayvan popülasyonu azaldı; o yüzden Sırbistan'dan helal kesilmiş sığır getiriyoruz, Sırbistan'dan helal kesilmiş sığırları getiriyoruz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer üretemiyorsanız, kazanamıyorsanız parasını verip ithal bile edemezsiniz bütçeniz bu şekilde giderse; işte, yokluk ve fukaralık da burada başlıyor. Tarımda ve hayvancılıkta dışa bağımlı hâle gelmemiz, bu yüzden, tesadüf olamaz; bunu en iyi, zamanında dünyanın küresel gıda çetelerinden birinin mümessilliğini yapan Sayın Bakan, Tarım Bakanımız bilir.

Değerli arkadaşlar, tarım alanında hep kendi kendimize yetebildiğimizle övündük; biz ilkokulda öyle derdik: "Türkiye, dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülkeden bir tanesi." Maalesef, beton ekonomisine geçişle birlikte büyümenin ve kalkınmanın tarımsal ekonomiyle değil inşaat ve beton ekonomisiyle olacağına inandınız siz ancak böyle olmadı. Sizin bu tutumunuz, tarımsal üretime yapılan destekleri günün şartlarına uygun hâle getirmemeniz ve çiftçimizin her gün artan maliyetlerine çözüm üretememenizin neticesinde ülkemiz ekonomisinin çatısını oluşturan tarım çökme seviyesine geldi. Bakın, Konya şehrimiz kadar olan Hollanda bizden daha fazla üretir hâle gelmiş. Bizse en verimli topraklarımızın üzerine beton döküyoruz, dökmeye de devam ediyoruz. Mesela Tarsus' a yapılmak istenen Çukurova Bölgesel Havalimanı… 7 bin dönümlük birinci sınıf tarım arazisinin üzerine havalimanı inşa etmek hangi aklın ürünüdür? Onu sormak istiyorum size. "Bir taraftan tarım alanlarının muhafazası için projeler geliştiriyoruz." Diyeceksiniz, birinci sınıf tarım arazisi 7 bin dönümün üzerine Tarsus'a havalimanı yapacaksınız. Böyle bir çelişki olur mu? Böyle bir tenakuz olur mu? Toprağa kazmayı vurduğunuzda bereket fışkıran o topraklara bu eziyeti yaparken hiç acımıyor musunuz? Üstelik defalarca yüklenici firmanın değişmesi ve o toprakların atıl hâlde bırakılmasını yöneticilik basiretsizliğinizin de somut bir örneği bu proje.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke ekonomisindeki en önemli problemlerden bir tanesi de bir türlü ortadan kaldıramadığınız kayıt dışı ekonomidir. OECD'nin ülkeler arasında yaptığı kıyaslamaya göre, Türkiye, kayıt dışı ekonominin gayrisafi yurt içi hasılaya oranında yüzde 28,72'yle dünyanın ilk sırasında yer alıyor. Biraz evvel Sayın Başkan anlattı ya, kayıt dışı ekonomide nerelere geldiğimizi, gerçek rakam burada; OECD raporunda yüzde 28,72'yle 1'nci sırada yer alıyoruz. Bu oran kaçakçılık faaliyetlerinde dünyaca ünlü Meksika'nın bile üzerinde. Meksika bizim yanımızda yine geride kalmış, yine rekor kırmışız orada da.

 

Geçtiğimiz günlerde TÜSİAD'ın uyarısı da dikkat çekiciydi. TÜSİAD Başkanı "İşsizliğin ve dış borç oranımızın daha önce hiç karşılaşmadığımız seviyelerde olduğunun bilincinde olmamız gerekiyor." dedi. Çözüm önerisi de verdi TÜSİAD, krizden çıkış için demokrasiyi işaret etti; o hiçbir zaman beğenmediğiniz, sevmediğiniz, size yabancı gelen demokrasiyi işaret etti. "Parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra yeni sistemin kurumsal yapısının henüz oturtulmamış olması yapısal sorunların çözümünde bizi yavaşlatıyor." dedi.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bir kez daha tekrar ediyorum: İyileştirilmiş parlamenter sisteme bir an önce dönmezseniz yapısal reformların çözümünde mesafe almak bir yana, bu sorunları artarak yaşayacağımız gün gibi ortadadır. Konuşmamın başından beri bahsettiğim konuların, içinde bulunduğumuz olumsuz tablonun temelinin neye dayandığını söylememe gerek yok aslında ama yine de söyleyeceğim.

 

16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumla anayasal sistemimizi kökten değiştirecek birtakım düzenlemelerin hayata geçmesi, "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" olarak adlandırılan bu yeni düzendir. "Tek adam sistemi" dediğimiz bu sistemde cumhuriyetimizin en temel varlıklarından Merkez Bankasının başına gelenleri hatırlayın. 2012 yılında iktisat eğitimi bile almamış Murat Çetinkaya'yı Merkez Bankası Kanunu'nu değiştirerek Başkan Yardımcısı yaptınız, 2016 yılında Başkan olarak atadınız. Bu zatın aldığı idari kararlar, liyakatsiz atamaların kuruma verdiği zarar yetmezmiş gibi, yine aynı Başkanı sözünüzü dinlemediği için bir kararnameyle görevden aldınız. Sizin ekonomi yönetiminizin özeti Merkez Bankasıdır aslında, hiç gerisini bahsetmeye gerek yok. İktisat eğitimi almayan bir adamı önce Başkan Yardımcısı yaptınız, sonra Başkan yaptınız, sonra da "Bu bizim sözümüzü dinlemedi." deyip bir kararnameyle görevden aldınız. Hem Merkez Bankasının itibarını yerle bir ettiniz, hem de yabancı sermaye ve uluslararası yatırımcıların gözünde asla güvenilmez bir ülke hâline getirdiniz ülkeyi.

 

Bugün sistemin yürürlüğe girmesinin üzerinden yaklaşık beş yüz gün geçti. Geçen beş yüz günde bizzat Cumhurbaşkanı ve bakanlar tarafından birçok farklı başlıkta kısa, orta vadeli program ve paketler kamuoyuna ilan edildi. Bu planlardan istenilen sonuçlar elde edilemediği anlaşıldı. Bu beş yüz günde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, plan, program yapmanın mümkün olmadığı, kurumların çözüldüğü, yasama, yürütme, yargı erklerinin iç içe geçtiği bir hâl aldı. Beş yüz günde uygulamaya konulan tüm programlar neticesinde gelinen nokta, ortaya çıkan tablo şöyle özetlenebilir: Millî hasıla yüzde 15, fert başına millî gelir yüzde ise 13,4 azaldı bu beş yüz günde.

 

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ekonomi yönetimi göreve başladığında 17'nci sırada olan Türk ekonomisi, yapılan tahminlere göre yıl sonunda 20'nci sıraya düşecek. Enflasyon, geçtiğimiz yıl yaşanan yükselişin ardından bir miktar azalmış olsa da Türkiye, OECD ülkeleri içinde en büyük çaplı ekonomik bir resesyon yaşayan Arjantin'den sonra hâlen en yüksek enflasyona sahip ülke konumunda. Bu beş yüz günde Türk lirası dolara karşı yüzde 23 değer kaybetti, döviz cinsi mevduatların oranı yüzde 44'ten yüzde 52'ye yükseldi. Alınmaya çalışan tüm önlemlere, yapılan tüm düzenlemelere rağmen döviz cinsi mevduatlar cumhuriyet tarihinin zirvesinde kalmaya devam ediyor. Ülkedeki kayıtlı işsiz sayısı yüzde 40,3 arttı, toplam işsiz sayısı ise 8 milyon ile 130 ülke nüfusundan fazla. Genç işsiz sayısındaki artış daha da vahim; resmî kayıtlara göre her 4 kişiden 1'i işsiz, son bir yılda genç işsiz sayısı 515 bin artarak 2 milyon 800 bine ulaştı.

 

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden önceki son on iki aylık dönemde yani 2017 Temmuz ile 2018 Haziran arası bütçe açığı 68 milyar iken son on iki aylık yani Kasım 2018 ile Ekim 2019 arası bütçe açığı 111 milyar lira oldu.

 

Tüm bu rakamlar bir şeyi gösteriyor, ne Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ne de ekonomi yönetiminin bir karşılığı kalmıştır. İYİ PARTİ, Türk devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyet'i devletinin kuruluş ilkelerine bağlı kalarak devlet yönetmeye namzet bir siyasi partidir. Biz iyileştirilmiş parlamenter sistemi, hukukun üstünlüğünü, erkler arası denge ve denetim mekanizmasını hâkim kılacağız, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu çoğulcu demokrasi ve liyakat esasına dayalı bürokrasiyle kişi hak ve hürriyetlerinin, ifade ve basın özgürlüğünün hâkim olduğu bir toplum inşa edeceğiz. İYİ PARTİ iktidarıyla tüketim ve israf ekonomisi bitecek, Türkiye reel sektöre ve tarımsal üretime öncelik vererek üretim ekonomisine geçecek.

 

Bizim hedeflerimizden uzak; köylüyü, çiftçiyi, sanayiciyi, işçiyi, emekliyi, yaşlıyı, öğrenciyi mutlu edebilecek hiçbir planı içinde barındırmayan, hakikatlerden tamamen uzak bu bütçeye "hayır" oyu vereceğimizi ifade ediyorum. 

Haberin etiketleri:

İYİ parti, Lütfü Türkkan


Haber okunma sayısı: 165

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

cumhurbaskani-erdogandan-hirosima-mesaji

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Hiroşima mesajı

06 Ağustos 2020 Perşembe 18:36
muhalefetten-art-arda-sert-aciklamalar

Muhalefetten art arda sert açıklamalar

06 Ağustos 2020 Perşembe 18:23
vatanimizi-kimseyle-paylasmamakta-kararliyiz

Vatanımızı kimseyle paylaşmamakta kararlıyız

06 Ağustos 2020 Perşembe 18:08
enginyurtun-bahceliyi-cok-kizdiran-tweeti

Enginyurt'un Bahçeli'yi çok kızdıran tweeti

06 Ağustos 2020 Perşembe 11:04
mhpden-ihrac-edilince-gunah-cikardi

MHP'den ihraç edilince günah çıkardı

06 Ağustos 2020 Perşembe 10:51

ÜLKE GÜNDEMİ

Kurban atıklarıyla kanalları tıkadılar

Kurban atıklarının ve çöplerin dere yatakları, atık su (kanalizasyon) ve yağmur suyu hatlarını tıkadığı

Bu testi çözmeden meslek seçmeyin!

Üsküdar Üniversitesi tarafından 2015 yılından bu yana meslek konusunda kararsızlık yaşayan adaylar için

ÇYDD'den milletvekillerine açık mektup

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Meclis'teki milletvekillerine İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili bir çağrı

Sağlık turizmine bakın kimle başlamışlar

Sağlık turizminde 2023 hedefini 1,5 milyon sağlık turisti ve 10 milyar dolar sağlık turizmi geliri olarak

Karaman'da Corona dondurmayı vurdu

Karaman Valiliği, Karaman İl Hıfzıssıhha Kurulu'nun coronavirüs tedbirleri kapsamında yaptığı toplantıda

Enginyurt'un Bahçeli'yi çok kızdıran tweeti

MHP'den atılan Cemal Enginyurt, terörist başı Apo'nun mektubunun, İstanbul seçimlerinden iki gün önce AKP

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL