17 Ocak 2020 Cuma

Haiti nereden çıktı ?

haiti-nereden-cikti-

AKP'nin yan kuruluşu gibi hareket eden MHP bu tutumunu Libya tezkeresinde de gösterdi.MHP Parti gurubu adına konuşan Erkan Akçay tezkereyi desteklediklerini açıklarken " Bosna Hersek'te, Arnavutluk'ta, Afganistan'da, Irak'ta, Azerbaycan'da, Kosova'da, Somali'de, Katar'da, Lübnan'da, Liberya'da, Sudan'da, Haiti'de, Suriye'de yaptığımız neyse Libya için de yaptığımız, yapacağımız ve hedefimiz odur." dedi
02 Ocak 2020 Perşembe 18:31

 "Bosna Hersek'te, Arnavutluk'ta, Afganistan'da, Irak'ta, Azerbaycan'da, Kosova'da, Somali'de, Katar'da, Lübnan'da, Liberya'da, Sudan'da, Haiti'de, Suriye'de yaptığımız neyse Libya için de yaptığımız, yapacağımız ve hedefimiz odur." diyerek asker gönderdiğimiz ülkeleri sayan Erkan Akçay'ın 'Haiti'yi de bu listeye dahil etmesi, " 'Haiti'ye de gizlice asker mi gönderdik?" sorusunu akıllara getirdi

 

Erkan Akçay'ın genel kurulda yaptığı konuşma şöyle:


Bilindiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Ulusal Mutabakat Hükûmeti arasında 27 Kasım 2019'da İstanbul'da 2 mutabakat muhtırası imzalanmıştır: Birisi, deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, diğeri ise güvenlik ve askerî iş birliği muhtırası. Meclisimiz tarafından kabul edilen Güvenlik ve Askerî İş Birliği Mutabakatı'nın hükümleri doğrultusunda, Libya'nın meşru Ulusal Mutabakat Hükümetinin Türkiye'den askerî destek ve iş birliği talebi söz konusu olmuştur. Libya'ya verilen destek hem hukuki bir yükümlülük hem de millî hafızaya sadakattir. Emperyalist emellerini, bölgedeki istikrarsızlığı destekleyerek, Hafter gibi yasadışı aktörleri finanse ederek gerçekleştirmeye çalışan odakların yanında değil karşısında durmak, millî duruşun kayıtsız şartsız gereğidir.


Tarihin ve coğrafyanın yeniden şekillendiği bir dönemde, Türkiye hem millî çıkarları doğrultusunda adımlar atmakta hem de bölgesel barışa katkı vermektedir. Diplomasideki etkinlik sahadaki güçle desteklenmektedir.



 

Bilindiği üzere, Doğu Akdeniz'deki doğal kaynaklar sebebiyle Türkiye'ye karşı bir şer ittifakı kurulmuştur. Mısır, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimi, Türkiye'nin Akdeniz'deki egemenlik haklarını gasbetmek için bir araya gelmişlerdi. ABD ve AB'nin de desteklediği bu ülkelere karşı Türkiye, egemenlik haklarını muhafaza etmek için diplomaside ve sahada kararlı faaliyetlerde bulunmuştur. Sahada sondaj ve araştırma gemileriyle yapılan faaliyetlerle mavi vatan deniz tatbikatı, ülkemizi çevreleme politikasına karşı attığımız kararlı adımlardır. Bu süreçte Doğu Akdeniz'deki egemenlik haklarımızın ikili anlaşmalarla desteklenmesi gerekiyordu. Bu kapsamda, Libya'yla yapılan anlaşmalar, Akdeniz'deki hak ve hukukumuzu koruma yolunda atılmış isabetli adımlardır.

 

Libya'yla yapılan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması'nı 5 Aralık 2019 tarihinde Meclisimizde kabul ettik. Böylece, Türkiye'nin Akdeniz'deki yetki alanlarının tespitiyle birlikte, aynı zamanda millî güvenliğin fiilî sınırlarını da onaylamış olduk. Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasının tamamlayıcısı niteliğindeki güvenlik ve askerî iş birliği anlaşmasını da Meclisimizde 21 Aralık 2019 tarihinde onayladık. Muhtıranın 4'üncü maddesinde güvenlik ve askerî iş birliği alanları düzenlenirken Libya'dan davet ve talep gelmesi hâlinde, Türk askerinin askerî planlama, tecrübe aktarımı, eğitim ve öğretim faaliyetleri ile silah sistemi ve teçhizatın kullanımına yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin ifası amacıyla Libya'ya gidebileceği hükme bağlanmıştır. Bu iki anlaşma birlikte düşünüldüğünde, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki varlık ve egemenlik hakkının muhafazası Libya'daki meşru Hükûmetin varlığını devam ettirmesine, bu ülkenin güvenlik, istikrar ve huzura kavuşmasına bağlıdır.

 

Görüşmekte olduğumuz bu tezkere, Libya'nın istikrar huzur ve güvenliğine destek veren Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hak ve çıkarlarını muhafaza eden ve bölgesel barışa katkı veren bir tezkeredir. Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması ile askerî iş birliği anlaşmaları, Doğu Akdeniz'de kazandığımız hareket alanının devamı, bölgede kazandığımız siyasi ve hukuki inisiyatifin sürekliliği, bu tezkerenin güçlü bir iradeyle icrasına dayanmaktadır.

 

Libya'yla imzaladığımız anlaşmalar Yunanistan, Mısır, İsrail, Kıbrıs Rum kesimini paniğe sevk etmiştir. Bunlar, yasa dışı örgüt elebaşı Hafter'i âdeta bölgede Türkiye'yi sıkıştırma ve Libya'yı kaos içinde tutma projelerinin taşeronu olarak görmektedirler. Öyle ki Yunanistan'dan bir bakan savaş suçlusu Hafter'le görüşmeye dahi gitti.

 

Doğu Akdeniz dünya jeopolitiğinin önemli bir sahasıdır. Bölgesel gelişmeler Türkiye'nin bu sahada güçlü ve etkili olmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye'nin karşısında adına "Doğu Akdeniz Gaz Forumu" dedikleri, Mısır, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ve İsrail'in bulunduğu ülkeler var. Bu ülkelere ABD ve AB destek olmaktadır; amaç, Doğu Akdeniz'de çıkan enerjiyi deniz üzerinden Türkiye'yi dışlayacak şekilde Avrupa'ya ulaştırmaktır. Bu büyük oyunu gören Türkiye, millî yararları ile uluslararası hukuktan doğan hak ve çıkarları uyuşan Libya'yla deniz yetki alanı anlaşmasını imzaladı.

 

AB'den gelen yaptırım açıklamaları, İsrail, Yunanistan, Mısır'dan gelen ve nazarımızda hiçbir kıymeti olmayan karşı açıklamalar hepimizin malumudur. Doğu Akdeniz artık, Libya'nın da dâhil olduğu daha geniş bir coğrafyayı işaret etmektedir. Anlaşmaları imzalayıp onaylayan Libya Ulusal Mutabakat Hükûmetinin iktidarda kalması Türkiye ve Libya açısından olduğu kadar, Doğu Akdeniz'in geleceği bakımından da çok önemli bir meseledir.

 

Tezkereyi ikili ilişkiler bağlamında konuşuyoruz, bu doğru ama eksik bir görüştür. Konunun bir diğer boyutu, Türkiye'nin uluslararası barış ve güvenliğe sunduğu katkı ve desteklerdir. Uluslararası barış, güvenlik ve istikrara katkı uluslararası hukukun temel öznesidir. Türkiye Cumhuriyeti olarak bulunduğumuz coğrafyanın üzerimize yüklediği sorumluluğu uluslararası hukuktan kaynaklı bu bilinçle birleştiriyor, bölgesel ve uluslararası faaliyetlere katkı sunuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'nin kendisine görev ve yetki verdiği, elinde ay yıldızlı al bayrağımızı taşıyan her Türk bulunduğu barış gücünde istikrar ve huzurun güvencesidir. Türkiye, hâlihazırda 12 ülkede Birleşmiş Milletler Barış Gücü ve Barışın İnşası Harekâtı'na katkı sunmaktadır. Bu harekâtlara en fazla katkı sunan ilk 15 ülke arasındayız. Bosna Hersek'te, Arnavutluk'ta, Afganistan'da, Irak'ta, Azerbaycan'da, Kosova'da, Somali'de, Katar'da, Lübnan'da, Liberya'da, Sudan'da, Haiti'de, Suriye'de yaptığımız neyse Libya için de yaptığımız, yapacağımız ve hedefimiz odur.

 

Lütfen dikkat ediniz; Libya'ya asker gönderme, silah ve mühimmat ile teknik ve askerî bilgi desteği sağlanması uluslararası hukuk açısından meşrudur. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2015 yılındaki 2259 sayılı Kararı, Türkiye'ye ve Birleşmiş Milletlere üye diğer ülkelere bu sorumluluğu vermektedir. 2015 yılındaki 2259 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı'nda, Libya'yı temsil eden tek ve meşru hükûmetin, Libya Siyasi Anlaşması kapsamında oluşturulan Ulusal Mutabakat Hükûmeti olduğu ilan edilmiştir. Yine, aynı kararda, bu meşru hükûmetin ve anlaşmada atıfta bulunulan Libya kuruluşlarının desteklenmesi ancak anlaşmada yer almayan paralel yapılara desteğin ve bunlarla temasın kesilmesi çağrısında bulunulmuştur.


Ayrıca, Libya'daki çatışma ortamı, sivillerin ölümlerine, DEAŞ ve El Kaide gibi terör örgütlerinin faaliyet yürütmesine ortam oluşturmakta, dahası, Libya'da faaliyet gösteren Türk şirketlerinin güvenliğini tehdit etmektedir. İşte, Türkiye tüm bu meşru ve insani sebeplerin yanı sıra, uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve sorumlulukla hareket etmektedir. Bu kapsamda, Libya'ya komşu olan Tunus ile Akdeniz'de kıyısı bulunan Cezayir ve İtalya gibi ülkelerin yanında Sudan'ın da yaşananlardan etkilenme potansiyeli düşünüldüğünde, bu ülkelerle Libya konusunda yapacağımız diplomatik temas ve iş birliği, Türkiye'nin bölgesel barışa katkı sağlayan gayretlerini güçlendirecektir. Nitekim, bu ülkeler, büyük ölçüde Libya Ulusal Mutabakat Hükûmetine verilen desteğin arkasındadır.

 

Uluslararası kuruluşlar aracılığıyla barış ve güvenlik alanında en kuvvetli katkıyı sunan Türkiye'nin, yine, uluslararası hukuk bağlamında kendi güvenliğini korumak için sınır ötesi harekâtlar gerçekleştirmesinin hiçbir yanlış ya da gayrihukuki yanı yoktur. Türkiye haklı, hukuki ve meşru bir zeminde faaliyet yürütmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bütün operasyonlarda dünyaya en güzel insanlık dersleri veren asil ve şanlı bir ordudur. Türk askerî barışın güvercini, savaşın kartalı, kadife eldiven içinde çelik yumruktur.

 

Bir de şunu unutmamakta fayda var: Bugün Libya'ya gönderilmesi planlanan Mehmetçik'imiz ile 1911'de binbir meşakkatle Trablusgarp'ta, Derne'de ve Tobruk'ta Libya'nın salahı için mücadele eden Mustafa Kemal, Enver Paşa, Kuşçubaşı Eşref, Ali Fethi Bey, Nuri Bey ve diğer nice kahraman subaylarımız aynı millî hafızanın neferleridir. Kaostan arındırılmış, egemenliğini ve istikrarını temin etmiş kardeş ülke Libya, ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafya açısından büyük önem arz etmektedir. Millî güvenliğin kilit taşı olarak nitelediğimiz bu mesele doğrultusunda Libya'ya gönderilecek olan Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları, uluslararası odaklarca çevrelenmiş vatanımızı müdafaa meşalelerinden birisi olacaktır.

 

Tezkerenin kabulüyle Libya'yla akdedilen mutabakat muhtıralarıyla elde edilen kritik kazanımlar muhafaza edilecek, Türkiye için kritik öneme sahip Libya'yla ilişkiler güçlendirilecek, AB dâhil çeşitli aktörlerin etkin olmaya çalıştığı Libya'da ve Afrika'da her bakımdan etkinliğimiz artacak, Doğu Akdeniz'deki ve Suriye'deki varlık ve politikaları nedeniyle Türkiye'ye karşı faaliyetler yürüten ülkelere karşı durum üstünlüğü elde edilecek ve mücadele yeni bir boyut kazanacak. Akdeniz'de merkezî bir konumda konuşlanma imkânı elde edilecek, Yunanistan'a yönelik çevreleme politikasını yürütme fırsatı daha da bir inisiyatif kazanacaktır.

 

Libya'yla yapılan anlaşmaların ve bunların gereği olarak bu tezkerenin kabulünün bazı stratejik sonuçları da vardır. Bu sonuçlar Türk dış politikasının geleceğini de biçimlendirmektedir. Bunlardan birincisi: Türkiye açısından Doğu Akdeniz siyasetinin Kıbrıs parantezinden çıkmasıdır. Türkiye böylece bir taraftan Kıbrıs'ta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye'nin çıkarlarına aykırı bir çözümün önünü kapatmış, diğer taraftan da Kıbrıs bahanesiyle uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızın gasbedilmesi ihtimalini ortadan kaldırmıştır. İkinci olarak, Türkiye'nin AB süreci etkilenecektir. Yirmi yıldır devam eden üyelik müzakere sürecinin Kıbrıs bahanesiyle engellenmesi ve yine aynı bahaneyle Türkiye'nin Akdeniz'de durdurulması hesap edilmiştir. Üçüncü olarak, Türkiye'nin Akdeniz siyaseti mavi vatan konseptiyle uluslararası hukuk temelinde biçimlenecektir. Dördüncüsü: Türk dış politikasının oluşturulma zemini sağlamlaştırılmıştır. Dış politikaya hâkim olan ilkeler uluslararası hukuk, meşruiyet, doğru zamanlama, konjonktürel ittifaklar, sonuç odaklı faaliyetler ve girişim sonrası yeni gerçekliğin inşasıdır.

 

Peki, bu tezkere kabul edilmeyip Libya'ya asker gönderilmediği takdirde neler olabileceği, bu ihtimalleri de mutlaka göz önünde bulundurmamız gerekir. Türkiye'nin mavi vatan doktrinine darbe vurulacak ve kazanımlarımız tehlikeye girebilecektir. Türkiye'den destek bekleyen Libya halkı yasa dışı Hafter yönetimi tarafından insanlık dışı muameleye tabi tutulabilecektir. Kuzey Afrika'nın en kritik ülkesi olan Libya'da Türkiye karşıtı cephe etkili olacak, tehdidin ileriden karşılanması ve millî sınırlarımızın ileriden savunulması prensibimiz sekteye uğrayacaktır. Libya'da Türkiye karşıtı cephenin egemen olması Afrika'da diğer devletlerde Türkiye karşıtı oluşumlara cesaret verecektir. Türkiye'nin desteklediği meşru Hükûmetin kontrolü kaybetmesi tüm dünyada Türkiye'nin güvenilirliğini sekteye uğratabilecek ve dost ülkelerde Türkiye'ye yönelik güven bunalımına neden olabilecektir.

 

İçinde bulunduğumuz coğrafyanın geleceği bölgede tarihî ve emperyal emelleri olan ülkeler tarafından iç karışıklıklar ve vekâlet savaşları vasıtasıyla şekillendirilmeye çalışılırken Türkiye'nin bu duruma kayıtsız kalması akıl dışıdır. Suriye ve Libya'daki emperyal oyunun fark edilmemesi ve bu oyuna karşı bir hamle yapılmaması ülkemizi "Uyuyan milletler yok olur." gerçeğiyle karşı karşıya getirir.


Sonuç olarak, Türk dış politikası son yıllarda masada ve sahada etkinlik ilkesiyle hareket etmektedir. Türkiye'nin millî çıkarları bu 2 alandaki güçlü duruşla tesis edilmekte ve korunmaktadır. Bu dönemde gördük ki sahada güçlüyseniz masada da güçlüsünüz. Bu ilkeyle Türkiye, Libya'nın güvenliğini ve istikrarını tehdit eden her türlü teşebbüs karşısında Libya'nın toprak bütünlüğünü, istikrarını, meşru kurumlarını siyasal bağımsızlığını desteklemektedir. Çünkü Libya'da olanlar sadece bu ülkeyi değil, tüm bölgeyi ve Türkiye'yi yakından etkilemektedir.

 

Bu tezkereyle Akdeniz'de mavi vatanımızı koruyor, haklarımızın gasbedilmesini engelliyor, kardeş ülke Libya'nın istikrarına ve bölgesel barışa katkı yapıyoruz. Masada oluşan realite bu tezkereyle sahada da perçinlenecektir. Türkiye, Doğu Akdeniz'de meselelere ve gelişmelere mahkûm değil, hâkim konumdadır ve bu konumunu sürdürmeye kararlıdır. Türkiye, Libya'ya savaşmak için değil, barış ve huzurun tesisi ve Birleşmiş Milletler kararlarında öngörüldüğü üzere, meşru Ulusal Mutabakat Hükûmetine destek vermek için gitmektedir.

 

Konuşmama burada son verirken, bu tezkereye Milliyetçi Hareket Partisi olarak "kabul" oyu vereceğimizi beyan ediyorum.

Haberin etiketleri:

MHP, Libya, tezkere, Erkan Akçay


Haber okunma sayısı: 116

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

bylock-kullanan-siyasiler-nasil-korundu

ByLock kullanan siyasiler nasıl korundu?

15 Ocak 2020 Çarşamba 08:37
hurdalar-ortada-kaldi

Hurdalar ortada kaldı!

15 Ocak 2020 Çarşamba 08:23
akpnin-son-hamlesi-transfer

AKP'nin son hamlesi transfer

15 Ocak 2020 Çarşamba 07:44

ÜLKE GÜNDEMİ

Par'ın Oğan'a soruları tepkilere neden oldu

Katıldığı Açık ve Net programında Suriyeli sorununa ilişkin açıklamalarda bulunan Sinan Oğan, "Ülkesi

ByLock kullanan siyasiler nasıl korundu?

İYİ Parti Milli Güvenlik Politikaları Başkanı Aytun Çıray, CHP’nin TBMM’ye sunduğu FETÖ’nün siyasi

AKP Grup Başkanvekilinin ‘Balyoz’ günleri

FETÖ derneği üyeliğini özgeçmişine yazan AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan, kumpas davalar sürecinde aktif

MHP'li Cemal Enginyurt'tan 'Atatürk' ayıbı

MHP Milletvekili Cemal Enginyurt'un Atatürk fotoğrafının yer aldığı odada ortaya çıkan görüntüsü tepki

AKP'ye yakın sendikaya şok suçlama

Kayseri'de geçtiğimiz günlerde bazı okullarda İstiklal Marşı'nın okutulmadığının ortaya çıkması sonrası

Ali Koç'un ismini vermediği kadın milletvekili kim

Ali Koç'un ismini vermediği milletvekilin AKP Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu olduğu iddia edildi

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL