13 Temmuz 2020 Pazartesi

Erdoğan'ın büyük sırrı

erdoganin-buyuk-sirri

AKP Ankara Milletvekili Aydın Ünal Yeni Yüzyıl gazetesine çarpıcı açıklamalarda bulundu.
08 Aralık 2015 Salı 08:40

 Yeni Yüzyıl Gazetesinden Seda Şimşek'e konuşan Aydın Ünal AKP siyaseti ile ilgili çok önemli konulara değindi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllarca danışmanlığını yapan AKP Aydın Ünal, Başkanlık sisteminin diktatörlükle anılmasının doğru olmadığını belirterek, “Sandık varken tek adam rejiminin egemen olma ihtimali yok. Yaşadığımız 2 bin yıllık bir sorun ve sistem tıkanmış durumda. Yeni sistem başkanlık olur, yarı başkanlık olur, Türk tipi başkanlık olur ya da başka bir şey. Önemli olan bu sistemle Türkiye’nin ilerleyemediği, yeni bir sistemin kaçınılmaz olduğu gerçeğinin anlaşılmasıdır” dedi

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yıllarca çalışan Aydın Ünal Seda Şimşek’in sorularını yanıtladı. İlki dün yayımlanan röportajın ikinci bölümünde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşma metinlerini hazırlayan ve şu an Meclis’te AK Parti’den milletvekili olan Aydın Ünal çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ünal ile eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın 27 Nisan e-bildirisi ile ilgili ifadeye çağrılmasını, yaşam tarzına dair dile getirilen kaygıları ve bölgemizde yaşananları konuştuk. 



 

Erdoğan’ın kendisinin vesayet kurduğu iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

- Erdoğan’ın bir vesayet sistemi oluşturabilmesi için Türkiye’de sandık tercihinin ortadan kalkması gerekiyor. Sandık varken, Türkiye’de bu anlamda yeni vesayetlerin kurulma, diktatörlüğün, otoriterliğin, tek adam rejiminin egemen olma ihtimali yok. Mevcut sistem, vesayet üretmeye ya da vesayetlerin müdahalesine çok açık bir sistem. Erdoğan, “Başkanlık sistemi” derken, aslında bunu söylüyor. Başkanlık sistemi dediğimiz sistem, yeni vesayetlere kapı açan, otoriterleşmeye giden, tek adam yönetimine giden bir sistem değil, tam tersine siyasetin bürokrasi üzerinde çok daha fazla etkin olacağı, milletin ve millet iradesinin daha etkin olacağı bir sistemdir. Erdoğan’ın Başkanlık sistemi önerisi, vesayete karşı verdiği mücadelenin devamıdır. 

 

Devlete eleştiriler yöneltmiş bir hareket, bugün kendisi mi devletleşiyor? 

 

- Her siyasi hareket ve fikrin hedefi devleti yönetmektir, devleti ele geçirmek demiyorum. Her hareketin devlete karşı eleştirileri vardır, bu eleştirileri dile getirerek iyi bir yol takip ederse iktidara gelir, Türkiye’de bu kapılar sonuna kadar açık. İslamcı, marjinal bir hareket, uzun yıllar ve sabırla, iyi bir dil, metot, mücadele yöntemi kullanarak, asla şiddete başvurmayarak, bugün iktidara gelmiştir. Toplumun tamamını da kucaklayan bir politika ortaya koymuştur. Bu hareketin, eleştirdiği devleti bugün yönetiyor olması son derece normaldir. Elbette, bu hareket, devletin eleştirdiği taraflarında da reform yapıyor. Bunu devletleşme olarak değil, devletin dönüşmesi ve milletle kucaklaşması olarak okumak gerekir. 

 

Yaşam tarzıyla ilgili kaygılar dile getiriliyor, sizce insanlar neden böyle hissediyor? 

 

- Bizde, Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren, egemenler ve eğitimliler, Batılı, Batılı gibi düşünen, Batılı gibi yaşayan, hatta Batılı gibi inanan yeni bir toplum inşa etmek, kendi ifadeleriyle “yaratmak” istemişlerdir. Bunlar tutmadı, Türkiye’nin toplumsal dokusu bu projeleri, bu dayatmaları reddetti. Tayyip Erdoğan’ın yaptığı, asırlardır devam eden bu dayatmalara, toplumu formatlama girişimlerine karşı güçlü bir itirazdır. Aslında Erdoğan hareketinin özünün de işte tam da bu itiraz olduğunu düşünüyorum. Kürtler ile AK Parti’nin birbirini anlayabilmesinin ve kader birliği yapmalarının temelinde de bu yatıyor. Kürtler de, egemenlerin yeni bir toplum yaratma, toplumu formatlama girişimlerinden, diğer birçok kesim gibi mağdur oldular. Aslına bakarsanız, sistemin ret, inkâr ve asimilasyon politikaları, sadece Kürtleri değil, farklı olan herkesi hedef alıyordu. Tayyip Erdoğan ve AK Parti, işte, her kime olursa olsun, bu ret, inkâr ve asimilasyona karşı çıkarak yüzde 50’nin ve daha fazlasının oyunu alabilmiştir. Tayyip Erdoğan, kendisini destekleyen, kendisine oy verenlerin tamamının her konuda bire bir kendisi gibi düşünmediğini çok iyi biliyor. Onu farklı bir lider yapan da esasen Türkiye’nin toplumsal yapısını çok iyi anlayabilmiş olması. “Yaşam tarzlarına müdahale” iddiası, projeleri çöken ve egemenliğini yitirenlerin temelsiz bir iddiasıdır. Onlar, kendi yaşam tarzlarını, hayal ettikleri yaşam tarzını tüm topluma dayatmak istiyordu ama olmadı ve bu iddiayı yayıyorlar. Proje üretemeyen bir muhalefetimiz var ve bu muhalefet de ancak bu tür kaygı ve korkuları pompalayarak oy alabiliyor. Yaşam tarzlarına müdahale yok, sadece normalleşme var, her anlamda farklı yaşam tarzlarına özgürlük mücadelesi var. Gezi, ne yazık ki toplumdaki farklılıkları keskinleştirdi ve aradaki gri tonları bir taraf belirlemeye zorladı. Bu süreçte liberallerin de AK Parti’den uzaklaştıklarını gördük. Bunun yanlış bir tercih olduğunu, paralel yapının deşifre olmasının ve 1 Kasım seçimlerinin ardından bu yanlışın farkedileceğini umuyorum. 

 

Başkanlık sistemi olmalı mı yeni anayasada?

 

Ekonomi çevreleri, siyasetçiler, bürokrasi, sivil toplum, medya da çok net bir şekilde görüyor ki, bizim sistemimiz tıkanmış durumda. TBMM’deyiz, yüzlerce, binlerce insan buraya ziyaretçi olarak geliyor. Bu insanların sorunları var, sorunlarının milletvekilleri ile çözüleceğine inanıyorlar. Sağlıklı bir sistemde böyle bir şey olamaz. Vatandaşın bir sorunu varsa, o sorunla ilgilenen bir kurum, kuruluş vardır, oraya gider ve sorununu çözer. Bizim sistemimiz artık, vatandaşın sorununa çözüm üretemez noktaya gelmiş. Bu yeni bir sorun değil, AK Parti’yle başlamış bir sorun değil, inanın, 2 bin yıllık bir sorun. Türklerin tarih sahnesine çıkması ile birlikte bürokrasi hep varolmuş ve 2 bin yıllık tecrübe kazanmış. Bizde siyasetin 70 yıllık tecrübesi var ama bürokrasinin 2 bin yıllık tecrübesi var. Bürokrasinin siyaseti o büyük ve tarihi tecrübesiyle ezmeye çalıştığını, siyaseti etkisiz ve yetkisiz bırakmaya çalıştığını görüyoruz. Yetki bürokraside ama siyasetçi sokağa çıkıyor, vatandaşa hesabı o veriyor. Bu sistemin Türkiye’yi ileriye götürmesi mümkün değil. Yeni sistemin isminin ne olacağı çok önemli değil. Başkanlık olur, yarı başkanlık olur, Türk tipi başkanlık olur ya da başka bir isim. Önemli olan bu sistemle Türkiye’nin ilerleyemediğinin anlaşılmasıdır. Biz tarih boyunca özgün devlet sistemleri inşa etmişiz. Selçuklu’da, Osmanlı’da yapmışız, Cumhuriyet’te yapamamışız. Sistemimiz taklitten ve tercümeden ibaret. Biz, öncelikle, özgün bir sistem inşa edebileceğimize inanmalıyız. CHP’nin, MHP’nin, HDP’nin de, iyi anlatıldığında, buna itiraz edeceğini düşünmüyorum. Parlamenter sistem bize Cumhuriyet’le gelmedi, daha eskidir. Dolayısıyla rejimin değişeceği, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünün bozulacağı yönündeki iddialar yersiz ve haksızdır.

 

İfadeyle birlikte 27 Nisan’ı hatırladık

 

27 Nisan e-bildirisi ile ilgili Yaşar Büyükanıt ifadeye çağrıldı. 

 

- 27 Nisan bizim için önemli bir dönüm noktasıydı. AK Parti’yi ama AK Parti’den ziyade demokrasiyi tehdit eden bir gelişmeydi. Açıkçası, 27 Nisan’dan sonra o kadar çok şey yaşadık, o kadar ağır saldırılara maruz kaldık ki, bu saldırılar bize adeta 27 Nisan’ı unutturdu. Yaşar Büyükanıt’ın ifadeye çağrıldığı haberleri ile 27 Nisan’ı hatırlamış olduk. Burada önemli olan şu: Türkiye’de millet iradesine karşı bir operasyon yapmaya çalışanlar, illegal örgütlenmelerin içine girenler, er ya da geç bunun hesabını veriyorlar. Artık eskisi gibi değil, kimsenin yanına yaptığı kâr kalmıyor. Geç oldu ama, Kenan Evren yargılandı bu ülkede, 28 Şubat öyle ya da böyle yargılandı. Türkiye demokrasisinin geliştiğini gösteren gelişmeler bunlar. Bunlara bakıp, millet iradesine, Türkiye’ye operasyon çekme niyetinde olanlar ibret almalı. Türkiye eski Türkiye değil. 

 

Haberi ilk duyduğunuzda ne hissettiniz? 

 

- 27 Nisan’ın üzerimizde uzun vadeli bir etkisi olmadı çünkü çok hızlı tepki verdik. 28 Şubat çok uzun bir süreçti, iliklerimize kadar hissettik, her gün hissettik ama 27 Nisan öyle olmadı, bir günlük, belki birkaç günlük bir meseleydi. O dosya açıldı ve biz o dosyayı anında reaksiyon vererek kapattık. 27 Nisan’ın, yapanlara acımak dışında bir karşılığı yok bizde. O gün Meclis’in Cumhurbaşkanı seçmesini istemiyorlardı; Meclis Cumhurbaşkanını seçti, üzerine bir de millet Cumhurbaşkanı seçti.

 

Misak-ı Milli’ye kavuşamamış ülkeyiz

 

Büyük resme baktığımızda, Sevr korkularının en fazla hissedildiği bir dönemden mi geçiyoruz? 

 

- Asla! Yaklaşık 100 yıl önce biz Sevr’e izin vermemişiz, bugün o günlerle kıyaslanamayacak kadar güçlü bir noktadayız, şimdi hiç izin vermeyiz. Bugün yaşadıklarımızın 100 yıl önce yaşadıklarımızla birebir bağlantısı var. 1916’daki Sykes – Picot Anlaşması, yüzüncü yılını dolduracak. Ruslar, İngilizler, Fransızlar geldiler, gizli bir şekilde sınırları çizdiler. Ruslar, sıcak denizlere açılma rüyasını 1916’daki o gizli anlaşma ile gerçekleştireceklerdi. Rusya’da Bolşevik İhtilali’nin olması ile birlikte bundan vazgeçtiler. Bu gizli anlaşmayı da Lenin deşifre etmişti, dünya ondan öğrenmişti. 100 yıl önce Ortadoğu’da sınırlar yanlış çizildi, bugün onun komplikasyonlarını yaşıyoruz. Türkiye’nin sınırlarını tehdit eder bir durum oluşacağına ben inanmıyorum. Türkiye Sevr’i yırtmış atmıştır ama Misak-ı Milli’ye de kavuşamamış bir ülkedir, yine de Türkiye’nin hiçbir ülkenin sınırında gözü yok. Rusya, İran, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya binlerce kilometre uzaklıktan gelip, Ortadoğu ile ilgilenirken Türkiye’nin hiçbir şey olmamış gibi “aman bu ateş bana bulaşmasın” diyerek sınırlarını bütün gelişmelere kapatması mümkün değil. 

 

Tarihi müttefiklikler küllerinden yeniden mi doğuyor? 

 

- 100 yıl önce Rusya, bizim Doğu cephemizde 1 milyon 200 bin askerini kaybetmiştir. Balkanlar’da Türklere karşı giriştiği savaşlar da eklendiğinde zayiatın daha çok olduğu görülür. Kazım Karabekir hatıralarında, Rusya’nın Doğu cephesindeki zaiyatının Bolşevik İhtilalini doğurduğunu anlatır. O dönemde Rusya İran’da işgalcidir ve Enver Paşa’nın en büyük hayallerinden biri de İran başta olmak üzere Orta Asya’da işgalleri sona erdirmektir. Bu uğurda da şehit olmuştur. Kürtlerle ilişkilere bakıldığında, Rusya’nın Kürtler ile zaman zaman yakınlaştığını, ama onları da yarı yolda bıraktığını görüyoruz. İran’da Kürtlerin tarihteki ilk devleti Mahabad Cumhuriyeti, Rusların yüz üstü bırakması sebebiyle hazin bir sonla sonlanmıştır. İran’ın ya da Kürtlerin böyle bir ittifaktan kazançlı çıkmaları mümkün değil. İbret alınırsa tarih tekerrür etmez. Türkiye, tarihteki tecrübeleri dikkate alarak, sağduyulu, soğukkanlı bir duruş sergiliyor. Tarihin tekerrüründen ya da tarihi müttefikliklerin yeniden doğuşundan ziyade, 100 yıl önce ilk düğmesi yanlış düğmelenmiş bir sürecin sancılarını yaşıyoruz. İnşallah daha fazla çocuk ölmeden bu sancı sona erer.

 



Haber okunma sayısı: 236

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

minik-ortaktan-15-temmuz-aciklamasi

Minik ortaktan 15 Temmuz açıklaması

12 Temmuz 2020 Pazar 19:23
turkiyenin-en-yuksek-koprusu-acildi

Türkiye'nin en yüksek köprüsü açıldı

11 Temmuz 2020 Cumartesi 23:35
hukuk-sistemine-agir-darbe-vuruldu

Hukuk sistemine ağır darbe vuruldu

11 Temmuz 2020 Cumartesi 23:19
bahcelinin-yeni-hedefi-orhan-pamuk

Bahçeli'nin yeni hedefi Orhan Pamuk

11 Temmuz 2020 Cumartesi 23:04
srebrenitsa-soykirimini-unutturmayacagiz

Srebrenitsa soykırımını unutturmayacağız

11 Temmuz 2020 Cumartesi 22:35
akp-gidici

AKP gidici

11 Temmuz 2020 Cumartesi 11:12

ÜLKE GÜNDEMİ

Koronavirüsten sonra eğitimin geleceği

Kovid-19 salgını nedeniyle yaşanan dijital devrim ve uzaktan eğitim süreci, okul ve meslek tercihlerini de

Bilsinler ki biz bunun peşini bırakmayız

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, TBMM'de düzenlendiği basın toplantısında, gündeme ilişkin

Bütün olumsuzlukların takipçisi olacağız.

MHP Genel Başkan Yardımcısı, Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında,

Erkek şiddetini önleme mekanizmaları çalışmıyor

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı tarafından hazırlanan Haziran ayı raporunda artan şiddet vakaları,

Göçebe oyunları 2021 yılına ertelendi

Tüm dünyada geleneksel sporların ve oyunların tanıtılması, yaygınlaşması ve profesyonelleşmesi için

EYT’liler, 5 müteahhide değişiliyor mu?

Emeklilerin yaşamları boyunca, prim ödeyerek, ekonomiyi ayakta tutup, yetim muameleleri görmelerinin hazmedilebilir

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL