22 Ocak 2020 Çarşamba

MHP'ye göre her şey güllük gülistanlık

mhpye-gore-her-sey-gulluk-gulistanlik

TBMM Genel Kurulunda, 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin görüşmeleri sırasında konuşan MHP Gurup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül " 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren fiilen ve resmen uygulanmaya başlanan Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi yukarıda ifade ettiğimiz sıkıntıları aşma konusunda uygulandığı kısa dönem içerisinde dahi rüştünü ispat etmiş iken Hükûmet sistemimize yönelik haksız, mesnetsiz ve hatta iftira boyutuna varan saldırıların olduğu gözlenmektedir." dedi
09 Aralık 2019 Pazartesi 18:59

 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin görüşmeleri sırasında konuşan MHP Gurup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül şunları söyledi:

2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bütçe kanunu teklifi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin 97'nci, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ise 2'nci bütçesidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, ortaya çıkmasında önemli katkılar sunduğumuz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin 2'nci bütçesini de desteklediğimizi ifade etmek istiyoruz.

 

9 Temmuz 2018 tarihinden bugüne kadar Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle yönetilen Türkiye Cumhuriyeti devleti, bu kısa sürede ülkemizi, bölgemizi, hatta dünyayı etkileyecek mahiyette ciddi meselelere muhatap olmuş, karşılaştığı sorunlara hızlı ve etkin çözümler üretmiştir. Millî politikalar ekseninde hareket eden devletimizin atmış olduğu adımlar milletimizin nezdinde de karşılık bulmuş, büyük bir teveccühle desteklenmiştir. Devletimiz yeni sisteme geçişini bu zamana kadar sorunsuz bir şekilde gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmeye devam etmektedir. Kuşkusuz, hiçbir Hükûmet sisteminin uygulanmaya başlandığı anda kusursuz ve eksiksiz olması beklenemez. Ancak hamdolsun ki Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi uygulanmaya başlandığı andan itibaren sonuç vermeye başlamıştır. 24 Haziran 2018 tarihindeki seçimlerden sonra Cumhurbaşkanımızın yeminiyle birlikte kabine oluşmuş, hiçbir fasıla olmadan çalışmalarına başlamıştır. Önceki sistemden alışık olduğumuz seçim sonrası Hükûmet kurma tartışmaları, siyasi krizler ve olası demokrasiyi tıkayan girişimler tarihe karışmıştır. Ülkemizin güvenliğini ve bağımsızlığını ilgilendiren millî meselelerle birlikte 24 Haziran seçimlerinin hemen sonrasında zuhur eden ve ülkemize yönelik küresel ölçekli ekonomik saldırılara karşı Hükûmet tarafından proaktif çözümler ve etkili tedbirler üretilmiştir. Alınan bu tedbirlerin etkisi ve isabeti bugün çok daha iyi anlaşılabilmektedir. Yürütmenin karşılaşılan bu sorunlara ve saldırılara karşı pozisyon almasında, hamleler üretebilmesinde kuşkusuz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle kazanmış olduğu imkânlar ve kabiliyetler önemli rol oynamıştır.



 

15 Temmuz hain darbe girişimi Türkiye'nin bekasına yönelen, bugüne kadar benzeri görülmemiş çapta ve mahiyette bir saldırı girişimidir. Türk devletinin, Türk milletinin bir gün gelip kendi ordusunun uçaklarıyla, helikopterleriyle, tanklarıyla ve silahlarıyla saldırıya uğrayabileceği, 251 şehit verip 2.196 vatandaşının yaralanacağı kimsenin aklının ucundan dahi geçmezdi. Bu yönüyle karşılaşılan saldırı, tarihte eşi görülmemiş büyük bir ihanettir. 15 Temmuz hain darbe girişimine kadar terörle mücadele eden devletimiz, bu tarihten sonra da terörü kaynağında yok etmeye karar vermiş, bu çerçevede Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Pençe Harekâtlarıyla, sınır ötesinde iç güvenlik harekâtlarıyla ülke topraklarında PKK/PYD, DEAŞ, FETÖ terör örgütlerine karşı mücadelede büyük bir başarı elde etmiştir. Türkiye, amansız bir mücadele verirken saldırılar bununla sınırlı kalmamış, Ağustos 2018'de finans sistemimize yönelik dış kaynaklı saldırılarla ülkemizin ekonomisi çökertilmeye çalışılmıştır. Bu süreçte Türkiye mali yönden ciddi zararlara uğramıştır. Neyse ki karşılaştığımız ekonomik saldırılar, devletimizin atmış olduğu isabetli adımlar, açıklanan ekonomik programlar sayesinde önemli ölçüde bertaraf edilmiştir. Geçmişte bu kadar büyük ekonomik saldırılar neticesinde ortaya çıkan ekonomik krizler, her defasında Hükûmet krizine dönüşmüş ve ülkemizde siyasi anlamda büyük değişiklikler meydana getirmiştir. Saldırıyı gerçekleştiren odaklar, Türkiye'de yine aynı şekilde siyasi ve sosyal kaos planı yapmışlardır ancak bu defa devletimiz yeni hükûmet sisteminin verdiği imkânlarla daha hızlı ve etkin tedbirler alarak başarılı hamlelerle kaos tacirlerinin heveslerini kursaklarında bırakmıştır.

 

Türkiye Cumhuriyeti devleti, birçok olumsuzlukla karşılaşsa da vatandaşından almış olduğu yüksek destekle uluslararası camiada meşruiyetinden şüphe edilemeyen, kararlılığı sınanamayan, itibarı yüksek, bölgesinde belirleyici bir devlet olma yolunda artan bir kararlılıkla yürümektedir. Türkiye'nin mevcut durumda ekonomik yönden kırılganlıkları devam etmekle birlikte olumlu gelişmelerin yaşandığı bir sürecin içerisine girmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ekonomik saldırılarla bir anda ters düz olan ekonomik veriler kısa bir süre içerisinde dengelenmeye başlamış, döviz, faiz ve enflasyon rakamlarında olumlu yönde değişiklikler meydana gelmiştir. TÜFE, 2018 yılı Ekim ayında yüzde 25,2 düzeyine çıkmışken 2019 yılı Kasım ayında yüzde 10,6 düzeyine gerilemiştir. Faizlerde dört ayda 10 puanlık indirim gerçekleşmiştir. 2018 yılında Türkiye'nin ekonomik yönden uçuruma gittiğini, IMF'yle anlaşmadan krizden kurtulamayacağını hatta Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemini değiştirmeyi de içine alan Anayasa değişikliği olmadan Türkiye'nin ekonomik olarak kendine gelemeyeceğini ifade edenler, bugün bu gelişmelere karşı diyecek söz bulamamaktadır.

Türk ekonomisinin 2019 yılında önemli oranda küçüleceğini söyleyen IMF, OECD, Dünya Bankası, Avrupa Birliği Komisyonu ile uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye'ye dair değerlendirmelerini pozitif yönde revize etmek zorunda kalmış; 2020-2021 büyüme tahminlerini yüzde 3,1, yüzde 4 olarak düzeltmişlerdir. Türkiye'nin 2019 yılı içinde hızlı bir toparlanma sürecine girdiği, sıkıntılı ve zor günleri geride bıraktığı zikrettiğimiz uluslararası kuruluşlar tarafından teyit edilmektedir. Ekonomi Güven Endeksi bu süreçte artış göstermiş, Reel Kesim Güven Endeksi kasım ayında 105,9 düzeyine çıkarak 2018 Mayıs ayından bu yana en yüksek seviyeye ulaşmıştır.

 

Bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Türkiye'nin ekonomik alanda vermiş olduğu mücadeleyi beka mücadelemizin bir parçası olarak değerlendirmekteyiz. Bu manada Türkiye aleyhine gerçekleşecek her türlü operasyona, manipülasyona karşı devletimizle ve Hükûmetimizle beraber olduğumuzu, halkımızın ekonomik problemlerini giderecek, refah seviyesini yükseltecek her türlü adımı desteklediğimizi ifade etmek isteriz.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapmış olduğumuz bu genel değerlendirmeden sonra 2020 yılı bütçesi ile Yeni Ekonomi Programı çerçevesinde ortaya konulan hedeflerle ilgili değerlendirme yapmak istiyoruz.

 

2019 yılı bütçe görüşmelerinden önce, 20 Eylül 2018 tarihinde açıklanan 2019-2021 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program, diğer adıyla Yeni Ekonomi Programı dengeleme, disiplin ve değişim anlayışıyla oluşturulmuştur. Programın açıklanmasından sonra ekonomik hedefleri olumsuz yönde etkileyecek küresel, bölgesel birçok gelişme yaşanmıştır; buna rağmen ortaya konulan hedeflerin gerçekçi ve tutarlı olduğu görülmüştür. 2020-2022 yıllarını kapsayan orta vadeli program da "Yeni Ekonomi Programı" olarak adlandırılmış, 30 Eylül 2019 günü açıklanmıştır. Fiyat istikrarı, finansal istikrar, cari işlemler dengesinde son bir yılda elde edilen kazanımların korunup geliştirilmesi, üretim ve verimlilik odaklı sürdürülebilir büyüme ile adaletli paylaşıma yönelik ekonomik dönüşüm ve değişimin gerçekleşmesini amaçlayan program, önemli ve gerçekçi hedefler ortaya koymaktadır. Buna göre, 2019 yılı kişi başı millî gelir bir önceki yıla göre 600 dolar gerileyerek, 9.093 dolar olarak tahmin edilmekte, programın son yılı olan 2022'de bu rakamın artarak 10.534 dolara yükselmesi hedeflenmektedir.

 

Ekonomimizin son çeyrekte yaşadığı daralmadan sonra 2019 yılının üçüncü çeyreğinde, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 0,9 büyüdüğü açıklanmıştır. Bu sayede ülkemizin 2019 yılını yüzde 0,5 oranında ekonomik büyümeyle kapatması mümkün olabilecektir. Piyasalar bu durumu olumlu bir gelişme olarak değerlendirmektedir. 2020 yılının birinci çeyreğinden itibaren küresel bazda beklenen faiz indirimleri ve ticaret savaşlarında tansiyonun düşmesiyle, ihracat rakamlarının da desteğiyle Türkiye ekonomisinin büyüme rakamlarında artış olması beklenmektedir.

 

Program değerlendirildiğinde 2020 yılından itibaren 2022 yılına kadar her yıl yüzde 5 oranında büyümenin hedeflendiği anlaşılmaktadır. İhracatın 2020 yılında yüzde 4,7 artışla 190 milyar dolar olması, ithalatın ise 2020 yılında 231,5 milyar olması hedeflenmektedir. Ekonomideki toparlanmayla birlikte yurt içi talepte artış beklentisi, ithalat artış oranının ihracat artış oranından daha yüksek olmasına neden olmaktadır.

 

Turizm gelirlerinin 2019 yılında 29 milyar dolar olması beklenmektedir. Ekonomimiz açısından son derece önemli olan turizm gelirleri, cari açığın üç sene sonunda sıfırlanması hedefinin temel dayanaklarındandır.

 

Bunun dışında imalat sanayisinde yerli ara malın kullanımının artırılması, yüksek katma değerli ürünlerin ihracatında artışın temin edilmesi her yıl yüzde 5 büyürken, cari açıkta düşüşü temin edecek ana unsurlar olarak görülmektedir. Üretimde, sanayi sektöründe 2020 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın büyüme oranının üzerinde, yüzde 6 seviyesinde artması ve program döneminde bu artışın devam etmesi beklenmektedir.

 

İşsizlik 2019 Ağustos ayı itibarıyla yüzde 14 seviyelerine yükselmiştir, özellikle genç işsizlik yüzde 27,4 düzeylerindedir, 15-24 yaş grubu gençlerde ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı yüzde 30,1'dir; bu rakamlar oldukça yüksektir. Programda 2019 yılı için yüzde 12,9 olarak beklenen işsizlik oranının 2020 yılında yüzde 11,8'e ineceği, 2022 yılında ise yüzde 9,8'e gerileyeceği beklenmektedir.

 

2019 yılında TÜFE yüzde 12 olarak beklenmekte, 2020 yılında yüzde 8,5; 2021 yılında yüzde 6; 2022 yılında ise TÜFE'nin yüzde 4,9'a gerilemesi hedeflenmektedir.

 

2020 yılı merkezî yönetim bütçesi, sürdürülebilir büyüme ve adaletli paylaşıma yönelik ekonomik dönüşümün gerçekleştirilmesinin, mali disiplinin sürdürülmesinin, kamu dengelerinin iyileştirilmesinin, maliye politikasının sürdürülebilirliğinin gözetilmesi ve kamu maliye alanının elde edilen kazanımlarının gelecek dönemde korunması başta olmak üzere, belirlenen hedeflerin gerçekleştirilmesi amacını taşımaktadır. 2020 yılı merkezî yönetim bütçe ödenekleri içinde en büyük payı sırasıyla cari transferler ile personel giderleri almaktadır. Bütçede 2020 yılında cari transferlerin 451,1 milyar TL olması, personel harcamalarının ise 282.488 milyar TL olması öngörülmektedir. Enflasyon oranları dikkate alındığında toplu sözleşmelerle belirlenen ocak ayında yüzde 4, temmuz ayında yüzde 5 maaş zammının yeterli olmayacağı, kamuda çalışan personelin maaş artışının enflasyonun gerisinde kalacağı anlaşılmaktadır.

Bütçede 2019 yılında 103 milyar TL olması beklenen faiz giderlerinin 2020 yılında 138,9 milyar TL'ye yükselmesi beklenmektedir. Burada faiz giderlerinde yüksek bir artış söz konusu olmaktadır. Türkiye'nin gerek orta vadeli programda gerekse 2020 bütçesinde ortaya koymuş olduğu beklenti ve hedeflerin planlandığı şekilde gerçekleşmesi büyük önem arz etmektedir. Ülkemiz, önünde duran kritik meselelerle uğraşırken, ekonomi ve maliye politikalarında disiplini elden bırakmamalı; üretim, iş gücü piyasası, eğitim ve tarım gibi alanlarda alacağı yapısal tedbirlerle üretime dayalı ekonomik büyümeyi ve gelişmeyi temin edebilmelidir.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren fiilen ve resmen uygulanmaya başlanan Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi yukarıda ifade ettiğimiz sıkıntıları aşma konusunda uygulandığı kısa dönem içerisinde dahi rüştünü ispat etmiş iken Hükûmet sistemimize yönelik haksız, mesnetsiz ve hatta iftira boyutuna varan saldırıların olduğu gözlenmektedir.

 

Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi, Türk milletinin devlet anlayışına, yönetim felsefesine uygun bir sistemdir. Dünyada bugüne kadar örnek gösterilen, övülen ne kadar ülke yönetimi sistemi varsa, içinde bulunduğumuz dönemde bu ülkeler siyasi krizlerle, sistemsel tıkanıklıklarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Ülkemizde uygulanan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi Türkiye'nin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş olan 21'inci yüzyılda Türkiye'yi güçlü kılacak ve demokratik yönden geliştirecek Türkiye'ye özgü bir sistemdir. Bu sistemin dünyada uygulanmakta olan diğer başkanlık sistemlerinin uygulamaları üzerinden değerlendirilmesi hiçbir zaman doğru neticeler vermemekte, vatandaşımızın yanlış bilgilenmesine sebep olmaktadır.

 

16 Nisan 2017 referandum sürecinden bugüne kadar Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemiyle ilgili olarak birçok iftiranın, yalanın ve çarpıtmanın kamuoyunda yer aldığını görmekteyiz. Fakat gerçekler ortadadır. On yedi aylık uygulama dönemi dahi göz önüne alındığında, sisteme yönelik eleştirilerin haksızlığı ortaya çıkmaktadır. Kabul edilen ve uygulamaya konulan sistemle yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrılığının daha belirgin hâle gelmesi amaçlanmış, bu amaç gerçekleşmiştir.

 

Bugün yürütme, yetkiyi doğrudan milletten almaktadır. Yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı, seçildiği anda Kabinesini oluşturabilmekte, yemin töreniyle birlikte Hükûmet görevine başlamaktadır. Daha önceki sistemde olduğu gibi Hükûmet pazarlıkları, koalisyon görüşmeleri, yeniden erken seçim ihtimali söz konusu olmamaktadır. Cumhurbaşkanı ile Bakanlar Kurulu ve Başbakan arasında yetki karmaşası ve iki başlılık söz konusu olmamaktadır. Siyasi istikrar güçlü bir şekilde ortaya çıkmakta, vesayet ve ara rejim ihtimali minimuma inmekte, ülkemiz dış müdahalelere karşı daha korunaklı hâle gelmektedir. Cumhurbaşkanı, sorumsuz değil, siyasi ve cezai olarak sorumluluk altında olmaktadır. Yüzde 50+1 halk desteğiyle meşruiyeti en yüksek seviyede olan Cumhurbaşkanı, istikrarlı ve güçlü bir yönetim sergileyebilme imkânına kavuşmuştur. Karar alma süreçleri hızlanmış, meselelerin üzerine etkili ve güçlü bir şekilde gidilebilmiştir. Ülkemize yönelik terör saldırıları ve finansal manipülasyonlara karşı Hükûmetin verdiği beka mücadelesinde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin önemli faydalar sağladığını görmekteyiz.

 

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde en fazla haksızlığa uğrayan kurumun Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğu kanaatindeyiz. Uygulanmakta olan yeni sisteme göre, temsilde adalet anlayışı çerçevesinde Meclis daha güçlenmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde hâlihazırda 9 siyasi parti temsil edilmekte, 5 siyasi parti grubu bulunmaktadır. Seçmenin siyasi tercihi en üst seviyede Meclise yansımış bulunmaktadır. Bu çeşitlilik eski sistemde olsaydı koalisyon mecburiyetlerinden bahsedilecek, yönetimin istikrarlı bir şekilde tesis edilmesi imkânsız hâle gelebilecekti. Ancak, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde, Mecliste böyle bir çeşitlilik varken dahi yürütmede tek başlılık ve istikrar temin edilebilmektedir. Yasama ve denetim fonksiyonları bağımsız hâle gelmiş olmasına rağmen Meclisimiz -kasıtlı ve haksız bir şekilde- hükmü kalmamış, değersiz ve fonksiyonsuz olarak tarif edilmektedir. Cumhurbaşkanı karşısında güçsüz ve fonksiyonsuz olduğu iddia edilen Meclis, ilk defa, Cumhurbaşkanını işlediği iddia edilen bir suçtan dolayı soruşturma ve nihayetinde Yüce Divana sevk etme hakkına sahip olmuştur. Yine, diğer başkanlık sistemlerinde olmayan, Meclis seçimleriyle birlikte, Cumhurbaşkanlığı seçimini yenileme hakkına da sahip olan Meclis, güçlü bir Meclistir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni sistemin uygulanmaya başladığı andan itibaren, bugüne kadar yoğun bir yasama performansı ortaya koymuştur. Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yönetileceğini iddia edenler de şahit olmuştur ki devletimiz Gazi Meclis'in çıkardığı yasalarla yönetilmektedir.

 

Artık Bakanlar Kuruluna verilen yetki çerçevesinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle Meclisi baypas etme ve Meclisin yasama yetkisinin yürütme tarafından gasp edilmesi dönemi sona ermiştir. Yasalar, milletvekillerinin teklifi ile Meclise sunulmakta,komisyonlarda ve Genel Kurulda görüşülüp yasalaşmaktadır. Bakanlar Kurulunun kanun tasarısı sunma imkânı ortadan kalkmıştır. Meclis kendi gündemini belirlemektedir.

On yedi aylık uygulama sürecinde Meclise gelen birçok yasa teklifi gerek komisyonda gerek Genel Kurulda yapılan görüşmeler neticesinde muhalefetin eleştirileri de göz önüne alınarak önemli değişikliklere uğramıştır. Yani bu teklifler, Meclise sunulduğu gibi harfine dokunulmadan motomot değil, esaslı görüşmeler ve tartışmalar neticesinde önemli değişikliklere uğrayarak Mecliste yasalaşmışlardır. Bu durum demokrasimiz açısından sıhhat alameti olarak değerlendirilmelidir.

 

Milletimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisini yaşadığı her türlü sıkıntıda, mağduriyette ve adaletsizlikte çare olarak görmekte, ümidini buraya bağlamaktadır. Meclis, her gün, sıkıntılarını ve taleplerini dile getirmek üzere Meclise gelen vatandaşlarımızla dolup taşmaktadır. Vatandaşlarımızın talep ve beklentileri milletvekillerimizce değerlendirilmekte, sunulan kanun teklifleriyle meselelere çözüm üretilmeye çalışılmaktadır.

 

İfade ettiğimiz hususlar çerçevesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin etkisizleştiğini, hükmünün kalmadığını söylemek mümkün olamayacaktır.

 

Meclisimizin yasama faaliyetlerinin, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ruhuna uygun şekilde gerçekleşmesi için elbette yapılması gereken bazı çalışmalar bulunmaktadır. Bunların başında, İç Tüzük değişikliği gelmektedir. İki yıla yaklaşan uygulama tecrübesi de göz önüne alınarak milletvekillerinin yasama faaliyetlerini etkinleştirmesi için İç Tüzük düzenlemelerine ihtiyaç bulunmaktadır. Yasama kalitesinin arttırılması, yasama ve denetim süreçlerinde komisyonların etkili hâle getirilmesi, kanun tekliflerinin etki analizini yapacak ve bunları raporlayacak sistemin veya altyapının oluşturulması, denetimin etkinleştirilmesi kapsamında kesin hesap ve denetim raporlarının görüşüleceği ayrı bir daimî ihtisas komisyonunun kurulması gerektiği kanaatindeyiz.

 

Bir önceki bütçe görüşmelerinde ifade ettiğimiz İç Tüzük değişikliğinin bu yasama yılı içerisinde gerçekleşmesi samimi beklentimizdir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak İç Tüzük değişikliği çalışmalarına her türlü olumlu katkıda bulunmaya hazır olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargıya olan güvenin yeniden tesis edilmesiyle ilgili olarak yapılan çalışmalar neticesinde 30 Mayıs 2019 tarihinde Cumhurbaşkanımız tarafından Yargı Reformu Strateji Belgesi açıklanmıştır. Güven veren ve erişilebilir bir adalet vizyonu ortaya koyan bu belge, yargının toplumumuzda hak ettiği itibar seviyesine yükselmesi açısından son derece mühimdir. Yargıya güvenin artırılması, insan odaklı hizmet anlayışının geliştirilmesi, hak ve özgürlüklerin daha etkin korunup geliştirilmesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının geliştirilmesi, hukuki güvenliğin güçlendirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi, yargı reformunun ilke ve değerleri olarak sayılmıştır. Bu çerçevede, belli amaçlar ve hedefler deklare edilmiştir.

 

Yargı Reformu Strateji Belgesi çerçevesinde yargıya ilişkin yasal düzenlemelerin ve değişikliklerin paketler hâlinde Meclise gelebileceği ifade edilmiş, bu kapsamda birinci yargı paketi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 24 Ekim 2019 tarihinde yasalaşmıştır.

 

Birinci yargı paketiyle hapis cezası beş yıla kadar olan ve bölge adliye mahkemesinde kesinleşen belirli suçlara ilişkin davalarda Yargıtaya temyiz imkânının verilmesi içtihat birliğinin temin edilmesi açısından önemlidir.

 

Tutuklama sürelerinin soruşturma sürecinde ciddi bir sınırlamaya tabi tutulması, savcılarımızın soruşturmayı çok daha hızlı ve etkin bir şekilde yapmasına imkân sağlayacaktır. Bu sayede tutuklama, âdeta bir cezalandırma vasıtası olmaktan çıkıp gerçek manada tedbir olarak uygulanması söz konusu olacaktır.

 

Yine, uzlaşmanın, ön ödemenin, basit yargılama usulünün ve seri yargılama usulünün getirilmesini önemli bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.

 

Adalet Akademisinin yeniden teşekkül ettirilmesini olumlu bir gelişme olarak görüyoruz. Hukuk mesleklerine giriş sınavının Türkiye kamuoyunda her zaman tartışılan bir mesele olarak bu pakette neticeye ulaştırılmış olmasını isabetli buluyoruz. Çocuk veya mağdurların ifade ve beyanlarının özel ortamda, adli görüşme odalarında alınmasının sağlanmış olması önemli bir eksikliği gidermiş olmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak desteklemiş olduğumuz birinci yargı paketi, kuşkusuz strateji belgesinde ortaya konulan bütün hususları kapsamamaktadır. Bu durum herkes tarafından biliniyor olmasına rağmen, yargı reformu birinci paketten ibaretmiş gibi değerlendirilerek yapılan değişikliklere yöneltilen eleştirileri doğru bulmadığımızı ayrıca ifade etmek istiyoruz.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye içeriden ve dışarıdan varlığına, bekasına yönelen birçok tehdit ve saldırıyla kıran kırana mücadele içerisindedir. Bu tehdit ve tehlikelere karşı ihmalkâr davranmak, gevşeklik göstermek ölümcül neticeler doğurabilecektir. Bu kapsamda Türkiye, yurt içinde milletimizin huzur ve güvenliğini tehdit eden unsurlarla etkin ve kararlı bir mücadele içerisindedir. İsabetle dile getirildiği üzere, terörün dini, dili, ırkı, mezhebi, cinsiyeti bulunmamaktadır. Terör, terördür ve hedefi bütün insanlıktır. Bulunduğumuz coğrafyada Türkiye, ne yazık ki her dönemde fitneyle, terörle, kalkışmalarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu dönemde de FETÖ, PKK, YPG, PYD, DEAŞ, DHKP-C gibi terör örgütleri, Türkiye'ye muhasım büyük güçlerin taşeronluğunu üstlenmişlerdir. Devletimiz bu terör örgütlerine karşı en etkin yöntemlerle mücadele etmekte ve netice almaktadır. Allah'ın izniyle, son terörist etkisiz hâle getirilene kadar, bu mücadele kararlılıkla devam edecektir.

Türkiye'de ve dünyada özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi evrensel değerleri kılıf olarak kullanıp işledikleri terör suçunu örtmeye çalışanlar, bilinçli olarak terör örgütüne "terör örgütü", teröriste "terörist" demeyenler er ya da geç deşifre olacak ve Türk devletinin ve Türk milletinin gazabına uğrayacaklardır.

 

Dünyada en önemli gündem maddelerinden biri olan ve insanlığın en büyük krizlerinden biri olarak gösterilen düzensiz göç, mültecilik ve sığınmacılık Türkiye için de önemli bir meseledir. Türkiye 4 milyona yakın mülteciye ve sığınmacıya ev sahipliği yapmaktadır. Dünyada sığınmacılara ve mültecilere Türkiye gibi değer veren ve insanca yaşamak için gereken asgari koşulları temin eden başka bir ülke bulunmamaktadır. Dünya, ne yazık ki aynı hassasiyet içerisinde değildir. Ancak Türkiye'nin bundan sonra herhangi bir toplu göçü veya mülteci akınını kabul edebilmesi de mümkün değildir. Ülkemizde misafir ettiğimiz sığınmacıların güvenli ve gönüllü bir şekilde ülkelerine dönmeleri için azami gayret sarf edilmelidir.

 

Bu kapsamda, devletimizin ortaya koyduğu politika son derece önemlidir. Ülkemizde bulunan Suriyeli sığınmacıların geri dönüşünü temin etmek maksadıyla sınırlarımızda terörden arındırılmış güvenli bölgede meskûn mahaller oluşturulması ve bu sığınmacıların buralara yerleştirilmesi son derece insani bir çözüm şeklidir. Suriye'nin kuzeyinde Fırat Kalkanı Harekâtı, Zeytin Dalı Harekâtı ve Barış Pınarı Harekâtı'yla oluşturulan güvenli bölgelere bugüne kadar 400 bin Suriyelinin geri döndüğü ifade edilmektedir. Türkiye'nin uluslararası camiada deklare ettiği güvenli bölgenin belirtilen şekilde oluşması hâlinde ilk aşamada 1 milyon, sonrasında ikinci aşamayla birlikte toplam 2 milyon Suriyeli sığınmacının bu topraklara yerleşmesi temin edilecektir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye'nin açıklamış olduğu bu projeyi değerli buluyor ve destekliyoruz.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, dünyada tarih boyunca en çatışmalı ve kargaşalı 3 bölge olan Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu'nun tam ortasında yer almaktadır. Böyle önemli bir coğrafyada yaşamanın büyük fedakârlıklar gerektirdiği tartışmasızdır. Bu topraklarda var olabilmek için tarih boyu nice şehitler vermiş olan Türk milleti, bugün hâlâ bu toprakların kan bedelini, can bedelini ödemektedir. Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler, yüzyıl önce emperyalist güçler tarafından çizilen sınırların değiştirilmesine, bizzat komşumuz olan ülkelerin parçalara ayrılmasına yönelik gayretler sonunda bu ülkeleri yangın yerine çevirmiş, yaşanan iç savaşlarda emperyalist devletlerin etkisiyle milyonlarca masum insan hayatını kaybetmiş, Suriye, Irak gibi ülkeler yaşanılamaz hâle gelmiştir. Bu devletlerde ortaya çıkan otorite boşluğu, terör örgütlerinin bu topraklarda yuvalanmasına ve güçlerini arttırmasına neden olmuştur. Özellikle, ülkemizin sınırlarına yerleşen ve yerleştirilen bu terör örgütlerince bir terör koridoru oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu örgütler, vatandaşlarımıza saldırılar düzenleyerek insanlarımızın yaralanmasına, hayatlarını kaybetmesine neden olmuşlardır. Bu terör örgütleriyle sınır ötesinde mücadele etmek mecburiyeti doğmuş, 2016 yılında gerçekleştirdiğimiz Fırat Kalkanı Harekâtı'yla yaklaşık 3 bin kadar DEAŞ'lı terörist etkisiz hâle getirilmiş, 2018 yılında Zeytin Dalı Harekâtı'yla 4.500 civarında PKK/PYD-YPG'li terörist etkisiz hâle getirilmiş, 9 Ekim 2019 tarihinde başlatılan Barış Pınarı Harekâtı'yla bugüne kadar 1.200 kadar PKK/YPG-PYD'li terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Türkiye bu harekâtlarda Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51'inci maddesi gereğince meşru müdafaa hakkını kullanmıştır. Yine bu kapsamda, Irak'ın kuzeyinde gerçekleştirdiğimiz Pençe Harekâtlarıyla PKK terör örgütüne büyük darbe vurulmuştur. Türkiye, gerçekleştirdiği bu harekâtla terörü kaynağında yok etmeye yönelik önemli başarılar elde etmiştir.

 

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, icra edilen ve edilmekte olan terör harekâtlarını ve operasyonlarını en güçlü şekilde desteklediğimizi bir defa daha ifade etmek istiyoruz. Türkiye'nin sahada silahlı kuvvetleri ve güvenlik güçleriyle elde ettiği başarıların yanında diplomatik alandaki başarıları da takdire şayandır. Böyle zorlu şartlarda, dünyadaki bütün güçlerin devrede olduğu bir coğrafyada kendi yaptığı planı uygulayabilmek, hak ve hukukunu kimseye muhtaç olmadan temin edebilmek önemli bir meseledir; Türkiye bunu başarmaktadır. Bunun yanında, komşu ve kardeş Suriye halkının geleceğinin ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunması bağlamında Astana, Soçi ve Cenevre süreçlerinde siyasi bir çözüm sağlanması ve bütün tarafların katılımıyla anayasa çalışmalarının devamı, Türkiye'nin üzerinde durduğu ve önem verdiği çalışmalardır.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti devleti, güney sınırlarında bir terör koridoru oluşturulmasına müsaade etmediği gibi, Doğu Akdeniz'de Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye'nin haklarının yok sayılmasına da müsaade etmemektedir.

 

Güney Kıbrıs Rum kesimi tarafından Doğu Akdeniz'de Mısır, İsrail ve Yunanistan'ın birlikteliğiyle hukuka aykırı şekilde yürütülen sondaj faaliyetlerine karşı Türkiye Cumhuriyeti devleti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden almış olduğu sondaj ruhsatlarıyla Oruç Reis ve Barbaros Hayrettin Paşa gemileriyle sismik araştırma yaparken Fatih ve Yavuz sondaj gemileriyle sondaj faaliyetlerini yürütmektedir. Gemilerimize bu faaliyetlerinde ordumuzun deniz ve hava unsurlarınca yedi gün yirmi dört saat refakat edilmektedir.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz konusunda şakası yoktur, yaptıkları blöf değildir. Bu alanda var olduğu ifade edilen hidrokarbon yatakları hem Türkiye için hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için hayati önem taşımaktadır. Akdeniz'de yaşanan hâkimiyet mücadelesinde Libya'yla imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası ülkemiz açısından son derece önemli diplomatik bir başarı olarak görülmelidir.

 

Ülkemiz ne yazık ki enerji konusunda büyük oranda dışa bağımlıdır, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithalat yoluyla temin etmektedir. Enerjide dışa bağımlılığının azaltılması için kömür ve yenilenebilir enerji kaynaklarının azami seviyede değerlendirilmesi, enerji ithalatında kaynak ve kaynak ülke çeşitliliğinin sağlanması, etkin bir talep yöntemi meydana getirilerek enerji arzının kesintisiz ve yeterli bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

 

Türkiye, doğal gazını Rusya, İran ve Azerbaycan'dan temin etmekte, Cezayir ve Nijerya'dan da sıvılaştırılmış gaz satın almaktadır. Doğal gaz ithal ettiğimiz ülke sayısının sınırlı olması nedeniyle yaşanabilecek sıkıntılara karşı Türkiye'nin kaynak ülke çeşitlendirilmesinde alternatiflerini değerlendirmesinin, depolama alanlarının sayısının, kapasitesinin ve günlük enjeksiyon imkânlarının artırılmasının büyük önemi bulunmaktadır. Bu sayede olağanüstü durumlara ve mevsimsel dalgalanmalara karşı önemli tedbir geliştirilmiş olacaktır.

 

Türkiye'nin jeopolitik konumu enerji nakil hatlarında vazgeçilmez bir ülke hâline gelmesine neden olmuştur. Mevcut petrol ve doğal gaz boru hatlarına ilave olarak Azerbaycan doğal gazını Avrupa'ya taşıyacak olan TANAP Avrupa bağlantısı 30 Kasımda hizmete açılmıştır. Yine, Rusya'yla birlikte hayata geçirilen doğal gaz boru hattı projesi olan Türk Akım Projesi'nde Karadeniz bölümü geçilmiş, boru hattı Türkiye'ye ulaşmıştır. Bu boru hatları sayesinde Türkiye'nin stratejik ve jeopolitik önemi daha da artmış olmaktadır.

 

Türkiye'nin yenilenebilir enerji alanında, özellikle güneş ve rüzgâr enerjisi konularında yüksek bir potansiyele sahip olduğu ifade edilmektedir. Ülkemizin son yıllarda bu alanda yatırımlara önem veriyor olması memnuniyet vericidir. Madencilik sektöründe ise ülkemiz ham madde üretip satan bir ülke durumundan çıkıp sanayiyle entegre olan, katma değeri yüksek ürünleri üreten ve bunu dünyaya pazarlayan ülke durumuna gelebilmelidir. Bu kapsamda altın, toryum, bor ve benzeri kıymetli madenlerin yüksek teknoloji kullanılarak katma değeri yüksek ürünlere dönüştürülmesi ve bu ürünlerin pazarlanması gerekmektedir. Bu hususta millî bir politika çerçevesinde gerekli adımların atılmasında büyük bir yarar bulunmaktadır.

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî eğitim istikbalin inşası, istiklalin güvencesidir. Millîlik, binlerce yıllık devlet ve millet geleneğini ifade eder. Eğitim ve savunma alanlarındaki millîlik, milleti millet yapan değerlerin birleşimine işaret eder. Eğitim politikamız, Türk milletine mensubiyetin gurur ve şuuruna sahip, manevi ve ahlaki değerlerimize bağlı, çağımızın bilimsel gelişmelerine açık, analiz eden, üreten ve problem çözen, kültürlü, inançlı, toplumsal duyarlılığı olan nesiller yetiştirmek şeklinde olmalıdır. Millî bir eğitimin gerçekleştirilmesi için çağımızın gereklerine uygun planlamalar yapılması ve bunların tatbik edilmesinin yanında, değerlerimizin yozlaşmasına karşı bu topraklarda ortaya çıkan bilginin ve hikmetin rehber olarak öğretilmesi, genç kuşaklara aktarılması sağlanmalıdır. Bu kapsamda Millî Eğitim Bakanlığımızca açıklanan 2023 Eğitim Vizyonu belgesini önemsediğimizi ifade etmek istiyoruz. 2023 Eğitim Vizyonu belgesinde Türkçe dil yeterlilikleri konusuna ayrı bir başlık açılarak Türkçe'nin korunması ve geliştirilmesi temel eğitimin omurgası olarak ele alınmış ve Türkçe Söz Varlığı Projesi hayata geçirilmiştir. Bu gelişmeyi Milliyetçi Hareket Partisi olarak kıymetli bulduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Ayrıca yine 2023 Eğitim Vizyonu belgesinde belirtildiği üzere ilkokul ve ortaokullarda bazı yeniliklere ve düzenlemelere gidilmiştir. Eylül ayı sonu itibarıyla 69 ayını dolduran çocuklar ilkokula kayıt edilmiştir. 60 ayını dolduran çocuklarımızın ilkokula başlayabildiği önceki düzenlemeden vazgeçilmiş olması isabetli bir gelişmedir. İlkokul ve ortaokul öğrencilerinin el algoritma, robotik ve sanatsal tasarım becerilerinin geliştirilmesi için okullarımızda üç bin civarında tasarı beceri atölyesinin açılması ve bu atölyelerin sayısının on bine çıkarılmasının hedeflenmesi de yine olumlu bulduğumuz gelişmelerdendir. Öğrenciler bugün hâlâ müfredat ve sınav sistemi konularında sık sık yaşanan değişikliklerden oldukça olumsuz etkilenmişlerdir ve etkilenmektedirler. Bu kapsamda, istikrarın temin edilmesi önem arz etmektedir. Özel eğitime ihtiyaç duyan bireylerin tespiti ve bu kapsamda eğitim veren kurumların yaygınlaştırılmasıyla eğitim kurumlarının programlarının günün ihtiyaçlarına uygun şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Öğretim programları, düşünme ve öğrenmeyi merkezine alan, bilgiye ulaşabilen, değerlendiren, ekip çalışmasında uyumlu bireylerin yetiştirilmesi amacına yönelik olarak ele alınmalıdır.

 

Öğrenciler ilköğretim ve ortaöğretim kademelerinde bilgi, beceri ve kabiliyetleri ile istekleri çerçevesinde uygun olan bölümlerde ve alanlarda kendilerini geliştirmeli, yüksek öğrenimde bu alanlarda okuyabilmelerine imkan tanınmalıdır. Öğretmenler yönünden ise Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun ivedi olarak çıkarılması, öğretmenlik mesleğinin itibarının yükseltilmesi gerekmektedir. Ücretli vekil sözleşmeli öğretmenliklere son verilmeli, tek bir statüde kadrolu olarak öğretmenler güvence altına alınmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım ve hayvancılık 2023'e kadar üzerinde büyük bir hassasiyetle durmamız gereken bir meseledir. Ülkemizin millî ve yerli bir anlayışla güçlenmesi ve refahının yükselmesi açısından tarım ve hayvancılığa dair hedeflenen seviyelere ulaşılması büyük önem arz etmektedir.

 

2018 ve 2019 yılında tarımsal büyümenin ortalama yüzde 2 oranında olduğu görülmekte, gayrisafi yurtiçi hasıla içindeki tarımsal büyümenin payının 2020 yılında yüzde 6,1 seviyesinde olması beklenmektedir. 2019 yılında özellikle fındık, çay gibi ürünlerde belirlenen fiyatlar çiftçiyi rahatlatsa da diğer ürünlerde -özellikle mısır ve pamukta- çiftçimiz yılı zararla kapatmak zorunda kalmıştır.

 

2020 yılında tarımsal desteklemelerin 22 milyar düzeyine çıkmasını, tarımsal ve hayvancılık kredilerinde sıfır faiz uygulamalarının devam edecek olmasını olumlu bulsak da desteklemelerin daha yüksek miktarda ve daha etkin bir şekilde gerçekleştirilmesinin gerekli olduğunu düşünmekteyiz. Çiftçilerimizin kredi borçlarının yeniden yapılandırılması büyük bir ihtiyaçtır. Yine, çiftçilerimizin en önemli girdileri olan mazot, ilaç ve gübre fiyatlarında çiftçimize destek sağlanmalıdır.

 

Son olarak, tarım ve hayvancılık hususunda Türkiye'de millî tarım politikasının önemine vurgu yapıyorum. Son olarak, Türkiye'de millî tarım politikasına Milliyetçi Hareket Partisi olarak son derece önem atfettiğimizi ifade etmek istiyoruz. Bu politika çerçevesinde Türkiye inşallah tarımda tohum, ilaç, gübre vesair bu manadaki girdilerde de inşallah millîleşmeyi, yerlileşmeyi temin edecek ve dışa bağımlılıktan kurtulacaktır diye düşünüyorum.

 

Ben bu duygu ve düşüncelerle görüşülmekte olan 2020 Yılı Bütçe Kanunu Teklifi'nin ve 2018 Yılı Kesin Hesap Kanunu'nun ülkemiz için hayırlar getirmesini temenni ediyorum



Haber okunma sayısı: 79

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

16 bin 629 öğrenci tarım işçisi

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, TBMM İnsan Haklarını

İşçiler ürettikleri değerden pay alamıyor

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Meclis'te düzenlediği basın

AKP'li başkanın paylaşımı tepki çekti

AKP’li Korgan Belediye Başkanı Tuncay Kiraz sosyal medya hesabından Rahşan Ecevit'in vefatı ile ilgili bir

Son 29 yılın en işlevsiz Meclis’i

Ülke, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçişle birlikte Erdoğan'ın kararnameleri ile yönetilirken etkisi

Kur'an kursu öğreticilerine adaletsizlik yapılıyor

Bağımsız Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, Libya'daki

Gökçek'te inanılmaz 29 Ekim harcaması

Görevinden istifa ettirilen Gökçek’in başkanlığı döneminde Ankara’daki ‘29 Ekim fener alayı’ için

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL