27 Şubat 2020 Perşembe

Mavi vatanın önemi 1973'te keşfedilmişti

mavi-vatanin-onemi-1973te-kesfedilmisti

Libysa'ya asker gönderilmesi için düzenlenen teskerenin görüşülmesi sırasında İYİ Parti gurubu adına konuşan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray "2011'de "NATO'nun Libya'da ne işi var?" diyen Sayın Cumhurbaşkanı, daha ertesi günü, İzmir'in NATO operasyonunun merkezi olmasına izin vermişti ancak o sırada Suriye'de Emevi Camisi'nde cuma namazı kılma radikal hayali Libya'yı arka plana itti, Suriye'yi öne çıkardı." dedi
02 Ocak 2020 Perşembe 18:11

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda parti gurubu adına konuşan İYİ Parti Genel Başkan Yadımcısı Aytun Çıray Libya'ya asker gönderilmesi konusunda meclise tezkereyesert tepki gösterdi:

 

Aytun Çıray Şunları Söyledi:


İktidar, ekonomik kriz şartlarında ayakta durma mücadelesi veren Türk milletine bu yılbaşı vesilesiyle gelip geçici bir huzuru dahi çok gördü, tam yılbaşının ertesi günü vatan evlatlarını Libya çöllerine göndermek için Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdı.

 



Şimdi soruyoruz: Bu acele niye? Çünkü herkesin bildiği gibi bu izin tezkeresi onaylandığı anda Türkiye hiç maruz kalmadığımız türden husumetlerle yüz yüze kalabilecek. En ufak bir mübalağada bulunmuyoruz. Yüce Meclisin önüne gelen hiçbir izin tezkeresi Türk milletinin yüksek genel çıkarları ve millî güvenliği açısından bu kadar büyük bir risk teşkil etmemiştir. Ortaya çıkan riskin büyüklüğü ve vahametini belki ancak devletin yıkımıyla sonuçlanan Goben ve Breslav kruvazörlerine Osmanlı bayrağı çekilmesinden sonra yaşananlarla mukayese edebiliriz. Şimdi, yüz iki yıl sonra Türk milletine çok ağır bedeller ödetebilecek başka bir oldubittiyle karşı karşıyayız. Bu oldubitti otoriter kuvvetler birliği rejimini kuran zihniyetin, şahsi iktidar çıkarlarının kaçınılmaz neticelerinden birisidir.

 

AKP zihniyeti bir dönem kurucu değerlerimize antipati duyan, o zamanki adıyla "cemaat"le güç birliğine gitti. Türkiye böylece 2010 yılından itibaren dış politikada çok köklü bir makas değiştirme operasyonu yaşadı. Türkiye'yi dünyada derin bir yalnızlaşmayla karşı karşıya bırakan, Türk milletinin sırtına 5 milyon Suriyeliyi yükleyen ve 50 milyar dolar üzerinde maliyet ödeten işte bu rövanşist makas değiştirme operasyonu oldu. Bugün yüce Meclisimizin önüne getirilen 30 Aralık 2019 tarihli Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi'ni işte bu çerçeve içinde düşünmeliyiz. Daha önceki konuşmamda hatırlatmıştım: Libya halkının dramı, Arap Baharı'nın güya Libya'ya bir yansıması olarak Kaddafi'nin devrilmesi süreciyle başladı. Şüphesiz Kaddafi, egosantrik bir diktatördü ve bütün diktatörler gibi Libya devletini, kendisinin ve ailesinin sınırsız zenginleşmesi için de kullandı. Ancak Kaddafi'nin linç edilmesinin ardından yaşananlar çok daha trajikti. O günlerde, 21 Şubat 2011'de "NATO'nun Libya'da ne işi var?" diyen Sayın Cumhurbaşkanı, daha ertesi günü, İzmir'in NATO operasyonunun merkezi olmasına izin vermişti ancak o sırada Suriye'de Emevi Camisi'nde cuma namazı kılma radikal hayali Libya'yı arka plana itti, Suriye'yi öne çıkardı. Şimdi, bugün getirdiğiniz tezkereye meşruiyet kazandırmak için "Trablus'taki güçleri Birleşmiş Milletler meşru kabul ettiği için bu tezkereyi destekliyoruz." diyorsunuz ama Birleşmiş Milletlerin verdiği meşruiyet konusunda hiç de inandırıcı ve ilkeli değilsiniz. Neden mi? Çünkü iç savaş çıktığında, Birleşmiş Milletlere göre, Suriye'nin meşru hükûmeti Esad Hükûmetiydi, siz ÖSO'yu desteklediniz.

Bir de, tezkerenizin haklılığına delil olarak öne sürdüğünüz "mavi vatan" konusuna bir açıklık getirmek zorundayız. Türkiye 27 Kasım 2019 tarihinde Libya'da Ulusal Mutabakat Hükûmetiyle 2 mutabakat imzaladı. İlk mutabakat, Türkiye ve Libya arasındaki deniz yetki alanlarına ilişkindi; amacı, Doğu Akdeniz'deki haklarımızın korunması ve uluslararası hukuk nezdinde kayda geçirilmesiydi. Hâlbuki Türkiye, mavi vatanın önemini ta 1973'te kıta sahanlığı krizi çıktığında keşfetmişti. Ancak deniz yetki alanlarımız için "mavi vatan" deyimini 2006 yılında resmî makamlar nezdinde ilk defa kullanan Amiral Cem Gürdeniz'di. İşte, Sayın Gürdeniz ve 400 deniz subayının FETÖ'cü savcılara desteklerinizle, Ergenekon kumpasıyla hapse atılmalarının sebebi bu mavi denize, bu mavi vatana sahip çıkmalarıydı. O mavi vatana sahip çıkanları FETÖ'yle birlikte Ergenekon'dan hapse attınız. Onun için, kimse bize mavi vatan dersi vermeye kalkmasın. Siz o dersten çaktınız, on üç yıl kaybettirdiniz Türkiye'ye. Ancak biz İYİ PARTİ olarak, başta Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener olmak üzere, Türk milletinin ve devletinin çıkarları adına mavi vatanı gerektiği şekilde oylarımızla destekledik, savunmaya da devam edeceğiz.

 

Burada istismar edilmemesi için belirtmeliyim ki "Ulusal Mutabakat Hükûmeti yıkılırsa mavi vatan elden gider." tezi de doğru değildir çünkü Libya da bu mutabakatla deniz yetki alanlarını 36 bin kilometrekare genişletti. Bunun için bu hükûmetten sonra hangi hükûmet gelirse gelsin mavi vatanla kazanılmış deniz alanlarını geriye vermez. Buna karşılık, imzalanan ikinci mutabakatı desteklemedik ve haklı çıktık. İkinci mutabakat muhtırası, hem millî güvenliğimize ilişkin değildi hem de İYİ PARTİ sözcülerinin öngördükleri gibi Hafter güçlerini tahrik etti ve bugünkü tezkerenin hızlandırılarak gelmesinin sebebi işte o bir önceki tezkeredir yani bir yanlışınız diğerini tetiklemektedir. Üstelik iki hafta önce 15 Aralık 2019 tarihli resmî gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararıyla 16 yaşından küçük, 55 yaşından büyük Libya vatandaşlarına doksan gün ikamet süreli muafiyet tanıdınız. Şimdi buradan ne anlamalıyız? Bu, bozulan sosyal iç bütünlüğün ve uyumun tekrar felakete dönüşmesi olmayacak mı? Türkiye, yeniden iç barışını ciddi bir şekilde bozacak legal görünümlü, muazzam maliyetli, basiretsiz bir göçü teşvik etmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı, bu kararıyla izin tezkeresindeki sözde millî gerekçelerini iyiden iyiye şaibeli hâle getirmiştir.

 

Sayın milletvekilleri, Libya'ya güç gönderilmesine izin hakkındaki tezkereye karşı çıkmamızın vicdanımız açısından başka güçlü nedenleri de var. Türk Silahlı Kuvvetleri Ulusal Mutabakat Hükûmetinin daveti vesile edilerek bölgeye gönderildiğinde Türkiye'nin bütün Libyalılar gözünde iç savaşın etkin bir tarafı olacak olmasıdır. Bu, ayrıca ülkemizi ve milletimizi Arap coğrafyasında bir nefret objesi hâline getirecektir.

 

Yüce Meclisimiz izin tezkeresine bir başka açıdan daha geçit vermemelidir; bu da Suriye rejim güçlerinin Rusların da desteğiyle İdlib'de hâkimiyet kurmak üzere olmalarıdır. Bunun en vahim sonuçlarından biri… (Uğultular)


Savaşa şehit olmaya asker göndereceğiz, gürültüden durulmuyor. Bu kadar mı ciddiydi bu yani çağırdınız, acele ettirdiniz de bunu dinlemiyorsunuz? Yani madem ciddisiniz işinizde neden dinlemiyorsunuz? 
 

Bunun en vahim sonuçlarından biri Rusya'yla karşı karşıya gelmemizdir. Ülkenin yüzde 70'ine yakın bölümüne hâkim olan General Hafter güçlerinin destekçilerinden birinin Rusya olması, bu çok tatsız ihtimali güçlendirmektedir. Kaldı ki Libya'da çatışan tarafların paralı askerlerinin vahşi karakterleri ve acımasızlıkları Mehmetçik'imizi Vietnamvari çatışmaların içinde bırakabilir.

 

Diğer yandan, Trablus Hükûmetinin Arap Baharı'nın son kalıntısı olması da zaten mezhepçi dış politikaları nedeniyle zarar gören Türkiye'yi hak etmediğimiz hâlde Selefi cihatçı terör gruplarının destekleyicisi olarak sunanların ekmeğine yağ sürecektir. Yani Mehmetçik'imizi millî güvenliğimizle hiçbir şekilde ilgili olmayan bir iç savaşın belirsiz ateş hattına bırakamayız.

 

Şehitlik mertebesi şüphesiz yüce bir mertebedir. Aynı zamanda geride kalanların umut ve tesellisidir. Ancak bu kutsal umut ve teselliyi ne millet ne Allah nezdinde kimsenin istismar etme hakkı yoktur. Tekrar ediyorum: Türk milleti kahraman askerlerinin canını sokakta bulmadı. Onların cesaretlerinden, Türk askerinin cesaretlerinden ve savaşçılıklarından hiçbir kuşkumuz yok. Ancak Türk askerinin bu muhteşem cesaret ve savaşçılığı ancak millî davalarımızda geçerlidir. 
 

"Arap Baharı" denilen yarı karanlık hareketler başladığında henüz Müslüman ağırlıklı coğrafyalarda itibarlıydık. İtibarımız temelsiz sükse iddialarından veya saray yaptırmamızdan kaynaklanmıyordu. İtibarımız, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir medenileşme modeli olarak sosyokültürel cazibesinden kaynaklanıyordu. Bu itibar, Türkiye'ye, çatışan taraflar arasında arabuluculuğundan asla şüphe duyulmayacak bir tarafsızlık konumu sağlıyordu. Adalet ve Kalkınma Partisinin ideolojik takıntılı dış politikalarıyla bunlar çarçur edildi. Bizim, şu anda kaybettiğimiz bu konuma yeniden dönmeye, dış politikamızı tamamen bu doğrultuda düzenlemeye ihtiyacımız var. Yanlış ekonomi politikaları yetmiyormuş gibi, milletimizin ekmeği, yanlış dış politikaların çarkları arasında öğütülmeye başlandı. Asıl önemlisi "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran ahaliye Türk milleti denir." tanımındaki anlamıyla Türk milletinin temel özgürlük haklarının yeniden tesisini istiyorsanız bu tezkereye "Hayır." demelisiniz. Milliyetçiliğin de vatanseverliğin de gereği budur.

 

Libya'da ahlaksız bir iç savaş yaşanıyor. Bu iş savaşın farklı taraflarını farklı güçler destekliyor, hatta bazıları aynı anda iki tarafa da silah veriyor. Bir AKP sözcüsü ise Adana'dan açıklama yapıyor, Türkiye'nin tarihe karşı sorumluluğu varmış, oraya asker göndermeliymişiz. Arkadaşlar, tarihin hiçbir anında, Türkiye Cumhuriyeti, mazlum milletlerin iç savaşlarında bir tarafın yanında olmamıştır. Türkiye'yi tarih önünde ahlaklı, erdemli ve onurlu kılan da budur. Biz kimsenin ülkesinde, toprağında ve iç işlerinde gözü olmayan bir milletiz ama şimdi Libya'da bir tarafın ve onu destekleyen güçlerin taşeronu olmaya sürükleniyoruz. Türkiye Cumhurbaşkanı Tunus'a gidiyor ve oradan savaş çığırtkanlığı yapıyor ama Tunus beklentilere karşılık vermiyor. Peki, Libya'nın sınır komşusu oldukları için asıl millî güvenlik sorunları olması gerekenler Tunus ve Cezayir değil mi? Hafter güçlerine tank ve uçak desteği veren Amerika etkisindeki Mısır, o neden açıktan asker göndermiyor, hiç düşündünüz mü? Diğer taraftan, yandaş ve bordrolu yorumcular televizyonlarda "Libya'da herkes para kazanacak." teranelerini anlatıyorlar. Bizim de pay almamız lazımmış. Bu, Soros'un "En iyi ihraç maddeniz askeriniz." sözüne haklılık kazandıracak ahlaksız bir söylemdir. 

 

Türkiye, hiçbir zaman ganimet, yağma ve sömürü peşinde olmadı. Türk milletinin asla mazlumların toprağında gözü olmadı. Zira, milletimizin tarih şuuru, vicdanı ve ahlakı AKP hoparlörlerinin zannettiğinden çok daha yüksektir. 
 

Tekrar ediyorum, eğer devletin hâlâ bir kurmay ve hariciye aklı kalmışsa Sayın Cumhurbaşkanına desinler ki "Goeben ve Breslau macerasından sonra en büyük macera ve facia Libya'ya müdahale olacaktır."

 

Bu tezkerenin hukuki temeli hazırlanmamıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla oluşturulmuş meşru bir müdahale gücü yoktur ve dikkat, Libya'da oluşabilecek en kötü senaryoya karşı bu Hükûmetin hazırlığı yoktur. Türkiye, bu tür müdahalelere daima tek taraflı ve meşruiyeti şüpheli iki taraflı zeminlerde değil, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ve NATO Konseyinin kararları zemininde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesiyle karar vermiştir.

 

Sayın Cumhurbaşkanı "Biz davet edildiğimiz yere gideriz." dedi. Bu mantıkla davete ne gerek var? Kardeş Azerbaycan'ın topraklarının yüzde 20'si gayrimeşru bir işgalin altında, hadi kalkın gidip önce orayı kurtaralım. Neden yapmıyorsunuz? Bize milliyetçilik dersi vereceksiniz.

 

Kırım tek taraflı bir kararla ilhak edildi. "Hadi kalkın Kırım'ı kurtaralım." diyeceğim ama siz, Uygur Türkleri hakkında verdiğimiz araştırma önergesini reddettiniz. 
 

Şimdi, size "Ege'de teker teker işgale uğrayan adalarımız için tezkere getirin." diyeceğiz ama siz, Türkiye'den çok Amerika'nın ve Rusya'nın içişleriyle ve millî meseleleriyle meşgulsünüz. "Dostum Trump." "Dostum Putin." Biraz ciddi olalım. Dostlarınız, arkanızı döner dönmez Suriye'nin PKK'sının lideriyle dostluk kurdular, haberiniz var mı? Çünkü uluslararası ilişkilerde dostluklar filan yoktur; gerçekler ve çıkarlar vardır, uzun erimli hesaplar vardır.

 

Bakın, Barış Pınarı Harekâtı'nda canıgönülden tezkerenizi destekledik de ne oldu? Üç gün sonra bir "tweet"le, aslanlar gibi yürüyen Türk ordusunu durdurdunuz. 

 

Türkiye, siz yönetime gelinceye kadar siyasi meşruiyeti ve hukuku olmayan, siyasi aklı olmayan hiçbir işe girmedi. Sizin bu tezkerenin ardından karşımıza çıkan senaryolara karşı devlet aklına sahip hiçbir planınızın olmadığını biliyoruz,zira bu işlerin arkasındakileri tanıyoruz, biliyoruz. Psikiyatride "mehdilik iddiası" diye bilinen şizofrenik bulguya bir adım kalmış bir şahıs bugün Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı. Eğer Mehmetçik'in yanında savaşa gönderilen karanlık milis kuvvetleri bunun eğitiminden geçiyorsa yarın bizim güvenliğimiz ne olacak?


Ükemize olan sevgimiz, devlet insanlığımız nedeniyle Libya konusunda burada dile getirmek istemediğimiz, getiremeyeceğimiz çok şey var ancak bütün bu olan bitenin hukuki ve siyasal sorumlusu Anayasa'ya göre Sayın Cumhurbaşkanıdır. O nedenle buraya gelmeli ve tezkereyi savunmalıydı. Gelmemesi sürpriz mi? Ee, bütçe görüşmelerine dahi gelmedikten sonra sürpriz değil ama şu ayıba bakın, Hükûmetten bir bakan yok. "Bu kadar önemli bir tezkere" diyorsunuz, "bu kadar büyük bir tezkere" diyorsunuz, Türk askerini Fizan Çöllerine götürmeye kalkıyorsunuz, Yemen türkülerini tekrar besteletmeye kalkıyorsunuz ama burada bir bakan yok. Ayıp, sizi kınıyorum. 
 

Evet, tarih ve coğrafya bizi eteklerimizden çeker ama biz Türk milleti, masum insanların kanının akmasını istemeyiz. Ahali, mahallesinde, evinde, çarşıda, kahvede artık soruyor: "Suriye'de ne işimiz vardı?" Şimdi soracaklar: "Libya'da ne işimiz var?" Suriye'de PKK terör örgütüne devlet kurdurma politikası sona ermemişken yeni dertlere ihtiyaç var mı? 1912'de Libya'da çatışmalar devam ederken Balkan Savaşı'nın çıktığını unuttunuz mu? Doğu Akdeniz'de bu kadar dert ve gerilim varken donanmanın gücünü neden ikiye bölüyorsunuz? Suriye işine yanlış yöntemlerle başladığımız için, Rusya'nın İdlib'ten bizi yönlendirdiği, içinde El Kaideci teröristlerin de olduğu milyonlar kapımızdayken ve daha dün oradaki, İdlib'teki HTŞ'nin başı "Artık, Esad'ı devirmekten vazgeçtik." demişken… Böyle zamanlar etkin, verimli ve birikimli diplomatlar ve subaylar gerektirir, subaylar. İdeolojik bakışınızla etkisizleştirdiğiniz bu birikimi dinleyin, onları çağırın. Onlar, Libya'da kalkıştığınız işin Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuk açısından büyük bir meşruiyet krizine yol açabileceğini gerekçeleriyle size anlatacaklardır. Bu gerçeği aklınızdan çıkarmayın: Pusuda bekleyen güçler, sizin bu yanlışları yapmanızı yani Libya'ya askerî güç göndermenizi ellerini ovuşturarak bekliyorlar. Neden şu anda yapabilecekleri gürültüyü çıkarmadıklarını hiç düşündünüz mü?

 

Suriye işine bulaşırken size ne demiştim: "Millî meselemiz olmayan bir konuda vereceğimiz her şehit, cinayete kurban gidecektir." demiştim, "Çok Müslüman kanı akıtacaksınız, çok." demiştim. Şimdi o sözlerimin bir adım ilerisine gidiyorum: Gelin, bilip bilmediğiniz yanlış pazarlıklar uğruna akacak masum şehit kanlarında boğulmayın. Yoksa mavi vatan mutabakatı Libya'ya asker gönderme sözü karşılığında mı imzalandı?

 

İYİ PARTİ olarak biz, millî güvenliğimizin tehdit altında olmadığı bir yerde Mehmetçiklerimizin, Rusya'dan Mısır'a, Suudilerden Emirliklere ve en önemlisi, bu ülkelerin desteklediği General Hafter güçlerine kadar bir ittifakın açık hedefi hâline getirilmesinden sorumlu olamayız ve bu tezkereye "hayır" diyeceğiz. Bugün sorumluluğumuz büyük Türk milletinin hukukuna olsun, bugün sadece Allah'tan korkun.

Haberin etiketleri:

İYİ Parti, Aytun Çıray, teskere, Libya, Asker


Haber okunma sayısı: 105

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

devlet-bahceliden-idlib-aciklamasi

Devlet Bahçeli'den İdlib açıklaması

27 Şubat 2020 Perşembe 20:44
yalova-belediye-baskani-gorevden-alindi

Yalova Belediye Başkanı görevden alındı

27 Şubat 2020 Perşembe 18:06
ulkenin-guvenlik-sorunu-akpdir

Ülkenin güvenlik sorunu AKP'dir

27 Şubat 2020 Perşembe 10:53

ÜLKE GÜNDEMİ

Türkiye eroin yakalayan ülkelerin başında geliyor

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) tarafından oluşturulan 2019 Raporu, dünya

Cumhurbaşkanı'yla aynı derede yüzdük

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Solculuğuyla meşhur” dediği Avukat Remzi Kazmaz’dan açıklama

Ülkenin güvenlik sorunu AKP'dir

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ağbaba, “Adam gibi devletin görevi depremden sonra cenaze kaldırmak, taziyeye

Yavaş'tan paylaşım rekoru kıran konuşma

Ankara Büyükşehir belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın, "Biz devlet memuruyuz. Bakmayın kocaman sıfatlar

65 yaşına giren siyasetçi emekli olsun

Dün 66. yaşına giren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın geçmişte kullandığı "65 yaşına gelen siyasetçi

Bankaların promosyon rekabeti başladı

Bankaların promosyon kampanyaları emekliler için ek gelir kapısı oldu. Bin 250 lirayı bulan promosyon teklifleri

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL