07 Ağustos 2020 Cuma

Ankara'yı başkent olmaktan çıkartacaklar

ankarayi-baskent-olmaktan-cikartacaklar

İYİ Parti Gurubu adına TBMM Genel Kurulu'nda 2020 yılı Bütçe Kanunu teklifi üzerine konuşan Koray Aydın "Ankara resmen olmasa bile fiilen başkent olmaktan çıkartılacaktır, gidişat bu yöndedir. Biz İYİ PARTİ olarak milletimizle el ele vereceğiz, Ankara'nın hakkını ve hukukunu koruyacağız. Ankara'ya sahip çıkacağız hem de sonuna kadar, Ankara da başkent kalacak sonsuza kadar." dedi
13 Aralık 2019 Cuma 20:33

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, AKP iktidarının yavaş yavaş Ankara'yı boşaltarak İstanbul'u başkent yapmaya çalıştığını, buna kesinlikle izin vermeyeceklerini söyledi:

 

Koray Aydın konuşmasını şöyle sürdürdü: 

Sözlerime Doğu Türkistan'daki Müslüman Türk soydaşlarımıza reva görülen insanlık dışı zulüm ve işkenceleri kınayarak başlamak istiyorum. 

 

Türkiye Cumhuriyeti devleti 1923 yılında kurulmuş olsa da binlerce yıllık bir devlet geleneğine sahiptir. Bizim anlayışımıza göre devlette ve kamu hizmetlerinde devamlılık esastır. Ancak iktidar ve çevresi öyle bir hava estirdiler ki sanki ülkede her şeyi AK PARTİ yapmış, ondan önceki Hükûmetler sanki hiçbir şey yapmamış, Türkiye'yi medeniyetle, ileri teknolojiyle sanki bu iktidar tanıştırmış. Bu eleştirileri yaparken biz yapılanları yok saymıyoruz, kim bu ülkede taş üstüne taş koymuşsa hepsine teşekkür ediyoruz.



 

Şimdi, sizlere son derece acı ve bir o kadar da ibret verici bir olayı hatırlatmak istiyorum. Amacım acıları tazelemek değil, bu acılardan idarecilerin ve Hükûmetin ders çıkarmasını sağlamaktır.

 

Bundan tam bir yıl önce, 13 Aralık 2018 günü, Ankara'da bir yüksek hızlı tren kazası yaşandı. Tam 9 vatandaşımız hayatını kaybederken 86 vatandaşımız da yaralandı. Göz göre göre gelen bu kazada ağır kusurlar, kabahatler, ihmaller vardı. Kazanın olduğu yeri de kapsayan hat, sinyalizasyon sistemi olmadan açılmıştı. Konuyu tam bir yıl öncesinde Parlamentonun gündemine taşıdım, hem ilgili Bakanın cevaplaması istemiyle yazılı soru önergesi verdim hem de İYİ PARTİ Grubu adına bütçe görüşmelerinde yaptığım konuşmada konuyu detaylı olarak dile getirdim. Ancak gelin görün ki soru önergesinde gelen cevapla hayretler içinde kaldım. Cevaba daha sonra değineceğim.


Sözde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, özde tek adam düzeni olan bu sistemde artık millî iradenin karargâhı Gazi Meclisin bir ağırlığı kalmadı. Sözlü soru önergesi kalktı, güvenoyu da yok, gensoru da yok, soruşturma açılması neredeyse fermana mahsus hâle geldi. İktidarı elinde bulunduran parti ve partilerin, bakanlarının hesap vermemesi için Parlamentoda 201 milletvekiline sahip olmaları yeterli. Muhalefet, Mecliste 400 milletvekilini bulacak, bakanları Yüce Divan'a gönderecek ve hesap vermelerinin yolunu açacak… Neredeyse imkansız bir durum. Sistem resmen azınlığın çoğunluğa tahakkümü olarak işliyor; çoğunluğun değil, azınlığın dediği oluyor. Oysa Yüce Divan'a sevk için salt çoğunluk yani 301 yeterli olmalıydı. İşte bunun içinde bu düzene "ucube sistem" diyoruz, "tek adam düzeni" diyoruz.

 

Şimdi tekrar gelelim yazılı soru önergesi meselesine. Bu sistemde milletvekillerinin elinde kala kala Meclis araştırması önergesi yanında anayasal bir denetim olan yazılı soru önergesi hakkı kalmıştı, o da artık işlemiyor. Soru önergelerimize çoğunlukla cevap verilmiyor; bazen geç cevap veriliyor, en önemlisi de ilgisiz cevaplar veriliyor. Meclis Başkanlığı, bakanlık ne yazarsa yazsın bize havale ediyor. Bakanlığa dönüp "Bu, formata uygun değil, bunu doğru dürüst cevapla." demiyor, diyemiyor. Sayın bakanlar bize cevap vermiyorlar, bize icraatlarını anlatıyorlar. Benim bundan bir yıl öncesinde yüksek hızlı tren kazasıyla ilgili verdiğim soru önergesine de günü geçtikten sonra tam da böyle bir cevap geldi. Türkiye Büyük Millet Meclisi sitesinde cevap duruyor, vatandaşlarımız girip bakabilir. Cevabı okuyunca insan hayretler içinde kalıyor. Cevapta "Tüm yüksek hızlı tren hatları sinyallidir. İlgili yönetmelikler, önergeler, genelgeler çıkarılmış, gerekli eğitimler verilmiştir. Yüksek hızlı tren hatları yirmi dört saat kamerayla izleniyor." deniyor. Bu cevap karşısında insan sormadan edemiyor: Demiryolları idaresinin hiçbir ihmali yoksa bu kaza nasıl oldu? Bu kazanın sorumlusu kim? Teknolojiniz bu kadar yüksekse bu kaza neden oldu?

 

Bundan tam bir yıl önce meydana gelen yüksek hızlı tren kazası, bu sorumsuz iktidarın teknolojiyle imtihanıdır aslında. O elim kazada benim de yakından tanıdığım Trabzonlu hemşehrim olan, aynı zamanda dünya çapında da bir bilim insanı olan Profesör Doktor Berahitdin Albayrak da hayatını kaybetmişti. Kendisine ve kazada hayatını kaybedenlere bir kez daha Yüce Allah'tan rahmet diliyorum. Bir astronomi ve uzay bilimleri profesörü olan Berahitdin Hoca, gezegenlerin davranışlarını öngören makalesiyle dünya çapında bir dergiye kapak oldu ama ne yazık ki hızlı tren kazasını bu çağda öngöremeyen bir yönetim anlayışının kurbanı olmaktan da kurtulamadı.

 

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, ülkenin sanayi ve teknoloji politikaları alanında düzenleyici, denetleyici, yol gösterici ve teşvik edici rolünü ve görevini elbette sürdürmelidir. Yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve ülkenin bilimsel çalışmalarda dünyadan geride kalmaması için bilimsel araştırmaların teşvik edilmesi gerekiyor. Bu tür çalışmaları desteklemek ve teşvik etmek için kurulan TÜBİTAK'ın daha objektif ve hızlı çalışması da gerekiyor. Ne var ki TÜBİTAK'ın giderek hantal bir yapıya büründüğünü üzülerek görüyoruz. İdari pozisyonlara yandaş atamaları bu güzide kuruma zarar vermektedir. Atamalarda liyakate dikkat edilmelidir.

 

TÜBİTAK'la ilgili bir diğer sorun ise proje süreçlerinin yavaşlığıdır. Bu yavaşlık, bilimsel araştırmaları kötü etkilemekte, bilim insanlarının araştırma imkân ve heveslerine de darbe vurmaktadır. Sistemi daha hızlı ve objektif hâle getirecek tedbirler acil olarak alınmalıdır. Türk ekonomisi düşük teknoloji ihraç edebilmek için orta ve yüksek teknoloji ithal etmek zorunda kalan bir ekonomi hâline gelmiş ve dolayısıyla da ulaşım araçları, tarımsal ham maddeler, sermaye malları, enerji ve sanayi için ara mallar da cari açık vermeye başlamıştır. Sonuçta gelinen nokta, literatürdeki ifadesiyle "orta gelir tuzağı"dır.

 

Gelişmekte olan diğer ekonomiler bu dönemde AR-GE harcamalarını artırmış, ekonomilerinde teknolojik dönüşümü gerçekleştirmiş ve böylece kalıcı büyümeyi sağlamışlardır. AR-GE harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının yüzde 2'ye çıkarılmasının hedeflenmesine rağmen, mevcut durumda bu oran yüzde 1'i de geçememiştir. İYİ PARTİ milletimize açıkladığı parti programında, hemen her alanda, AR-GE ve yüksek teknolojiye özel önem vermiş, tarımdan sağlığa, sanayiden üniversitelere kadar AR-GE faaliyetlerine vurgu yapmıştır. Biz parti olarak, tarımsal AR-GE'yi teşvik edeceğiz, Atatürk Orman Çiftliği Tarımsal Araştırma ve Teknoloji Geliştirme Enstitüsünü kuracağız, üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinde de AR-GE çalışmaları yapılmasına yönelik imkân sağlayacağız, kanser ve kalp damar hastalıklarına yönelik ilaç ve tedavilerin geliştirilmesine münhasır, AR-GE destek programını da uygulayacağız.

 

Teknoloji politikaları doğrudan doğayı, çevreyi ve en önemlisi insan hayatını etkiler hâle gelmiştir. Geçtiğimiz günlerde yaşanan, termik

 

Türkiye Cumhuriyeti devleti 1923 yılında kurulmuş olsa da binlerce yıllık bir devlet geleneğine sahiptir. Bizim anlayışımıza göre devlette ve kamu hizmetlerinde devamlılık esastır. Ancak iktidar ve çevresi öyle bir hava estirdiler ki sanki ülkede her şeyi AK PARTİ yapmış, ondan önceki Hükûmetler sanki hiçbir şey yapmamış, Türkiye'yi medeniyetle, ileri teknolojiyle sanki bu iktidar tanıştırmış. Bu eleştirileri yaparken biz yapılanları yok saymıyoruz, kim bu ülkede taş üstüne taş koymuşsa hepsine teşekkür ediyoruz.

 

Şimdi, sizlere son derece acı ve bir o kadar da ibret verici bir olayı hatırlatmak istiyorum. Amacım acıları tazelemek değil, bu acılardan idarecilerin ve Hükûmetin ders çıkarmasını sağlamaktır.

 

Bundan tam bir yıl önce, 13 Aralık 2018 günü, Ankara'da bir yüksek hızlı tren kazası yaşandı. Tam 9 vatandaşımız hayatını kaybederken 86 vatandaşımız da yaralandı. Göz göre göre gelen bu kazada ağır kusurlar, kabahatler, ihmaller vardı. Kazanın olduğu yeri de kapsayan hat, sinyalizasyon sistemi olmadan açılmıştı. Konuyu tam bir yıl öncesinde santrallere baca filtresi takılmasının ertelenmesine dair yasayla bu konu ülkenin gündemine oturdu. AK PARTİ Genel Başkanı Sayın Erdoğan'ın partisinin teklifinden haberi yok muydu? Bize göre buna imkân ve ihtimal yok. Sayın Erdoğan AK PARTİ Genel Başkanı şapkasını takıyor, Parlamentoya bir teklif veriyor, ardından oluşan kamuoyu hassasiyetlerini dikkate alıp Cumhurbaşkanlığı şapkasını takıp partisinin teklifi olan yasayı veto ediyor. Sayın Cumhurbaşkanı, devlet gözetiminde talan edilen ve yok edilen Dipsiz Göl için tek kelime etmiyor ama İzmir'deki imar değişikliğine karışıyor. AK PARTİ usulü demokrasi işte böyle işliyor. Demokrasiler, kişilerin insafına göre değil, yasama, yürütme ve yargının birbirini denetlemesi ve birbirini dengelemesi esasına göre işler.


Ülkemiz savurganlığı bir kenara bırakıp artık tasarruf ve üretim ekonomisine geçmelidir. Her kalemden tasarruf yapılmalı ancak AR-GE'den tasarruf yapılmamalıdır. Geçen yıl da benzeri tavsiyelerde bulunmuştuk. Bıkmadan, usanmadan bir kez daha tekrar ediyoruz: Saray için yapılan gereksiz harcamaları, lüksü, şatafatı ve en önemlisi israfı perdelemek için uydurulan "İtibardan tasarruf olmaz." anlayışı "AR-GE'den tasarruf olmaz." anlayışıyla değiştirilmelidir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Yüce Allah bile kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'de "Yiyiniz, içiniz ancak israf etmeyiniz; çünkü Allah israf edenleri sevmez." diyor.

 

Dünyanın hızla değiştiği bir zaman dilimindeyiz. Bu değişimin temel kaynağı ise teknolojidir. Günümüzde devletlerin gücü de teknoloji alanındaki başarılarıyla ölçülüyor. Devletimizin temel önceliği de inovasyon yani teknolojik yenilik olmalıdır.

 

Önceki cumhuriyet hükûmetleri döneminde yapılan, devlete ait fabrikaları, tesisleri, şirketleri, özetle devletimizin ziynetlerini özelleştirme adı altında haraç mezat yandaşlara âdeta peşkeş çeken iktidar şimdi de Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel kurumlarına gözünü dikmiş durumdadır. Yeni hedef kuruluş ve kurtuluşun karargâhı başkent Ankara'nın içini boşaltmaktır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, kamu bankaları ve Hazineden sonra şimdi de Merkez Bankasının İstanbul'a taşınması kararı alındı.

 

İYİ PARTİ Ankara Milletvekilimiz ve Merkez Bankası eski Başkanı Sayın Durmuş Yılmaz bu kürsüden Sayın Bakana açıkça sordu: "Merkez Bankasının İstanbul'a taşınmasında Türkiye'nin hangi ali menfaatleri var? Şu anda Merkez Bankası Ankara'da bulunmakla neyi yapamıyor da İstanbul'a gidince yapacak? Para piyasalarında, döviz piyasalarında, sendikasyon kredilerinde, türev ürünleri piyasasında Merkez Bankası neyi yapamıyor da İstanbul'a gittiğinde yapacak? Niye bu kurum Ankara'dan taşınıyor?" Sayın Bakan bu soruların hiçbirine cevap vermedi ama Merkez Bankasının taşınmasının 2022 yılına kadar tamamlanacağını açıkladı.

 

Merkez Bankası'nın taşınmasından sonra bu iktidar "Ekonomi yönetiminin tek merkezden yürütülmesi gerekir." diye Hazine ve Maliye Bakanlığını İstanbul'a taşırsa, ardından da peyderpey tüm bakanlıklarının merkezi İstanbul'a taşınırsa hiçbirimizin şaşırmaması gerekir. Çünkü kafanın içinde var olanın ne olduğu bilinmeden, arkadan dolanarak, bunun da açık açık bir söylemle milletimize anlatılmadığı bir süreci hep beraber yaşıyoruz. "Dur bakalım, ne olacak?" mantığıyla beklersek Ankara'nın içi boşaltılacak ve Ankara resmen olmasa bile fiilen başkent olmaktan çıkartılacaktır, gidişat bu yöndedir. Biz İYİ PARTİ olarak milletimizle el ele vereceğiz, Ankara'nın hakkını ve hukukunu koruyacağız. Ankara'ya sahip çıkacağız hem de sonuna kadar, Ankara da başkent kalacak sonsuza kadar. 

 

Bugünlerde 25 kişinin hayatını kaybettiği, tam 328 kişinin de yaralandığı Çorlu'daki tren kazası sürüncemede kalan dava nedeniyle tekrar ülkenin gündemine oturdu. Görülen dava, en az kazanın kendisi kadar milletimizin vicdanını yaralamıştı. Sayın Cumhurbaşkanı meseleye neden duyarsız kalıyor? Herkes bu soruyu soruyor. Sayın Cumhurbaşkanı o elim kazada hayatını kaybeden Oğuz Arda Sel'in dedesinin milyonları gözyaşına boğan o sözlerini duymadı mı duyamadı mı? Keza, Kütahya'daki tren kazasında da hat görevlisi suçlu olarak belirlendi. Ankara'daki yüksek hızlı tren kazasında da alt düzeydekilere ceza kesileceği anlaşılıyor. Kazaya ilişkin yargılama 13 Ocak 2020'de başlayacak, varın, ne zaman sonuçlanacağını da siz tahmin edin. Yani taktik ne? Zamana yayın, gerçek suçluları gizleyin, gerçek suçluları bulacak bir araştırma içerisinde olmayın. Dikkat edilirse bu tür davalarda işçiye, teknisyene, makiniste, makasçıya, velhasıl alt düzeydeki garibanlara ceza veriliyor ama idarecilerden, siyasilerden tek bir kişi ceza almıyor tıpkı FETÖ'cülerde olduğu gibi, onun siyasi ayağını bir türlü bulamadığımız gibi, araştırmaya cesaret edemediğimiz gibi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bu idarecilerin, bu siyasilerin göz göre göre gelen bu kazalarda hiç mi sorumluluğu yok? Böyle hukuk, böyle düzen, böyle adalet olur mu? Tartışmalı bir referandumla ülkemize dayatılan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi kuvvetler birliğine evirilmiş ucube bir sistemdir.

 

Cumhurbaşkanı, yürütmenin mutlak hâkimi durumunda; bakanları atıyor, görevden alıyor, yürütme doğrudan emrinde. Aynı Cumhurbaşkanı iktidar partisinin Genel Başkanı sıfatıyla milletvekili listesini kendisi yapıyor. Böylece yasamayı da kontrol ediyor, tıpkı fabrika bacalarının filtrelerini uzatan kanunun Meclise gelip tekrar buradan çıkması gibi.


Cumhurbaşkanı, yüksek yargıdaki yetkilerinin yanı sıra, en yüksek mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin de 13 üyesinden 7'sini doğrudan atıyor, 6'sını, kontrolündeki Parlamentodan seçilenler arasından atıyor. Cumhurbaşkanı, kendisini yasama organı yerine koyup kararnameler çıkarıyor, öyle ki kararnamelerin sayısı aynı dönemde çıkarılan kanunlardan daha fazla. Cumhurbaşkanı, bir kararnameyle yaklaşık iki dönümlük yer için imar planı değişikliğini onaylıyor. Evet, kulaklarınıza inanabilirsiniz, 14 Kasım 2018 tarihli ve 30595 sayılı Resmî Gazete'ye bakabilirsiniz.

 

Böyle saçma, anlamsız, dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde yaşanmış bir olay yoktur. Düşünebiliyor musunuz, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yaklaşık 1.900 metrekarelik bir alandaki, bir parseldeki imar değişikliği Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapılabiliyor.

 

Bu ucube sistemin en olumsuz sonuçlarından biri de demokrasilerin temeli olan bütçe hakkının etkisizleştirilmesidir. Demokrasilerde kamu gelirleri ve giderleri tek elden yürütülür ve denetime tabidir. Bugün Türkiye Varlık Fonu adı altında bütçe ve dolayısıyla denetim dışına çıkarılan paralel bir bütçe ile de karşı karşıyayız. En son buna Vakıflar Bankası da katıldı, o fonun başında da Cumhurbaşkanımız, yardımcısı olarak da hazine ve maliyeden sorumlu Bakanımız var. Bu bütçeyi Meclis denetleyemiyor, Sayıştay denetleyemiyor, hesap verilmiyor. "Ben yaptım oldu, ben harcadım oldu." mantığıyla bütün milletin hakkı keyfî bir şekilde yönetiliyor.

 

Bu ucube sistemin en vahim sonuçlarından biri insanların adalete olan güven duygusunun yerle bir olmasıdır. Hazreti Ömer'in dediği gibi "Adalet mülkün temelidir." Hazreti Ali'nin dediği gibi "Devletin dini adalettir.". Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de "Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder." diye buyuruyor. Liyakat olmayan, adalet olmayan, mazlumların hakkı verilmeyen yönetimin ayakta kalması mümkün değildir. Bu ucube sistemin de Türkiye'yi daha fazla taşıması mümkün değildir.

 

Bu ucube sistemden kurtuluşun çaresi iyileştirilmiş parlamenter sistemdir.

 

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener'in dediği gibi, iyileştirilmiş parlamenter sistem hakkın ve adaletin tarifidir. Çalışan, üreten, geleceğe ve ülkesine güvenen gençliğin parolasıdır. Birbirine saygı duyan insanlarımızın, konuşan Türkiye'nin anahtarıdır. İyileştirilmiş parlamenter sistem demokratik cumhuriyetin, ekonomik kurtuluşun reçetesidir. Bu reçete, milletin olanı millete geri vermek içindir, millet iradesinin yeniden iktidar olmasıdır.

 

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken 2020 yılı Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesinin ve bütçenin tümünün ülkemize ve milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum

Haberin etiketleri:

İYİ Parti, koray aydın


Haber okunma sayısı: 185

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

cumhurbaskani-erdogandan-hirosima-mesaji

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Hiroşima mesajı

06 Ağustos 2020 Perşembe 18:36
muhalefetten-art-arda-sert-aciklamalar

Muhalefetten art arda sert açıklamalar

06 Ağustos 2020 Perşembe 18:23
vatanimizi-kimseyle-paylasmamakta-kararliyiz

Vatanımızı kimseyle paylaşmamakta kararlıyız

06 Ağustos 2020 Perşembe 18:08
enginyurtun-bahceliyi-cok-kizdiran-tweeti

Enginyurt'un Bahçeli'yi çok kızdıran tweeti

06 Ağustos 2020 Perşembe 11:04
mhpden-ihrac-edilince-gunah-cikardi

MHP'den ihraç edilince günah çıkardı

06 Ağustos 2020 Perşembe 10:51

ÜLKE GÜNDEMİ

Kurban atıklarıyla kanalları tıkadılar

Kurban atıklarının ve çöplerin dere yatakları, atık su (kanalizasyon) ve yağmur suyu hatlarını tıkadığı

Bu testi çözmeden meslek seçmeyin!

Üsküdar Üniversitesi tarafından 2015 yılından bu yana meslek konusunda kararsızlık yaşayan adaylar için

ÇYDD'den milletvekillerine açık mektup

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Meclis'teki milletvekillerine İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili bir çağrı

Sağlık turizmine bakın kimle başlamışlar

Sağlık turizminde 2023 hedefini 1,5 milyon sağlık turisti ve 10 milyar dolar sağlık turizmi geliri olarak

Karaman'da Corona dondurmayı vurdu

Karaman Valiliği, Karaman İl Hıfzıssıhha Kurulu'nun coronavirüs tedbirleri kapsamında yaptığı toplantıda

Enginyurt'un Bahçeli'yi çok kızdıran tweeti

MHP'den atılan Cemal Enginyurt, terörist başı Apo'nun mektubunun, İstanbul seçimlerinden iki gün önce AKP

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL