23 Ekim 2019 Çarşamba

Meclis bakın Türkiye'yi nereye sürükledi!

meclis-bakin-turkiyeyi-nereye-surukledi

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, TBMM Grup Toplantısı'ndaki konuşmasına "Hep birlikte söyleyelim mi? Savaşa hayır. Savaş istemiyoruz. Savaş felakettir, yıkımdır." sözleriyle başladı. Temellinin bu ifadesinin ardından salonda bulunanlar, "savaşa hayır" sloganları attı.
08 Ekim 2019 Salı 17:17

 Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi. Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik saldırı tehdidine tepki gösteren Temelli şunları söyledi:

Savaş felaket ve yıkımdır; savaşa hayır!

Hep birlikte söyleyelim mi? Savaş istemiyoruz, savaş yıkımdır, savaş felakettir. O yüzden buradan güçlü bir şekilde söylüyoruz: Savaşa hayır! Tüm Türkiye halklarını, herkesi, tüm Ortadoğu halklarını, tüm Avrupa halklarını 'savaşa hayır' demek için yan yana gelmeye davet ediyoruz. Tıpkı 17 yıl önce olduğu gibi. 17 yıl önce savaştan beslenenlere nasıl 'hayır' dediysek bugün de bu savaşı istemiyoruz. Evet bu savaşı istemiyoruz. Savaş isteyenlere karşı barış iradesini güçlü bir şekilde ortaya koyamazsak yıkımı çok fazla olur. Bu felaketin bedelini çocuklarımız, evlatlarımız gelecek kuşaklar ödeyecek.

Bu savaş girişiminin, bu işgal operasyonunun durdurulmasını istiyoruz

Siz anneler, evlatlarımız savaşta ölmesin diyen Kürt ve Türk anneleri burada. Meclis’te barışın sesini yükseltmeye devam edecekler. Ne kadar engellemeye çalışsalar da barışın sesini engelleyemeyecekler. Uluslararası toplum nezdinde hiçbir kabul edilebilirliği olmayan bu savaş girişiminin, bu işgal operasyonunun durdurulmasını istiyoruz.

Bu savaşın tek nedeni var: İktidarlarının ömrünü uzatmak

Diyorlar ki “nihayet savaş başlıyor”. Sanki müjde veriyorlarmış gibi. Biz bu savaşın başlamasını istemiyoruz. Bu savaşın hiçbir haklı gerekçesi yok. Savaşı başlatmak için türlü türlü bahaneler üretiyorlar. Yok mülteci sorununu çözeceklermiş, yok Kürt koridoruna izin vermeyeceklermiş. Yok öyleymiş, yok böyleymiş. Bu savaşın tek nedeni var: İktidarlarının ömrünü uzatmak. Kendi bekaları için Türkiye halklarını Türkiye halklarının bekasını yok etmek. İktidarlarını ömrünü uzatmak için bu savaşı yaratıyorlar.

Bu iktidar Kürt düşmanı, Kürt düşmanlığı üzerinden iktidarlarını inşa etmeye çalıştılar

1 Temmuz 2019’da Trump bir tweet atıyor ve "Erdoğan Kürtleri haritadan silmek istedi, yapma dedik” diyor. Buna bir yanıt bile vermediler. Demek ki bunu söylemiş. Söylemese der ki “Ben Kürt düşmanı değilim”. Ama bu iktidar Kürt düşmanı. Kürt düşmanı olduğu için de, belli ara dönemleri bırakırsanız, sürekli Kürt düşmanlığından beslendi. Bunun üzerinden kendi iktidarlarını inşa etmeye çalıştılar.

İşgal niyetiniz yoksa neden Afrin’e kaymakam atıyor, fakülte açıyorsunuz?

“İşgal niyetimiz yok” diyorlar. İşgal niyetiniz yoksa eğer, ki biz sizin niyetinizi çok iyi biliyoruz, bu hazırlıklar nedir? Sizin niyetinizi Afrin'den biliyoruz. İşgal niyetiniz yok; Afrin’e kaymakam atıyorsunuz, okul açıyorsunuz, fakülte açıyorsunuz. Peki nasıl bir niyettir bu. Şimdi de aynı şeyi Fırat’ın Doğusu için Kuzey ve Doğu Suriye için tasarlıyorlar.

Bu savaş Ortadoğu'nun 100 yıllık geleceğini yok eder

Bu girişim, bu savaş Ortadoğu’nun yüzyıllık geleceğini yok eder. Evet yok eder. 100 yıl önce yaşadıklarımızı bir kez daha yaşarız. Tarih tekerrür etmez ama tekerrür etmesinin nedeni işte bu aptallıklardır. Bu savaşın peşinde koşanlar nedeniyle bu coğrafya bu acıları yaşamaya devam ediyor. Bu haksız savaşa hep birlikte dur diyeceğiz. Dur demeliyiz. Bütün haklarımızı da yüz yılık geleceğimizi de yok etmek isteyen, ipotek koymak isteyen bu anlayışa gelin hep birlikte yok diyelim.

Başta AB ve BM Erdoğan’ın savaş politikalarına dur demeli

Ayrıca AB ve BM başta olmak üzere tüm uluslararası topluma çağrı yapıyoruz. Erdoğan’ın savaş politikalarına dur deyin. Öyle kısa açıklamalarla, kınamalarla değil. 'Dur' deyin. Evet 'dur' deyin, yoksa bu savaş sadece Ortadoğu'yu, Suriye’yi, Suriye’nin Kuzeyini yakmakla kalamayacak. Bütün dünyayı bu ateşin içine çekmeye devam edecek.

Cenevre Sözleşmesi’ne göre başka yerden nüfus taşımak savaş suçudur

Sürekli olarak iktidar cephesinden açıklamalar geliyor. Öyle bir Kuzey Suriye tablosu çiziyorlar sanırsınız ki oradaki insanlar terörist. Halbuki bakın 1949 tarihli 4’üncü Cenevre Sözleşmesi’ne göre başka yerden nüfus taşımak, bir nüfusu yerinden etmek savaş suçudur. Savaş suçudur. Ne diyorlar. “Biz bu bölgeyi temizleyeceğiz 3 milyon Suriyeliyi oraya taşıyacağız.” Oraya taşıyarak kendi bekalarını kurtarma peşindeler. Hem orada bir Selefi kemeri yaratacaklar hem de batmış olan müteahhitlerine iş yaratarak, inşaat yaptırarak aslında oradan bir rant devşirecekler.

Savaş politikaları Türkiye, Suriye ve Irak için çözümsüzlük üretir

Suriye’de bugün bir sorun varsa bu sorunun çözümü ancak ve ancak siyasi yolla mümkün olabilir. Suriye’de demokratik ve siyasi bir çözüm aramalıyız. Savaş politikaları ile değil. Suriye’de demokratik bir çözüm için mücadele etmeli, siyasi bir çözüm aramalıyız. Savaş politikalarıyla Suriye için de, Türkiye için de, Irak için de ancak çözümsüzlük üretir. Bu çözümsüzlüğe son vermenin yolu da barış politikalarında ısrardır.

Muhalefet partileri bile neredeyse askerlerle birlikte Suriye’ye girecekler

Ağzını açan herkes ama herkes Türkiye’de de, dünyada da Suriye’nin toprak bütünlüğü ile başlıyorlar konuşmaya. Suriye’nin toprak bütünlüğü, toprak bütünlüğü evet, tamam. HDP dışında Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösteren kimse yok. "Suriye’nin toprak bütünlüğü" diyorlar, savaş tamtamlarıyla Suriye’ye girme politikaları yürütüyorlar.  Muhalefet partileri bile neredeyse askerlerle birlikte Suriye’ye girecekler. Ama Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyorlarmış.

Suriye’nin toprak bütünlüğü operasyonlarla değil, demokratik çözümle sağlanır

Suriye’nin toprak bütünlüğü bu operasyonlarla sağlanmaz. Suriye’nin toprak bütünlüğü demokratik çözüm çerçevesinde yan yana gelmekten geçer. Suriye’nin toprak bütünlüğü Suriye anayasasından geçer; Suriye anayasasının var edileceği, ortaya çıkaracağı bir yapının, Suriye’deki bütün hakların o masanın etrafına oturmasıyla mümkündür. Yoksa Suriye‘de Kürtleri yok sayarak, Suriye’deki özgür halkları yok sayarak, Süryanileri, Ermenileri yok sayarak, demokratik çözüm üretmeniz mümkün değil. Bugün Suriye‘nin Kuzeyinde demokratik çözüm için atılmış bir adım vardır. Onu yok sayarak demokratik çözümü var edemezsiniz.

Tezkere bir samimiyet testidir; demokrasiden, savaştan, felaketten yana mısınız yoksa barıştan yana mı?

Suriye’deki sorunun çözümünün önünü açmadığınız sürece Türkiye’yi de sürekli şiddet ve zulüm girdabında tutarsınız. Şimdi tezkere geliyor Meclis’e. Bu tezkere bir samimiyet testidir. Demokrasiden yana mısınız savaştan yana mısınız, barıştan yana mısınız felaketten yana mısınız? Bu tezkereler bunu gösteriyor. 20 yıldır Meclis'e tezkereler geliyor. 20 yıl sonunda  tezkereler ülkeyi nereye sürükledi? 20 yıl sonunda barışı konuşamaz hale gelmiş bir Türkiye var. 20 yıl sonunda savaşın bütün etkilerini evinde yaşayan bir Türkiye var. O yüzden bu tezkereye artık hayır deme zamanı gelmiştir.

Bu tezkereye 'evet' derseniz bir kez daha bu suça ortak olacaksınız

Bir kez daha bu tezkerelere 'evet' derseniz bir kez daha bu suça ortak olacaksınız. Öyle “vatan, millet, Sakarya edebiyatı” ile ülke yönetilmez. Öyle yan yana gelme zamanıdır diyerek siyaset yapılmaz. Tabi ki yan yanayız. Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında eşit yurttaşlar olarak bir araya gelmek istiyoruz. Kimse kimseyi tahakküm altına almadan, zulümle, şiddetle baskı altına almadan yaşamasını istiyoruz. Böyle bir ülkedir hayalimiz. Böyle bir ülke için mücadele ediyoruz. Ama bugün her seferinde önümüze çıkartılan yoz milliyetçi söylemlerle bu ülke parçalanıyor. Bir ülkeyi parçalamanın yolu toplumu parçalamaktan geçer. Bir ülkeyi parçalamanın yolu savaştan geçer. Bir tane örnek yeter: İşte Nazi Almanyası. Almanya’yı parçalayan anlayış, Nazi anlayışıdır. Bugün bu ülkenin içine atılan nifak tohumları da işte buradan besleniyor.

IŞİD’e karşı Kobanê’de direnenler, dünya için büyüyebilecek bir tehlikeyi önlediler

Bugün tezkere gelecek. Bu tezkereyi değerlendirirken 5 yıl önceye bakmak gerekir. 6-8 Ekim’e bakmak gerekir. Kobanê'ye bakmak gerekir. Bugün IŞİD sorunu vardır. Bu soruna karşı Kobanê’de direnenler sadece Suriye için değil dünya için büyüyebilecek bir tehlikeyi önlemişlerdir. O gün Kobanê konusunda duyarlılık çağrısı yapanlar bugün suçlanıyorlar. Biz HDP olarak Türkiye’yi, uluslararası kamuoyunu uyardık. Dedik ki “bu tehlike durdurulmalıdır, bu tehlike durmazsa her yere sirayet eder”.

IŞİD'in sınırı elek yapmasını mı abartmayalım?

Şimdi 10 bin IŞİD’li tutsaktan bahsediyorlar.  Cumhurbaşkanı diyor ki “rakamı abartmayalım”. Peki 9900 diyelim. Neyi abartmayacağız. Sınırda çektirdiğiniz fotoğrafları mı, sınırı elek haline getirdiğinizi mi, IŞİD’lilerin cirit atmalarını mı yoksa Türkiye’de ağırlanmalarını mı?

10 bin IŞİD’li var, ailelerini, çocuklarını saymıyoruz. 10 binleri buluyor. Cezaevlerinde, kamplardalar. Bu 10 bin DAİŞ’linin 2 bini Avrupalı. Avrupalılar diyor ki 'biz istemiyoruz'. Kimse istemiyor. Amerikalılar diyor ki, dünyanın en ciddiyetsiz Amerika başkanı diyor ki “Bu işi halledin, halledin diye size veriyoruz”.

IŞİD’in ilerlemesi durdurulmasaydı dünya çok daha büyük bir felaketi yaşayacaktı

Dünyanın talihsizliği tarihteki tüm ciddiyetsiz liderlerin aynı zaman diliminde yaşamasıdır. Bu da işte insanlık için ciddi bir yıkımdır. Bu IŞİD meselesinin nasıl çözüleceğine dair kimsenin fikri yok ama ortada bir gerçeklik var. Bugün Meclis’e 6-8 Ekim araştırma önergesini indiriyoruz. Daha önce de indirdik. Göreceksiniz, adım gibi eminim. AKP-MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedilecek. Bir kez daha bu suçun ortaklarını bu Genel Kurul’da teşhir edeceğiz. Çünkü 6-8 Ekim’de Kobanê'de eğer IŞİD’in ilerlemesi durdurulmasaydı belki de dünya bugün çok daha büyük bir felaketi yaşayacaktı.

IŞİD’le mücadeleyi arkadaşlarımızın parçalanmış bedenlerini torbalarda taşımaktan biliyoruz

Biz payımıza düşen felaketleri yaşadık. Biliyoruz. Hep birlikte yaşadınız. 2015’te, 5 Haziran’da. Diyarbakır mitingimizde yaşadık. 5 yoldaşımızı yitirdik. 400 civarı yaralanma oldu. Daha sonra Suruç’ta yaşadık. 33 canımızı yitirdik. Son olarak da yine 10 Ekim katliamını yaşadık. 10 Ekim’de burada hep birlikte yaşadık. Bu acıyı çok iyi biliyoruz. IŞİD’le mücadele etmemenin ne demek olduğunu arkadaşlarımızın parçalanmış bedenlerini torbalarda taşımaktan biliyoruz. Bu acının ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Ama o IŞİD’liler ellerini kollarını sallayarak sınırdan geçtiler ve 101 arkadaşımızı Ankara’da katlettiler. 101 arkadaşımız barış istiyordu. Sonra ne oldu biliyorsunuz. Bu iktidar ne dedi biliyor musunuz? Oylarımız arttı. İşti vicdan muhakemesinde yargılandıklarında bu sözlerinin yanıtı çok net kendilerine verilecektir.

Afrin’de süren terör ne olacak?

Bu denli vicdansız bir iktidar var karşımızda. 101 insanın öldüğü yerden kendilerine oy devşirme peşinde olanlardır onlar. IŞİD teröristlerini, öfkeli çocuklar olarak anlattılar. Kokteyl terör örgütleri yarattılar. 5 yıl sonra geldiğimiz noktada “abartmayın” diyor Cumhurbaşkanı. Abartıyoruz. Abartmaya devam edeceğiz. Soruyoruz. Ne olacak İdlip? Afrin’de süren terör ne olacak? Suriye’ye girerek daha çok sorunu büyütüyorsunuz. Eğer bir akılsızlık daha yapar Kuzey Suriye’ye girerseniz inanın çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya geleceğiz.

Barış içinde bir toplumsal yaşamı var edeceğiz

Aslında çözüm çok basit. Çözüm barıştır. Önce birbirimizle barışacağız. Nefret söyleminden vazgeçeceğiz. Kürtlerle barışacağız. Tüm halklarla barışacağız. Barış içinde bir toplumsal yaşamı var edeceğiz. Kimsenin toprağında kimsenin gözü yok. Toprak bütünlüğü tamam ama bu yeterli değil. O sınırların içinde nasıl yaşadığınız önemli. Bunun formülünü çıkarmak önemli. Toprak bütünlüğü değil savaş, işgal, operasyonları yapanlar aslında büyük bir ülkeyi güzel ülkemizi büyük bir riske atıyorlar. Savaş politikaları yıkım getirmeye devam ediyor. Yaşamın her alanında yıkım tüm şiddetiyle devam ediyor.

Merminin parasını elektrik parasıyla, su parasıyla ve zamlarla ödüyoruz

Ekonomide de öyle. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bir zam sistemidir. Çünkü sürekli zam yaparak savaşın ve Saray'ın finansı peşinde. Vergi adaleti kalmamış, adalet diye bir şey kalmamış. Ekonomiyi ayakta tutmanın yegane yolu zamlar, dolaylı vergiler. Yani ekonominin yükünü savaşın ve Saray’ın finansmanını halkın, emekçilerin omuzlarına yüklemeye devam ediyor. Her şeye zam geliyor. En son köprülere zam yapıldı. 3 yıl önce köprüden 3 lira 4 kuruşa geçiliyordu, bugün 10 lira 5 kuruşa geçiliyor. Yani 3 yılda 3 katı zam gelmiş. Neden bu örneği veriyorum? Köprüden geçen herkes biliyor ki köprüden geçmenin maliyeti 3 lira ama onun üzerindeki 7 buçuk lirayı savaşın maliyetine ödüyor. Hani soruyor ya “biliyor musunuz mermi kaç lira” diye. İşte o merminin parasını köprüden geçerken ödetiyor, ekmeğe verdiğimiz parayla ödetiyor. O merminin parasını elektrik parasıyla, su parasıyla hatta bebeklerimizin içtiği çocuklarımızın içtiği sütün parasının üzerine eklediği zamlarla ödüyoruz. Ödediğimiz o fiyatlardan biliyoruz.

Fakat nasıl bir mucize ki o zevzek bakan “enflasyon düşüyor” diyor. Bu kadar zam her şeye zam, ama enflasyon düşüyor. Enflasyonu burada yüzde 10 olan var mı? Bir yol boyunca benim sepet harcamalarım yüzde 10 arttı diyen var mı? Sokakta herhangi bir vatandaş ancak ve ancak yüzde 10 etkilendi diyebilir mi?

Operasyon haberiyle Türkiye'nin borçları 58 milyar lira arttı

Her şeye bunca zam yapılırken yüzde 10 enflasyon söz konusu olabilir mi? Her şeyleri yalan. Tüm bürokrasi, tüm devlet kurumları yalana batmış. Enflasyon rakamları da yalan, savaşa dair söyledikleri de yalan. Bakın dün operasyon haberlerinden sonra dolar yükseldi. Sadece bir geceki yükseliş bedeli 58 milyar lira. Bir gecede Türkiye borçlarının maliyeti 58 milyon TL arttı. Türkiye’nin borçları artarken halen yoz milliyetçiler hamasetle insanları aldatmaya devam ediyorlar.

Eğer bu savaşı başlatırlarsa ülke ve ekonomi çok kötü bir yere sürüklenecek

Yeni bir şey var. E-haciz. Kaç kişi e-hacize uğramış biliyor musunuz? 3 milyon 900 bin kişi. Yani 4 milyon insanın banka hesapları bloke edilmiş. Borçlu oldukları için. Durum bu kadar vahim. Onlar diyorlar ki ekonomi çok iyi. Ekonomi iyi değil, insanlar battı, ekonomi battı. Eğer bu savaşı başlatırlarsa çok daha kötü bir yere ülke sürüklenecek. Çözüm demokratik siyasette, tecridin sonlandırılmasında.

İktidar Türk-  Kürt savaşı çıkarma peşinde, Sayın Öcalan "bu tuzağa düşülmemeli" demişti

9 Ekim 1998 Sayın Öcalan’a yönelik bir komplonun tarihi. 21 yıl olmuş, neredeyse 22 yıl. 22 yıl boyunca biz bu komplo senaryosunun içinde sıkıştık kaldık. 21 yıldır bir tecrit var. Bunun yaklaşık 5 son yılı mutlak tecrit olarak geçti. Bu tecrit olmasaydı avukatlar, aile düzenli görüşebilseydi bugün belki de sürüklendiğimiz bu yerden çok farklı bir yerde olabilirdik. Çünkü bakın en son mesajında diyor ki Sayın Öcalan Kürt Türk savaşı tuzağına düşülmemelidir. İktidar adeta Türk Kürt savaşı çıkarma peşinde. Oysa bir arada yaşama iradesini var etmek barış içinde yaşamak istiyorsanız bu tuzağa düşmemelisiniz. Bu tuzağa düşmemenin yolu bir arada yaşama iradesini var etmektir. Bu da ancak ve ancak siyasetle mümkündür. Savaşla mümkün olabilir mi? Suriye‘ye dönüp baktığımızda orada ne görüyoruz? Kürt halkı. Kuzey Irak’a dönüp baktığımızda ne görüyoruz. Kürt halkı. İçeriye baktığımızda Türkiye’de 25 milyona yakın Kürt halkı. Böyle bir coğrafyada böyle bir jeopolitikte böyle bir demografik yapıda siz Kürtlerle düşman mı olursunuz Kürtlerle barışır mısınız? İşte devlet aklı denen rasyonel aklın burada saklı olması lazım.

Öcalan'ın sesine ses katmaya devam edeceğiz

Sayın Öcalan buna vurgu yapıyor. Biz bunu söyleyince bu suç oluyor. Neden, çünkü bu sesin duyulması çözümün duyulması istenmiyor. Biz burada savaş çığırtkanlığı yapsak makbul vatandaş oluruz. Ama biz onlar ne kadar savaş çığırtkanlığı yaparlarsa yapsınlar Öcalan'ın sesine ses katmaya devam edeceğiz. Çünkü barış istiyor. "Kürtler Türksüz, Türkler Kürtsüz yaşayamaz" diyor. Çözümün yolunu gösteriyor. Demokratik siyasete düşen nedir? Bir yerde çözüme dair bir şey varsa onu güçlendirmektir. Biz de bunu yapacağız.

Tüm partilere sesleniyorum: Tükendikçe "daha fazla savaş" diyen iktidarın peşine takılmayın

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bunu istemiyor. Neden çünkü tekçi bir sistem, çünkü farklılıklara tahammül edemiyor. Çünkü Türkiye’yi baskı ve zulümle idare ederek ayakta durabileceğine inanıyor. Kayyum rejimidir, OHAL’ci sistemdir Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. 50+1’den geçen hafta 40’a düşmüşlerdi. Son rakam 35,5. Gittikçe saldırgınlaşmalarının nedeni budur. Şimdi tükendikçe daha fazla savaş diyecekler, daha fazla şiddetten bahsedecekler. Asla pabuç bırakmayın. Barış mücadelesini yükseltmekten vazgeçmeyin. Bu tükenen iktidarın peşine takılmayın. Meclis'te bu çağrıyı bir kez daha yapıyorum. Tüm partilere bir daha çağrı yapıyorum. Gelin çözümde buluşalım. Gelin iktidarın bu hamasetlerinin peşine takılmayalım.

Uzaya çıkacaklardı röntgen cihazına girdiler

Hatırlayın Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile çok hızlı kararlar alacaklardı. En hızlı aldıkları karar ne biliyor musunuz? En hızlı aldıkları karar insanların inancıyla alay eden, Kuran-ı Kerim’le alay eden “bakara makara” diyen adamı büyükelçi yapmalarıdır. En hızlı karar bu. Uzaya çıkacaklardı röntgen cihazına girdiler. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sürekli röntgenini çekiyorlar. Demek ki içi öyle bir şey ki içinde ne var onlar da bir türlü anlamıyorlar. Bence içi çürümüş bir sistem. 12 Eylül’ün bakiyesidir bu sistem. Çürümüş bir sistemdir. Bu sistemden kurtulmamız gerekiyor. Tek adam rejimine yol vermememiz gerekiyor. Çünkü bu rejim kayyım rejimidir.

Kayyım sistemi bir suç mekanizması

Bakın 19 Ağustos’ta bir Saray darbesi ile kayyım atadılar. 3 büyükşehir belediyeye Kulp ilçemizi ekledik. 19 Ekim’de 2 aylık süre doluyor. Gerçi 2 aylık görevden alınmaları bile başlı başına suç. Çünkü belediye başkanlıkları döneminde soruşturmaya uğramamışlar bu bir. İkincisi uğrasalar bile görevlerinden 2 aylığına alındıklarında yerlerine Meclis'ten birisinin atanması gerekirken kayyım atamışlar. Kayyım sistemi aslında bir suç mekanizması.

Kayyım rejimine son vermek savaşa hayır demektir

Geçen gün Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği (GABB) toplantısı var. Diyarbakır kayyımı oraya gelemiyor. Uzaktan kendisini oraya da kayyım atıyor. Sistem öyle bir hale gelmiş ki kayyım kendisini her yere kayyım atar hale gelmiş. Biliyorsunuz Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbakanımız Selçuk Mızraklı 110 oy alarak GABB Başkanı seçildi. Şimdi oylama olmaksızın vali kendisini atıyor. Ve o sırada vali yardımcısı kürsüyü ele geçiriyor. Diyor ki “ben devlet adına buradayım size oylama yaptırmayacağım.” Aslında devlet adına bir yerleri ele geçirenlerin niyetini açığa vuruyor. Oylama yaptırmamak, kayyım atamak. İşte zihniyet budur. Bu kara lekeden kurtulmalıyız. Arkadaşlarımız hemen görevlerine iade edilmelidir. Bu kayyım rejimine son vermeliyiz. Kayyım rejimine son vermek savaşa hayır demektir. Savaşa hayır demek demokrasi mücadelesidir. Demokrasi ayrı bir şey savaş ayrı bir şey kayyım ayrı bir şey değildir. Bu aslında tek adam rejimini fotoğrafından başka bir şey değil.

Haklarını arayan 10 binlerce KHK mağduruna “bir araya gelemezsiniz” denildi

Kayyım rejimi tek adam rejimi nedir diye sorduğunuzda daha evvelsi gün yaşadığımız 5-6 Ekim’de KHK ihraç edilenler bir araya geleceklerdi. Haklarını arayacaklardı. 10 binlerce KHK mağduru var. Haklarını arayacaklar yan yana gelecekler, toplanacaklar, konuşacaklar. Ama bu engellendi. “Bir araya gelemezsiniz” denildi. Buyrun dedik. HDP hepimizin evi, ortak çatımız. Hangi düşünceden olursanız olun düşüncenizden dolayı asla yargılanamazsınız. Ayrımcılığın kapısından içeri giremeyeceği belki de tek çatı. Onu bile engellemeye kalktılar. Polis gelmiş giremezsiniz diyor. Bu denli şuurunu yitirmiş bir devlet yönetimi, bir güvenlik politikası. Somalı işçiler haklarını arıyorlar, yürüyüş yapıyorlar, onlara "yürüyemezsiniz" diyorlar. Ama sen Soma'da işçileri dövdürdün. 301 işçi öldü, o denli orada canlı iken gidip o zulmü yaptınız. 2831 işçiyi işinden ettiniz, kıdem tazminatlarını vermediniz. TMSF’ye devrettiniz, o da adeta bir hak kıyımı gerçekleştiriyor. İşte OHAL sistemi, kayyım rejimi. Anneler buraya gelemedi. Biraz önce söyledim Adana’da tutmuşlar bırakmıyorlar. Neden. Meclis'e geliyorlar. Meclis halkın meclisi, toplumun meclisi.

Annelerin Meclis'e gelmelerinin engellenmesi faşizmin kurumsallaşmasıdır

Buraya gelmelerinin engellenmesi bir kayyım rejimi değil de nedir? İşte faşizmin kurumsallaşması dediğimiz budur. Bu iradenin yok sayılmasıdır. Anneleri durduruyor ama kadına yönelik şiddet devam ediyor. Geçen ay 53 kadın daha katledildi. Naciye Yıldız, Fatma Çetinavcı. Tanıyor musunuz? Tanımıyorsunuz, hiç kimse tanımıyor. Onlar birer istatistik. Geçen ay katledilen işçilerden ikisi de birer istatistik oldular. 17 yıldır iktidardalar. Bugüne kadar yaklaşık 25 bin işçi katledildi. İş güvenliği, iş sağlığı diye bir şey yok bu ülkede. Kadınlar işçiler katlediliyor. Bu savaş değil de nedir?

HDP çatısını büyütelim, Demokrasi İttifakında buluşalım

Ve doymuyorlar savaşa. Hala Suriye‘ye gireceklermiş. İşte tüm bunlara karşı HDP çatısını büyütelim. Tüm bunlara karşı bir arada yan yana olalım. Demokrasi İttifakında buluşalım. Demokrasi ittifakında buluşarak Türkiye’nin, Türkiye halklarının, emekçilerinin, kadınlarının eşit yurttaşlar olacağı bir demokratik anayasayı hep birlikte yapalım.

Gelin 1920’nin 100’üncü yılında 1921 Anayasası’nı hep birlikte inceleyelim

Bakın 1920'nin 100’üncü yılı geliyor. 1920'nin 100'üncü yılında gerçek anlamda bir dönüşüm değişimi birlikte yapalım. 1921 Anayasası’nı gelin hep birlikte inceleyelim. Oradaki çoğulculuğu bugünün koşullarında büyütelim. 1920’de Meclis’te bir araya gelenlerin ortaya koymuş olduğu iradeyi bir kez daha ortaya koyalım. Ancak böyle bu tekçilikten bu kayyım rejiminden, faşizmden kurtulabiliriz. Yoksa bu tekçilik tüm kimliklerimize, tüm halklarımıza, saldırmaya devam edecek. O yüzden diyoruz ki gelin yerel demokrasiyi güçlendiren yerel demokrasi ekseninde güçlü bir parlamenter rejimde bir demokratik anayasa mücadelesi verelim. Bunun için demokrasi ittifakında yan yana gelelim.  

Bu faşist ittifak gidiyor, yerine demokrasi ittifakı geliyor

Demokrasi ittifakı ve demokratik bir anayasa için bir mutabakat hazırlamalıyız. Yana yana gelmeliyiz, konuşmalıyız. Bir taahhütname sunmalıyız topluma. Emekçiler, kadınlar ve gençler olarak geleceğimizin nasıl olacağına dair bir arada durarak geleceği biçimlendirmeliyiz. Bir manifesto ortaya koymalıyız. Çünkü bu faşist ittifak gidiyor. Yerine demokrasi ittifakı geliyor. O yüzden gelin birlikte bu demokrasi ittifakını örelim. Şimdi HDP'de kenetlenme zamanı. Bu çağrımızı tüm HDP dostlarına, tüm yoldaşlarımıza, arkadaşlarımıza yapıyoruz. Gelin HDP'ye üye olun. HDP'de kenetlenelim. Yana yana gelelim. Şimdi HDP'yi büyütme zamanı. Üye kampanyamız sadece kağıt üzerinde üye olma değildir. Barış ve demokrasi mücadelesinin büyütülmesidir. O yüzden hepinizi HDP'ye bekliyoruz.

Ahlakın zerresinden mahrum kalmışların ebedi ve evrensel değerleri anlaması ve bunlara saygı duyması beklenemez. Tüm haklara ve inançlara olan saygımızla, barış ve bir arada yaşam için daha çok çalışacağız. Çok daha güçlü mücadele edecek ve mutlaka ama mutlaka kazanacağız. 



Haber okunma sayısı: 92

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

Yargı paketi dördü bulabilir

Meclis’e sunulması beklenen yeni yargı paketindeki teklif sayısının dörde çıkabileceği belirtildi. Pakette,

İktidar 'yargı reformu' diyerek göz boyuyor

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Barış Atay Mengüllüoğlu, Meclis'te düzenlediği basın

İstanbul'da su sıkıntısı yok

İstanbul'da barajların doluluk oranı normal değerlerde ve bir su sıkıntısı bulunmuyor.

İran'dan bazı çatlak sesler geliyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya ziyareti öncesi yaptığı açıklamada, Barış Pınarı Harekâtı’nın,

Liyakatın önemini gördünüz mü sayın Erdoğan?

İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, Prof. Dr. Gülnur Aybet'in ABD medyasına Barış Pınarı

Eğitim alanı TÜRGEV'e mi verilecek?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, Denizli'de eğitim alanı olarak

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL