25 Ocak 2020 Cumartesi

Ankara’nın her yeri dehliz

ankaranin-her-yeri-dehliz-

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi. Bölgesel gelişmeler ve Türkiye’deki gündemlere ilişkin açıklamalarda bulunan Temelli şöyle konuştu: Katliamların sorumluları yargılanana kadar mücadelemizi yürüteceğiz Ocak ayı içinde yine hüzünlü tarihlerimiz var. Öncelikle Metin Göktepe’yi anmak istiyorum. 8 Ocak 1996'da, dönemin emniyeti duvardan düşerek öldüğünü açıkladı. Metin'in şahsında katledilen tüm gazetecileri anmak istiyorum ve bugün cezaevinde bulunan özgür basın çalışanlarını anmak istiyorum Ve yine Paris’te katledilen 3 Kürt kadın siyasetçiyi anmak istiyorum. Sakine Cansız’ı, Fidan Doğan’ı ve Leyla Şaylemez’i… Fransa yargısı yargılama yapmadı, suçlular hala aramızda. Yine 3 kadını; 3 Kürt kadını anmak istiyorum. 4 Ocak 2016’da Silopi’de katledilen Seve Demir’i, Pakize Nayır’ı, Fatma Uyar’ı anmak istiyorum. Bu katliamların sorumluları yargılanana kadar mücadelemizi yürüteceğiz. Ankara’nın her yeri dehliz Bakın Cumhurbaşkanı Erdoğan ne diyor 2012 yılında, o zamanın başbakanı: “Ne Uludere ne de Hrant Dink davası Ankara’nın derin dehlizlerinde kaybolmaz.” 2012’de bunu söylüyor. Bugün Ankara’ya baktığınızda dehlizden geçilmiyor. Ankara’nın her yeri dehliz olmuş. Hrant Dink katledileli tam 13 yıl olmuş. 19 ocak'ta Hrant'ı anacağız. Hrant’ı saygı ile anıyorum. Meclis’ten kaçıyorlar, HDP’den kaçıyorlar Meclis neden kapalı? 2 Ocak'ta Meclis'i açmışlar, tezkere geçirmişler, sonra kapatmışlar. Bugün Meclis'i açacaklar, eminim yarın yine kapatacaklar, yine tatile. Neden meclis kapalı? Meclis'ten kaçıyorlar, siyasetten kaçıyorlar, HDP'den kaçıyorlar. Fizan'a kadar kaçsanız peşinizdeyiz. Saha, masa işine kendinizi kaptırmayın sonra bu ülkeyi de masada bulabilirsiniz Dış politika bildikleri yok, politika bildikleri yok. Ateşkes için masaya oturdular, Hafter döndü gitti; Hafter bir anda terörist oldu. Dış politikaları Suriye’de, tüm dünyada olduğu gibi aynı klişeye dayalı. Nedir o klişe? 'Sahada olmayan masada olmaz'. Sahada nasıl oluyorlar? Askeri güçleriyle. Yani bütün savaş politikalarıyla Orta Doğu sahasında olmak istiyorlar. Neden çünkü Kürt düşmanıdırlar. Kürtlerin kazanımlarına karşı bir siyasetleri olduğu için nasıl içeride bir çöktürme politikasına dayalı bir siyasetleri varsa sınır dışında da, kaldı ki ülkelerin toprak bütünlüğüne çok saygılıdır bunlar, Suriye’de, Irak’ta da, şimdi Libya’da aynı şekilde sahada olma peşindeler. Buradan uyarıyorum; bu saha, masa işine çok kendinizi kaptırmayın. Sonra bu ülkeyi de masada bulabilirsiniz. Bütün meseleleri Kürt düşmanlığı ve İhvan çizgisini büyütmek Evet, 'uluslararası politika' deyince bunların iki meseleleri var. Bir; Kürt annesini görmesin. Kürtlerin bütün kazanımlarına karşı bir dış politika daha doğrusu bir politikasızlık var ediyorlar. 'İç politikaya uygun nasıl bir dış politika geliştiririz' diye bir mantıkla hareket ediyorlar. Suriye'de bunu tüm çıplaklığı ile yaşadık. İkincisi ise İhvan çizgisi. Aynı şekilde hem Suriye'de hem de Libya’da, daha önce Mısır'da İhvancı çizgiyi büyütmek için bir strateji geliştirdiler. Suriye Milli Ordularıyla, ÖSO'larıyla bu İhvancı çizgileriyle hareket etmeye devam ediyorlar. Libya’da mesele Türkiye ile ilgili değil Erdoğan'ın şahsıyla ilgili Libya’da mesele Türkiye ile ilgili değil Erdoğan'ın şahsıyla ilgili. Bütün ülkeleri tek tek sayıyorlar Türkiye’ye gelince “Erdoğan” diyorlar. O denli şahsileşmiş bir mesele ile karşı karşıyayız. Buradan bir dış politika çıkmaz. Otoriter rejimler bekalarını yaşatmak uğruna Orta Doğu’da barbarlığı sürdürüyorlar Bugün Orta Doğu’ya baktığımızda gördüğümüz şey otoriter rejimlerin barbarlığıdır. Tüm otoriter rejimlerin örtülü ittifakı ile karşı karşı karşıyayız. Bakmayın birbirleriyle savaştıklarına. Aslında vekalet savaşları ya da bu zamanın 3’üncü Dünya Savaşı diyeceğimiz dünya savaşını Orta Doğu’da bu otoriter rejimler kendi bekalarını sürdürmek uğruna sürdürüyorlar. İran Ukrayna uçağını düşürdü, yanlışlık dediler: Bu yanlışlıkları çok iyi biliyoruz İşte son örneği Kasım Süleymani’nin öldürülmesidir. İran için çok önemli bir kişi ve figür. Katledildi. İran ertesi gün ABD üslerini roketle vurdu. Tam o sırada bir Ukrayna uçağı düştü. Tam 176 masum insan öldü, katledildi. Açıklama şu: Yanlışlıkla oldu. Biz biliyoruz bu yanlışlıkları; Suriye’den, Yemen’den, Afganistan’dan biliyoruz. Bu yanlışlıkların nasıl olduğunu çok iyi biliyoruz. Özellikle Suriye’de bu yanlışlıkların başını bu iktidar çekiyor. Aynı şey İran için de Suriye için de Türkiye için de Rusya ve ABD için de geçerli. Libya için masa kuruyorlar masada Libya yok Bakın diyor ki; "Bir masa kuruyoruz şimdi Berlin'de". Ülkeleri sayıyor sayıyor, Libya yok. Libya için masa kuruyorlar, masada Libya yok. Daha önce Suriye için masa kurmuşlardı, Suriye yoktu. Tam bir yanlışlıklar karmaşası. Yanlışlıklar bitmiyor, bitmeyince zulümden şiddetten başka bir şey kalmıyor. İdlib’de müsebbibi oldukları dram için şimdi yardım kampanyaları düzenliyorlar İdlib’ten bahsediyorlar. İdlib nasıl oluştu? Geride bıraktığımız 10 yıla baktığımızda İdlib bütün çıplaklığı ile ortada. Şimdi sınırımıza gelmiş insanlar var. 600 bin insan var o kamplarda. İnanılmaz bir insanlık dramı var. Vicdan dayanmaz, o 600 bin insanın 400 bini kadın ve çocuklardan oluşuyor. Şimdi kalkmışlar İdlib’e yardım kampanyaları düzenliyorlar. Bütün bu zulmün, yaşananların müsebbibi sizsiniz. İşte bugün yaşanan tablo budur. Bütün bu tablonun arkasında o ittihatçı kafa var, o Kürt düşmanlığı var. IŞİD ile ortaklık yapılmasaydı, bugün Orta Doğu’da demokratik çözüm mümkün olabilirdi Suriye’de bu denli müdahale etmeselerdi, Suriye siyasetine yaklaşımları bu eksende olmasaydı bugün Suriye’de siyaset başka bir eksende olabilecekti. Siyasi çözüm mümkün olabilecek, siyasi çözümün önü açılabilecekti. Evet IŞİD ile mücadele edilebilseydi, IŞİD ile ortaklık yapılmasaydı, ondan fayda elde etmeye kalkmasalardı, Kobanê’de direnenlere destek verselerdi bugün Orta Doğu’da bir demokratik çözüm mümkün olabilirdi. İdlib gibi bir vahşeti yaşamazdık, oradan çıkmak zorunda kalan insanların dramı yaşanmazdı. Afrin’den zeytin, Girê Spî’den buğday çaldılar; zihniyetleri talan ve işgaldir Ne yaptılar Afrin’e girdiler zeytin çaldılar, Girê Spî’ye girdiler buğday çaldılar. İşte bunların zihniyeti budur; işgal etmek, ele geçirmek, çalmak çırpmak, talan etmek, tam bir çete hukuku. Zihniyetleri bu. Diyorlar ki terör koridorunu temizliyoruz. Bütün koridoru terörize ettiniz. Afrin’de, Girê Spî de; bölgede her tarafı terörize ettiler. Çözüm militarist zihniyetten kurtulmak, diplomasiyi öncelemektedir Çözüm Kürt meselesinin çözümündedir. Çözüm siyasi ve demokratik çözümdedir. Bunu yapmanın yolu militarist zihniyetten kurtulmaktır, diplomasiyi öncelemektir. Uluslararası kamuoyu ve kuruluşların bu konuya müdahale zamanı gelmiştir. Orta Doğu’daki bu köhnemiş zihniyetle bir çözüm mümkün değildir. Aksi halde bu savaş büyür yayılır her yeri kaplamaya devam eder. OHAL’i, tecridi olağanlaştıran bu hukuk anlayışı Türkiye’yi çürütmektedir Bugün Türkiye’nin diplomasisi olmayan dış siyasetini biçimlendiren şey aslında iç siyaset. İçeride iktidarda kalabilmenin yolu böyle bir savaş siyasetine dayanıyor. Çünkü içerideki rejimleri bir hukuksuzluk rejimidir. Meşru hukuku askıya alan, gayrı meşru bir hukuk sistemiyle ayakta kalmaya çalışan bir iktidardan bahsediyorum, yani tecritten bahsediyorum. Bir istisnai durumu, OHAL durumunu yaygınlaştıran, tecridi olağanlaştıran bir iktidardan bahsediyorum, bu hukuk anlayışı Türkiye’yi çürütmektedir. Tuncel ve Kışanak, olmayan hukuka karşı adalet mücadelesi veriyor Ciddi bir yargı sorunu ile karşı karşıyayız. Bu tecrit hukukundan kurtulmadan bu yargı felaketi devam edecektir. Yargı reformu yapıyorlar, yargı reformundan yararlanan yegane insanlar yeşil pasaport alan avukatlar. Hala yargı reformu yapacağız diyorlar. Dün Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak’ın duruşmaları vardı. O olmayan yargı reformuna karşı, o olmayan hukuka karşı orada bir direniş vardı, bir adalet mücadelesi vardı. Buradan Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak’a sevgilerimi gönderiyorum. Yargı reformuyla çocuk istismarına af getirme peşindeler Bakın yargı reformunda neyin üzerine çalışıyorlar? Çocuk istismarına af peşindeler. Çocuk evliliklerini meşrulaştırmak peşindeler. Yargı reformu dediğiniz şeyde atacağınız ilk adım, bunun sözünü tüm halkımıza veriyoruz. TMK’yi kaldırmak olmalıdır, bunu da mutlaka kaldıracağız. Artık kendi çıkardıkları yasaları bile tanımıyorlar. Bunun adı kayyım rejimidir. Bir kayyım zihniyetidir. Evet bizim belediyelerimize kayyım atıyorlar ama yargıya da atıyorlar, her yere atıyorlar. Demokrasinin kırıntısına bile tahammülleri yok Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dedikleri şey kayyım rejiminden başka bir şey değildir. Bakın Hakkari’de eylem ve etkinlikler yasaklanmış, uzatılmış yasak. Her yerde eylem ve etkinlik yasağı getiriyorlar çünkü bu bir kayyım rejimidir. Belediye eşbaşkanlarını görevden alıyorlar, belediye meclislerini de işlevsiz hale getiriyorlar. Neden çünkü demokrasinin kırıntısına bile tahammülleri yok. Eğer kayyımlara her yerde karşı çıkmıyorsan siyaseten senin o cüzde adın artık yoktur Bunu değiştirecek olan bu ülkenin muhalefeti, demokratları olmalıdır. Kayyıma karşı çıkmak lazım. İlk günden söyledik, bu kayyım rejimi, bu OHAL aklı dedik. Darbe mekaniğinin yansımasından başka bir şey değil, buna karşı çıkmazsanız her yere sirayet eder, o yüzden siyaset özgürce bu kayyım rejiminin, bu iktidarın karşısına dikilmeli dedik. Kayyım her yere yayılıyor biraz önce kurumları saydım. Urla’ya da kayyım atandı. Siyaset, bugün içine sürüklendiği yerden dedi ki, "Urla’ya kayyım yakışmıyor". Böyle muhalefet olamaz. Kayyım hiçbir yere yakışmaz. Dolayısıyla kayyıma karşı çıkıyorsan Van’da da, Amed’de de, Mardin’de de karşı çıkacaksın. Eğer çıkmıyorsan siyaseten o cüzde senin adın artık yoktur. KHK’lerle 135 bin insanın geleceğe dair bütün hakları gasp edildi Bu ülkede şiddet, kayyım rejimi, OHAL hukuku yaygın. Bunun en büyük mağdurları da KHK ile ihraç edilenler. Emekleri, aşları ellerinden alınmış insanlar. 135 bin insandan bahsediyorum. Bunlara yönelik zulüm bitmiyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra iktidarın başlattığı cadı avından bahsediyorum. Bu 135 bin insanın geleceğe dair bütün hakları gasp ediliyor. Banka hesabı açamıyorlar. Engelli çocuğuna yönelik aylık kesiliyor. Bu nasıl bir düşmanlık, bu nasıl acımasızlık! Çünkü gözleri iktidarda kalmak uğruna hiçbir şeyi görmüyor. Gözlerini karartmışlar. Bugün OHAL kararnamesi ile ihraç edilmiş 135 bin kişiye yönelik yaptırımların hepsi hukuk dışıdır, yasa dışıdır. İçişleri Bakanı olan zat 38 kez Anayasayı ihlal etti! Anayasa’nın en temel maddelerini bile ihlal ediyorlar. Anayasa ihlalinde sınır tanımıyorlar Bugün İçişleri Bakanı olan zat 38 kez Anayasayı ihlal etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı görmüyor, duymuyor. Buradan çağrı yapıyoruz: Senin birinci görevindir anayasal düzeni ihlal edenlere karşı harekete geçmek. Benim söylememe gerek yok sen re’sen harekete geçmelisin. 38 kez ihlal etti ve hiçbir adım atılmıyor. Bu nefret, bu saldırılar bu şiddet devam ediyor. Çünkü ancak şiddetle o korunaklı iktidar alanlarında tutunabiliyorlar. Gülistan Doku 10 gündür kayıp, daha dün polis lütfetti de arama çalışmalarına katıldı Kadına yönelik şiddet hiç hız kesmiyor. Cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren politikaların müsebbibi bu iktidardır. 17 yıldır iktidardalar. 2003 yılında yani iktidara geldikleri yıl kadın cinayeti sayısı 83’müş. Şimdi 2019 yılında bu rakam 474’e çıkmış, dehşet verici bir artış. İnsanın aklı almıyor. Her geçen gün kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri artıyor. Dersim’de bir sürü vaka ile karşılaştık. En son Gülistan Doku; 10 gündür kayıp, bulunamıyor. Bir şiddet mağduru ve bunu herkes söylüyor. Ama daha dün polisler arama çalışmalarına lütfedip katıldılar. Adalet Bakanlığı’nın genelgesi kadına yönelik şiddeti saklamaya çalışıyor Kadına yönelik şiddet devam ediyor. O sırada Adalet Bakanlığı bir genelge yayımlamış. Genelgeyi niye yayınladı diye merak ettik. 5’inci maddesinde espri saklı. Diyor ki, basın bu davaların artık üzerine gitmesin. Yani kadına yönelik şiddeti, cinayetleri toplumdan saklamaya çalışıyorlar. İçişleri Bakanı eksik durur mu? O da bir genelge yayımladı. Biliyorsunuz çıkıp konuşuyor, atıp tutuyor. 'Yeni' dedi ama yeni hiçbir şey yok genelgesinde. Kalktı, bunu bir de insanlara anlattı. Onun üzerine 1-2 gün sonra Berfin'in yüzüne kezzap atan kişiye 13 yıl ceza verilmesi üzerine önce Aile Bakanı sonra AKP Başkanı konuştu. Yasa tanımaz, hukuk normlarının dışında bir konuşma. Hiçbir faşist iktidarın kadın-erkek eşitliğine inandığını görmedim İşin o kısmı bir tarafa. Fakat konuşmasının tam metninde baktığınızda araya şunu sıkıştırmış: "Batıda daha çok kadın öldürülüyor". Buradaki batı Edirne’nin batısı. Sonra devam ediyor; daha çok çocuk yapın. Bunu da batıya söylüyor; o da Osmaniye’nin batısı. Bu batı meselesi üzerinden içindeki kadın düşmanlığını, kadına yaklaşımını ve ırkçı yaklaşımını bir kez daha ifşa etmiş oluyor. Çünkü kendisi, "Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum" demişti. Evet inanmıyor. Bunda samimi. Ben zaten dünya tarihinde hiçbir faşist iktidarın kadın erkek eşitliğine inandığını görmedim. Sanata da şiddet uygulanıyor Şiddet bitmiyor, sanatta şiddet devam. Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek açlık grevinin 210. gününde. Ne istiyor Grup Yorum üyesi İbrahim? Konser vermek istiyor. Konser yasağı var. Sanata yaklaşım bu. Neden? Çünkü Grup Yorum protest müzik yapıyor. Bir an önce konser yasağının kalkmasını istiyoruz. İki satır cümle kurmaktan aciz akıl Demirtaş'a, Kadir İnanır'a saldırdı Şiddet gelişiyor, Sevgili Kadir İnanır’a yönelik şiddet geliştiriyor. Neden çünkü Sevgili Selahattin Demirtaş’ın kitabı tiyatroya uyarlandı ve sahnelendi. Buna tahammül edemeyen, iki satır kompozisyon ödevi yazmaktan aciz, iki satır cümle kuracak olsa promptera muhtaç zihniyet; kalkıp Selahattin Demirtaş'a sonra Kadir İnanır’a da saldırdı. Onun arkasına da Kobanê’yi sıkıştırdı. Selahattin Demirtaş bir kitap daha yazdı; arkadaşlarımız yazdıkları kitaplarla direniyor Oradan aklınca aba altından sopa gösteriyor. Kobanê meselesi tam da bizim meselemiz. Aydınlatılması gereken bir mesele. Kobanê sürecinde katledilen o insanların hesabını biz soruyoruz. Belgeleri ortada, Meclis'te araştırma önergelerimiz bellidir. Her seferinde o önergelerini AKP-MHP oylarıyla reddettiniz. Açsaydınız o zaman, araştırılsaydı gerçekler ortaya çıksaydı. Kobanê düştü düşecek diyerek her türlü provokasyonu yaptınız, insanları katlettiniz, şimdi de kalkmışsınız bunun üzerinden bize saldırmaya devam ediyorlar. Ama sana kötü bir haberim var. Biliyor musun Selahattin Demirtaş bir kitap daha yazdı. Arkadaşlarımız kitap yazıyorlar. Yazdıkları kitaplarla direniyorlar arkadaşlarımız. Bir onur kütüphanesi kuruyorlar. Bu da size dert olsun. Özgür basına inanılmaz cezalar isteniyor Basına da şiddet devam ediyor. Özgür Gündem'in davası görülüyor Sevgili Necmiye Alpay’a ve Eren Keskin’e akıl almaz cezalar isteniyor. Ancak böyle bütün özgürlük alanlarına saldırarak demokratik siyaset alanlarına saldırarak, basına saldırarak, ayakta durmaya çalışıyorlar. Allah rızkını verir de bir de o rızkı çalmasalar Şiddetin bir boyutu da ekonomide. İşsizlik rakamları bütün müdahalelere rağmen yükselmeye devam ediyor. En son işsizlik rakamları 13.4 tarım dışı 15.7, genç işsizlik 20.1, evlenecek olanlar 25.3. Yoksullaşma, işsizlik devam ediyor. Her 3 üniversite mezunundan biri işsiz. Üniversite mezunlarının bugün en büyük derdi kredi yurtlar kurumundan aldıkları kredileri nasıl ödeyecekleri. İşleri yok güçleri yok, işe girseler bile o borçları ödeyecek gelirleri yokken gençlere evlenin diyor. Diyanet de hemen peşinden “Gençler evlensin, 2-3 çocuk yapsın” diyor. Diyor ki Allah rızkını verir. Allah rızkını verir de çalmazsalar verir. Sen bir de kalk bu çalanlara laf et ey Diyanet. Bir de hırsızlara laf et. Allah rızkını tabi ki verir ama rızk hırsızlardan evin içine giremiyor ki. Üniversite mezunları işsiz, yoksulluk inanılmaz yaygınlaştı. "Evlenin" diyor; gittiğiniz gün ülkeyi düğün yerine çevireceğiz Türkiye’de asgari ücret 2324 TL oldu. Türkiye’de açlık sınırı şimdi 2163 lira, iki aya kalmaz asgari ücreti yakalar. 3 ay sonra da geçer. Yoksulluk sınırı 7 bin 45 lira. Hiç yüzleri kızarmadan asgari ücretlilere diyorlar ki size 75 lira jest yapacağız diyorlar. Jest! Bu ne ya. Jest yapmak ne demek? İşçinin, emekçinin hakkını çalmışsın, çırpmışsın, gasp etmişsin 75 lira yani günde 2.5 liralık yani günde bir ekmeklik jest yapıyorsun. Bravo. Diyor ki 'evlenin'. Memleketi cenaze evine çevirmişsiniz buradan düğün çıkar mı? Ama sizin gittiğiniz gün, sizi süpürdüğümüz gün bu ülkeyi düğün yerine çevireceğiz. Yoksulluk ekonomisini sürdürmek için hakları gasp ediyorlar Ortalama ücret 3 bin lira, asgari ücret 2324 lira. Ortalama emekli maaşı 2.500 lira. En düşük emekli maaşı 1250 lira. Hala bu ülkenin yüzde 8’i yeşil kartlı. Hala bu ülkenin yüzde 18’i sosyal güvenlik hakkından yoksun. Kara delik büyük, kara deliği örteceğiz diye bu SGK yasasını çıkardılar. Kara delik, kara çukur oldu. Sosyal yardım ile yaşamak zorunda kalan aileler toplam ailelerin üçte 1’i ve bu sosyal yardımların ortalama asgari ücretin yarısı. İşte sefalet tablosu işte yoksulluk tablosu. İşte hakların nasıl gasp edildiğinin tablosu. Ne için gasp ediyorlar hakları çünkü yoksulluk ekonomisi lazım. Bir rant ekonomisi, bir yolsuzluk ekonomisi var. Bundan beslenen bir Saray onun etrafında silah tüccarları ve beton müteahhitleri var. Saraysız yaşayamıyor Bir yasa düzenlemesi geliyor meclise. Yüksek binaları kaldıracaklarmış. Huylandım tabii. Bu bunların yapacağı bir şey değil. Meğerse arada bir örtülü kayyım hikayesi var. Yani belediyelerin imar planlarına ve imar hukukuna müdahale var. Araya başka bir şey daha sıkıştırmış Ahlat Sarayı. Anayasa Mahkemesi iptal etti. Bunlar yine torbanın içine koydu. Biliyorsunuz bunlar torbacı, torbaya Ahlat Sarayı’nı koymuş. Saraysız yapamıyor. İstanbuI’a gidiyor Dolmabahçe, Moskova’ya gidiyor Kremlin, Amerika’ya gidiyor Beyaz Saray, İngiltere’de Buckhingam, saraysız yaşayamıyor. Saraylı çünkü. Bütün bilim insanları Kanal İstanbul’a itiraz ediyor Hep diyor ki biz yapıyoruz, yaptık. Kamu projelerinde nasıl yaptığın önemlidir tabii ki yapılır bu kadar kaynağı kime verseniz yapar ama nasıl yaptığın önemlidir. Bu kaynakları çarçur ederek toplumun ihtiyaçlarını karşılayarak değil toplumu yoksullaştırarak yaptığınız şeylerin maliyetlerine hem bugün yaşayanlar hem de doğmamış bebekler katlanıyor, katlanacaklar. Bir başka proje Kanal İstanbul. Ekolojik yıkımın farkında değil, diplomasi bilmedikleri gibi ekolojiyi de bilmiyorlar. Bildikleri tek şey inşaat, dolayısıyla sanki bilgisayar oyunuymuş gibi oturmuşlar çizmişler orada bir kanal. Bunu öyle bir anlatıyor ki (onların isimlerini sakladığı 200 bilim insanı dışında kalan) bütün bilim insanları itiraz ediyorlar. Saklıyorlar ama gündemlerinde Kanal Çanakkale de var Marmara ölür, ölmez. Karadeniz ölür, ölmez. Risk artar, artmaz ama o kadar uyanıklar ki bu arada Montrö meselesini de halletmek için Saros Körfezi ile Gelibolu yarımadası üzerinden de bir kanal çalışması başlatmışlar. Bunu saklıyorlar hani bir Çanakkale Köprüsü yapıyorlar ya bir de Kanal Çanakkale gündemlerinde var. Neden çünkü biliyorlar ki Kanal İstanbul açılırsa Montrö kadük kalır. Önlem alıyorlar, hepsi uyanık ama esas mesele ekolojik yıkımdır. Bu sadece bölgesel anlamda da sınırlı kalmayacak. Küresel iklim krizine zaten en büyük katkıyı yapan ülkelerden biri Türkiye'dir. Küresel iklim krizine çok büyük katkı yapacaktır. Onların hesaplarına göre gemi şirketleri 100 bin dolar verip kanaldan geçecek Fakat bu arada Ulaştırma Bakanı var. Ben yeni tanıdım bu arkadaşı. Ulaştırma Bakanı diyor ki -bakın zihniyetin ifşa edilmesidir bu- oadan geçecek gemilerle yılda 5 milyar dolar hasılat elde edeceğiz, hemen bakmışlar gemi başına 100 bin dolar gerekiyor. Şimdi nasıl acayip gemi şirketleri var ki Ulaştırma Bakanın rakamlarını tutturmak için gemi başına 100 bin dolar verip oradan geçecekler. Bir kere bu gemi şirketleri nerede merak ediyorum? İki; bugünkü ortalamanın iki katına çıkmalısınız. Bu kanaldan geçiş trafiği bedava olan İstanbul Boğazını tercih etmek yerine bu kanala kayacak ve 5 milyar dolarlık ciroya ulaşacaklar. Bu mümkün mü değil. Buna kendileri inanıyor mu hayır, peki bu ısrar niye? Çünkü bu devran dönsün diye ekonomideki dinamizm devam etsin diye bu projelere sarılmaya devam ediyorlar. Tarihin onlara ayırdığı dönemin sonuna geldik: Bunlar gitti gidiyor Öncelikler önemli, halkın toplumun kaynaklarının nasıl kullanıldığı önemli. bütün bunlara son vermek elimizde bu düzene katlanmak zorunda değiliz. Bütün toplumsal muhalefete emekçilere kadınlara sesleniyorum, bu düzene son verebiliriz. Unutmayın zulüm ile abad olanın sonu berbad olur. Bunlar gitti gidiyor. Tarihin onlara ayırdığı dönemin sonuna geldik. Bunu biz başardık siz başardınız HDP başardı.şimdi yeni bir yaşamı yeni bir cumhuriyeti inşa etme zamanı. Türkiye halklarını, işçileri, yoksulları, iradesi gasp edilenleri, Alevileri, kadınları bu istibdat rejiminden kurtulmaya çağırıyoruz. Bugün Türkiye halklarının ihtiyacı, gayesi demokrasi, hedefi barış olan bir ittifaktır Hem İttihatçı anlayıştan hem 90’ların karanlık yapılarından hem de Saray rejiminden kurtulmak için herkesi ortak demokratik ittifaka bir kez daha çağırıyoruz. Gayesi demokrasi, hedefi barış olan bir ittifak bugün Türkiye halklarının ihtiyacıdır. Gerçek siyaset, hakikat budur. Toplumsal mutabakat için tüm kesimlerle, nasıl bir Türkiye nasıl bir sistemi konuşma zamanıdır, geç kalmamalıyız. Eşit yurttaşlık temelinde demokratik bir anayasa için buluşmalıyız. Anayasal bir hukuk devleti için yan yana gelmeliyiz. Sivil, sosyal ve siyasal hakların eşitlikçi bir düzende hayata geçmesi için çabalamalıyız. Siyasal toplumsal ve iktisadi barışı var etmeliyiz yerel demokrasi ile güçlendirilmiş parlamenter sistemi var etmeliyiz. Bu sebeple Demokratik Cumhuriyet diyoruz, HDP diyoruz ve yeni yaşam yeni iktidar için erken seçim diyoruz.
14 Ocak 2020 Salı 15:12

 HDP  Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi. Bölgesel gelişmeler ve Türkiye’deki gündemlere ilişkin açıklamalarda bulunan Temelli şöyle konuştu: 

 

Katliamların sorumluları yargılanana kadar mücadelemizi yürüteceğiz

 



Ocak ayı içinde yine hüzünlü tarihlerimiz var. Öncelikle Metin Göktepe’yi anmak istiyorum. 8 Ocak 1996'da, dönemin emniyeti duvardan düşerek öldüğünü açıkladı. Metin'in şahsında katledilen tüm gazetecileri anmak istiyorum ve bugün cezaevinde bulunan özgür basın çalışanlarını anmak istiyorum 

 

Ve yine Paris’te katledilen 3 Kürt kadın siyasetçiyi anmak istiyorum. Sakine Cansız’ı, Fidan Doğan’ı ve Leyla Şaylemez’i… Fransa yargısı yargılama yapmadı, suçlular hala aramızda. 

 

Yine 3 kadını; 3 Kürt kadını anmak istiyorum. 4 Ocak 2016’da Silopi’de katledilen Seve Demir’i, Pakize Nayır’ı, Fatma Uyar’ı anmak istiyorum. Bu katliamların sorumluları yargılanana kadar mücadelemizi yürüteceğiz. 

 

Ankara’nın her yeri dehliz 

 

Bakın Cumhurbaşkanı Erdoğan ne diyor 2012 yılında, o zamanın başbakanı: “Ne Uludere ne de Hrant Dink davası Ankara’nın derin dehlizlerinde kaybolmaz.” 2012’de bunu söylüyor. Bugün Ankara’ya baktığınızda dehlizden geçilmiyor. Ankara’nın her yeri dehliz olmuş. Hrant Dink katledileli tam 13 yıl olmuş. 19 ocak'ta Hrant'ı anacağız. Hrant’ı saygı ile anıyorum.

 

Meclis’ten kaçıyorlar, HDP’den kaçıyorlar

 

Meclis neden kapalı? 2 Ocak'ta Meclis'i açmışlar, tezkere geçirmişler, sonra kapatmışlar. Bugün Meclis'i açacaklar, eminim yarın yine kapatacaklar, yine tatile. Neden meclis kapalı? Meclis'ten kaçıyorlar, siyasetten kaçıyorlar, HDP'den kaçıyorlar. Fizan'a kadar kaçsanız peşinizdeyiz. 

 

Saha, masa işine kendinizi kaptırmayın sonra bu ülkeyi de masada bulabilirsiniz

 

Dış politika bildikleri yok, politika bildikleri yok. Ateşkes için masaya oturdular, Hafter döndü gitti; Hafter bir anda terörist oldu. Dış politikaları Suriye’de, tüm dünyada olduğu gibi aynı klişeye dayalı. Nedir o klişe? 'Sahada olmayan masada olmaz'. Sahada nasıl oluyorlar? Askeri güçleriyle. Yani bütün savaş politikalarıyla Orta Doğu sahasında olmak istiyorlar. Neden çünkü Kürt düşmanıdırlar. Kürtlerin kazanımlarına karşı bir siyasetleri olduğu için nasıl içeride bir çöktürme politikasına dayalı bir siyasetleri varsa sınır dışında da, kaldı ki ülkelerin toprak bütünlüğüne çok saygılıdır bunlar, Suriye’de, Irak’ta da, şimdi Libya’da aynı şekilde sahada olma peşindeler. Buradan uyarıyorum; bu saha, masa işine çok kendinizi kaptırmayın. Sonra bu ülkeyi de masada bulabilirsiniz. 

 

Bütün meseleleri Kürt düşmanlığı ve İhvan çizgisini büyütmek 

 

Evet, 'uluslararası politika' deyince bunların iki meseleleri var. Bir; Kürt annesini görmesin. Kürtlerin bütün kazanımlarına karşı bir dış politika daha doğrusu bir politikasızlık var ediyorlar. 'İç politikaya uygun nasıl bir dış politika geliştiririz' diye bir mantıkla hareket ediyorlar. Suriye'de bunu tüm çıplaklığı ile yaşadık. İkincisi ise İhvan çizgisi. Aynı şekilde hem Suriye'de hem de Libya’da, daha önce Mısır'da İhvancı çizgiyi büyütmek için bir strateji geliştirdiler. Suriye Milli Ordularıyla, ÖSO'larıyla bu İhvancı çizgileriyle hareket etmeye devam ediyorlar. 

 

Libya’da mesele Türkiye ile ilgili değil Erdoğan'ın şahsıyla ilgili

 

Libya’da mesele Türkiye ile ilgili değil Erdoğan'ın şahsıyla ilgili. Bütün ülkeleri tek tek sayıyorlar Türkiye’ye gelince “Erdoğan” diyorlar. O denli şahsileşmiş bir mesele ile karşı karşıyayız. Buradan bir dış politika çıkmaz. 

 

Otoriter rejimler bekalarını yaşatmak uğruna Orta Doğu’da barbarlığı sürdürüyorlar

 

Bugün Orta Doğu’ya baktığımızda gördüğümüz şey otoriter rejimlerin barbarlığıdır. Tüm otoriter rejimlerin örtülü ittifakı ile karşı karşı karşıyayız. Bakmayın birbirleriyle savaştıklarına. Aslında vekalet savaşları ya da bu zamanın 3’üncü Dünya Savaşı diyeceğimiz dünya savaşını Orta Doğu’da bu otoriter rejimler kendi bekalarını sürdürmek uğruna sürdürüyorlar.

 

İran Ukrayna uçağını düşürdü, yanlışlık dediler: Bu yanlışlıkları çok iyi biliyoruz

 

İşte son örneği Kasım Süleymani’nin öldürülmesidir. İran için çok önemli bir kişi ve figür. Katledildi. İran ertesi gün ABD üslerini roketle vurdu. Tam o sırada bir Ukrayna uçağı düştü. Tam 176 masum insan öldü, katledildi. Açıklama şu: Yanlışlıkla oldu. Biz biliyoruz bu yanlışlıkları; Suriye’den, Yemen’den, Afganistan’dan biliyoruz. Bu yanlışlıkların nasıl olduğunu çok iyi biliyoruz. Özellikle Suriye’de bu yanlışlıkların başını bu iktidar çekiyor. Aynı şey İran için de Suriye için de Türkiye için de Rusya ve ABD için de geçerli. 

 

Libya için masa kuruyorlar masada Libya yok

 

Bakın diyor ki; "Bir masa kuruyoruz şimdi Berlin'de". Ülkeleri sayıyor sayıyor, Libya yok. Libya için masa kuruyorlar, masada Libya yok. Daha önce Suriye için masa kurmuşlardı, Suriye yoktu. Tam bir yanlışlıklar karmaşası. Yanlışlıklar bitmiyor, bitmeyince zulümden şiddetten başka bir şey kalmıyor. 

 

İdlib’de müsebbibi oldukları dram için şimdi yardım kampanyaları düzenliyorlar

 

İdlib’ten bahsediyorlar. İdlib nasıl oluştu? Geride bıraktığımız 10 yıla baktığımızda İdlib bütün çıplaklığı ile ortada. Şimdi sınırımıza gelmiş insanlar var. 600 bin insan var o kamplarda. İnanılmaz bir insanlık dramı var. Vicdan dayanmaz, o 600 bin insanın 400 bini kadın ve çocuklardan oluşuyor. Şimdi kalkmışlar İdlib’e yardım kampanyaları düzenliyorlar. Bütün bu zulmün, yaşananların müsebbibi sizsiniz. İşte bugün yaşanan tablo budur. Bütün bu tablonun arkasında o ittihatçı kafa var, o Kürt düşmanlığı var. 

 

IŞİD ile ortaklık yapılmasaydı, bugün Orta Doğu’da demokratik çözüm mümkün olabilirdi

 

Suriye’de bu denli müdahale etmeselerdi, Suriye siyasetine yaklaşımları bu eksende olmasaydı bugün Suriye’de siyaset başka bir eksende olabilecekti. Siyasi çözüm mümkün olabilecek, siyasi çözümün önü açılabilecekti. Evet IŞİD ile mücadele edilebilseydi, IŞİD ile ortaklık yapılmasaydı, ondan fayda elde etmeye kalkmasalardı, Kobanê’de direnenlere destek verselerdi bugün Orta Doğu’da bir demokratik çözüm mümkün olabilirdi. İdlib gibi bir vahşeti yaşamazdık, oradan çıkmak zorunda kalan insanların dramı yaşanmazdı. 

 

Afrin’den zeytin, Girê Spî’den buğday çaldılar; zihniyetleri talan ve işgaldir

 

Ne yaptılar Afrin’e girdiler zeytin çaldılar, Girê Spî’ye girdiler buğday çaldılar. İşte bunların zihniyeti budur; işgal etmek, ele geçirmek, çalmak çırpmak, talan etmek, tam bir çete hukuku. Zihniyetleri bu. Diyorlar ki terör koridorunu temizliyoruz. Bütün koridoru terörize ettiniz. Afrin’de, Girê Spî de; bölgede her tarafı terörize ettiler. 

 

Çözüm militarist zihniyetten kurtulmak, diplomasiyi öncelemektedir

 

Çözüm Kürt meselesinin çözümündedir. Çözüm siyasi ve demokratik çözümdedir. Bunu yapmanın yolu militarist zihniyetten kurtulmaktır, diplomasiyi öncelemektir. Uluslararası kamuoyu ve kuruluşların bu konuya müdahale zamanı gelmiştir. Orta Doğu’daki bu köhnemiş zihniyetle bir çözüm mümkün değildir. Aksi halde bu savaş büyür yayılır her yeri kaplamaya devam eder. 

 

OHAL’i, tecridi olağanlaştıran bu hukuk anlayışı Türkiye’yi çürütmektedir

 

Bugün Türkiye’nin diplomasisi olmayan dış siyasetini biçimlendiren şey aslında iç siyaset. İçeride iktidarda kalabilmenin yolu böyle bir savaş siyasetine dayanıyor. Çünkü içerideki rejimleri bir hukuksuzluk rejimidir. Meşru hukuku askıya alan, gayrı meşru bir hukuk sistemiyle ayakta kalmaya çalışan bir iktidardan bahsediyorum, yani tecritten bahsediyorum. Bir istisnai durumu, OHAL durumunu yaygınlaştıran, tecridi olağanlaştıran bir iktidardan bahsediyorum, bu hukuk anlayışı Türkiye’yi çürütmektedir. 

 

Tuncel ve Kışanak, olmayan hukuka karşı adalet mücadelesi veriyor

 

Ciddi bir yargı sorunu ile karşı karşıyayız. Bu tecrit hukukundan kurtulmadan bu yargı felaketi devam edecektir. Yargı reformu yapıyorlar, yargı reformundan yararlanan yegane insanlar yeşil pasaport alan avukatlar. Hala yargı reformu yapacağız diyorlar. Dün Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak’ın duruşmaları vardı. O olmayan yargı reformuna karşı, o olmayan hukuka karşı orada bir direniş vardı, bir adalet mücadelesi vardı. Buradan Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak’a sevgilerimi gönderiyorum. 

 

Yargı reformuyla çocuk istismarına af getirme peşindeler 

 

Bakın yargı reformunda neyin üzerine çalışıyorlar? Çocuk istismarına af peşindeler. Çocuk evliliklerini meşrulaştırmak peşindeler. Yargı reformu dediğiniz şeyde atacağınız ilk adım, bunun sözünü tüm halkımıza veriyoruz. TMK’yi kaldırmak olmalıdır, bunu da mutlaka kaldıracağız. Artık kendi çıkardıkları yasaları bile tanımıyorlar. Bunun adı kayyım rejimidir. Bir kayyım zihniyetidir. Evet bizim belediyelerimize kayyım atıyorlar ama yargıya da atıyorlar, her yere atıyorlar. 

 

Demokrasinin kırıntısına bile tahammülleri yok

 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dedikleri şey kayyım rejiminden başka bir şey değildir. Bakın Hakkari’de eylem ve etkinlikler yasaklanmış, uzatılmış yasak. Her yerde eylem ve etkinlik yasağı getiriyorlar çünkü bu bir kayyım rejimidir. Belediye eşbaşkanlarını görevden alıyorlar, belediye meclislerini de işlevsiz hale getiriyorlar. Neden çünkü demokrasinin kırıntısına bile tahammülleri yok. 

 

Eğer kayyımlara her yerde karşı çıkmıyorsan siyaseten senin o cüzde adın artık yoktur

 

Bunu değiştirecek olan bu ülkenin muhalefeti, demokratları olmalıdır. Kayyıma karşı çıkmak lazım. İlk günden söyledik, bu kayyım rejimi, bu OHAL aklı dedik. Darbe mekaniğinin yansımasından başka bir şey değil, buna karşı çıkmazsanız her yere sirayet eder, o yüzden siyaset özgürce bu kayyım rejiminin, bu iktidarın karşısına dikilmeli dedik. Kayyım her yere yayılıyor biraz önce kurumları saydım. Urla’ya da kayyım atandı. Siyaset, bugün içine sürüklendiği yerden dedi ki, "Urla’ya kayyım yakışmıyor". Böyle muhalefet olamaz. Kayyım hiçbir yere yakışmaz. Dolayısıyla kayyıma karşı çıkıyorsan Van’da da, Amed’de de, Mardin’de de karşı çıkacaksın. Eğer çıkmıyorsan siyaseten o cüzde senin adın artık yoktur. 

 

KHK’lerle 135 bin insanın geleceğe dair bütün hakları gasp edildi

 

Bu ülkede şiddet, kayyım rejimi, OHAL hukuku yaygın. Bunun en büyük mağdurları da KHK ile ihraç edilenler. Emekleri, aşları ellerinden alınmış insanlar. 135 bin insandan bahsediyorum. Bunlara yönelik zulüm bitmiyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra iktidarın başlattığı cadı avından bahsediyorum. Bu 135 bin insanın geleceğe dair bütün hakları gasp ediliyor. Banka hesabı açamıyorlar. Engelli çocuğuna yönelik aylık kesiliyor. Bu nasıl bir düşmanlık, bu nasıl acımasızlık! Çünkü gözleri iktidarda kalmak uğruna hiçbir şeyi görmüyor. Gözlerini karartmışlar. Bugün OHAL kararnamesi ile ihraç edilmiş 135 bin kişiye yönelik yaptırımların hepsi hukuk dışıdır, yasa dışıdır. 

 

İçişleri Bakanı olan zat 38 kez Anayasayı ihlal etti!

 

Anayasa’nın en temel maddelerini bile ihlal ediyorlar. Anayasa ihlalinde sınır tanımıyorlar Bugün İçişleri Bakanı olan zat 38 kez Anayasayı ihlal etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı görmüyor, duymuyor. Buradan çağrı yapıyoruz: Senin birinci görevindir anayasal düzeni ihlal edenlere karşı harekete geçmek. Benim söylememe gerek yok sen re’sen harekete geçmelisin. 38 kez ihlal etti ve hiçbir adım atılmıyor. Bu nefret, bu saldırılar bu şiddet devam ediyor. Çünkü ancak şiddetle o korunaklı iktidar alanlarında tutunabiliyorlar. 

 

Gülistan Doku 10 gündür kayıp, daha dün polis lütfetti de arama çalışmalarına katıldı

 

Kadına yönelik şiddet hiç hız kesmiyor. Cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren politikaların müsebbibi bu iktidardır. 17 yıldır iktidardalar. 2003 yılında yani iktidara geldikleri yıl kadın cinayeti sayısı 83’müş. Şimdi 2019 yılında bu rakam 474’e çıkmış, dehşet verici bir artış. İnsanın aklı almıyor. Her geçen gün kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri artıyor. Dersim’de bir sürü vaka ile karşılaştık. En son Gülistan Doku; 10 gündür kayıp, bulunamıyor. Bir şiddet mağduru ve bunu herkes söylüyor. Ama daha dün polisler arama çalışmalarına lütfedip katıldılar. 

 

Adalet Bakanlığı’nın genelgesi kadına yönelik şiddeti saklamaya çalışıyor

 

Kadına yönelik şiddet devam ediyor. O sırada Adalet Bakanlığı bir genelge yayımlamış. Genelgeyi niye yayınladı diye merak ettik. 5’inci maddesinde espri saklı. Diyor ki, basın bu davaların artık üzerine gitmesin. Yani kadına yönelik şiddeti, cinayetleri toplumdan saklamaya çalışıyorlar. İçişleri Bakanı eksik durur mu? O da bir genelge yayımladı. Biliyorsunuz çıkıp konuşuyor, atıp tutuyor. 'Yeni' dedi ama yeni hiçbir şey yok genelgesinde. Kalktı, bunu bir de insanlara anlattı. Onun üzerine 1-2 gün sonra Berfin'in yüzüne kezzap atan kişiye 13 yıl ceza verilmesi üzerine önce Aile Bakanı sonra AKP Başkanı konuştu. Yasa tanımaz, hukuk normlarının dışında bir konuşma. 

 

Hiçbir faşist iktidarın kadın-erkek eşitliğine inandığını görmedim

 

İşin o kısmı bir tarafa. Fakat konuşmasının tam metninde baktığınızda araya şunu sıkıştırmış: "Batıda daha çok kadın öldürülüyor". Buradaki batı Edirne’nin batısı. Sonra devam ediyor; daha çok çocuk yapın. Bunu da batıya söylüyor; o da Osmaniye’nin batısı. Bu batı meselesi üzerinden içindeki kadın düşmanlığını, kadına yaklaşımını ve ırkçı yaklaşımını bir kez daha ifşa etmiş oluyor. Çünkü kendisi, "Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum" demişti. Evet inanmıyor. Bunda samimi. Ben zaten dünya tarihinde hiçbir faşist iktidarın kadın erkek eşitliğine inandığını görmedim. 

 

Sanata da şiddet uygulanıyor

 

Şiddet bitmiyor, sanatta şiddet devam. Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek açlık grevinin 210. gününde. Ne istiyor Grup Yorum üyesi İbrahim? Konser vermek istiyor. Konser yasağı var. Sanata yaklaşım bu. Neden? Çünkü Grup Yorum protest müzik yapıyor. Bir an önce konser yasağının kalkmasını istiyoruz.  

 

İki satır cümle kurmaktan aciz akıl Demirtaş'a, Kadir İnanır'a saldırdı 

 

Şiddet gelişiyor, Sevgili Kadir İnanır’a yönelik şiddet geliştiriyor. Neden çünkü Sevgili Selahattin Demirtaş’ın kitabı tiyatroya uyarlandı ve sahnelendi. Buna tahammül edemeyen, iki satır kompozisyon ödevi yazmaktan aciz, iki satır cümle kuracak olsa promptera muhtaç zihniyet; kalkıp Selahattin Demirtaş'a sonra Kadir İnanır’a da saldırdı. Onun arkasına da Kobanê’yi sıkıştırdı. 

 

Selahattin Demirtaş bir kitap daha yazdı; arkadaşlarımız yazdıkları kitaplarla direniyor

 

Oradan aklınca aba altından sopa gösteriyor. Kobanê meselesi tam da bizim meselemiz. Aydınlatılması gereken bir mesele. Kobanê sürecinde katledilen o insanların hesabını biz soruyoruz. Belgeleri ortada, Meclis'te araştırma önergelerimiz bellidir. Her seferinde o önergelerini AKP-MHP oylarıyla reddettiniz. Açsaydınız o zaman, araştırılsaydı gerçekler ortaya çıksaydı. Kobanê düştü düşecek diyerek her türlü provokasyonu yaptınız, insanları katlettiniz, şimdi de kalkmışsınız bunun üzerinden bize saldırmaya devam ediyorlar.  Ama sana kötü bir haberim var. Biliyor musun Selahattin Demirtaş bir kitap daha yazdı. Arkadaşlarımız kitap yazıyorlar. Yazdıkları kitaplarla direniyorlar arkadaşlarımız. Bir onur kütüphanesi kuruyorlar. Bu da size dert olsun. 

 

Özgür basına inanılmaz cezalar isteniyor

 

Basına da şiddet devam ediyor. Özgür Gündem'in davası görülüyor Sevgili Necmiye Alpay’a ve Eren Keskin’e akıl almaz cezalar isteniyor.

Ancak böyle bütün özgürlük alanlarına saldırarak demokratik siyaset alanlarına saldırarak, basına saldırarak, ayakta durmaya çalışıyorlar. 

 

Allah rızkını verir de bir de o rızkı çalmasalar

 

Şiddetin bir boyutu da ekonomide. İşsizlik rakamları bütün müdahalelere rağmen yükselmeye devam ediyor. En son işsizlik rakamları 13.4 tarım dışı 15.7, genç işsizlik 20.1, evlenecek olanlar 25.3. Yoksullaşma, işsizlik devam ediyor. Her 3 üniversite mezunundan biri işsiz. Üniversite mezunlarının bugün en büyük derdi kredi yurtlar kurumundan aldıkları kredileri nasıl ödeyecekleri. İşleri yok güçleri yok, işe girseler bile o borçları ödeyecek gelirleri yokken gençlere evlenin diyor. Diyanet de hemen peşinden “Gençler evlensin, 2-3 çocuk yapsın” diyor. Diyor ki Allah rızkını verir. Allah rızkını verir de çalmazsalar verir. Sen bir de kalk bu çalanlara laf et ey Diyanet. Bir de hırsızlara laf et. Allah rızkını tabi ki verir ama rızk hırsızlardan evin içine giremiyor ki. Üniversite mezunları işsiz, yoksulluk inanılmaz yaygınlaştı. 

 

"Evlenin" diyor; gittiğiniz gün ülkeyi düğün yerine çevireceğiz

 

Türkiye’de asgari ücret 2324 TL oldu. Türkiye’de açlık sınırı şimdi 2163 lira, iki aya kalmaz asgari ücreti yakalar. 3 ay sonra da geçer. Yoksulluk sınırı 7 bin 45 lira. Hiç yüzleri kızarmadan asgari ücretlilere diyorlar ki size 75 lira jest yapacağız diyorlar. Jest! Bu ne ya. Jest yapmak ne demek? İşçinin, emekçinin hakkını çalmışsın, çırpmışsın, gasp etmişsin 75 lira yani günde 2.5 liralık yani günde bir ekmeklik jest yapıyorsun. Bravo. Diyor ki 'evlenin'. Memleketi cenaze evine çevirmişsiniz buradan düğün çıkar mı? Ama sizin gittiğiniz gün, sizi süpürdüğümüz gün bu ülkeyi düğün yerine çevireceğiz. 

 

Yoksulluk ekonomisini sürdürmek için hakları gasp ediyorlar

 

Ortalama ücret 3 bin lira, asgari ücret 2324 lira. Ortalama emekli maaşı 2.500 lira. En düşük emekli maaşı 1250 lira. Hala bu ülkenin yüzde 8’i yeşil kartlı. Hala bu ülkenin yüzde 18’i sosyal güvenlik hakkından yoksun. Kara delik büyük, kara deliği örteceğiz diye bu SGK yasasını çıkardılar. Kara delik, kara çukur oldu. Sosyal yardım ile yaşamak zorunda kalan aileler toplam ailelerin üçte 1’i ve bu sosyal yardımların ortalama asgari ücretin yarısı. İşte sefalet tablosu işte yoksulluk tablosu. İşte hakların nasıl gasp edildiğinin tablosu. Ne için gasp ediyorlar hakları çünkü yoksulluk ekonomisi lazım. Bir rant ekonomisi, bir yolsuzluk ekonomisi var. Bundan beslenen bir Saray onun etrafında silah tüccarları ve beton müteahhitleri var. 

 

Saraysız yaşayamıyor

 

Bir yasa düzenlemesi geliyor meclise. Yüksek binaları kaldıracaklarmış. Huylandım tabii. Bu bunların yapacağı bir şey değil. Meğerse arada bir örtülü kayyım hikayesi var. Yani belediyelerin imar planlarına ve imar hukukuna müdahale var. Araya başka bir şey daha sıkıştırmış Ahlat Sarayı. Anayasa Mahkemesi iptal etti. Bunlar yine torbanın içine koydu. Biliyorsunuz bunlar torbacı, torbaya Ahlat Sarayı’nı koymuş. Saraysız yapamıyor. İstanbuI’a gidiyor Dolmabahçe, Moskova’ya gidiyor Kremlin, Amerika’ya gidiyor Beyaz Saray, İngiltere’de Buckhingam, saraysız yaşayamıyor. Saraylı çünkü.

 

Bütün bilim insanları Kanal İstanbul’a itiraz ediyor

 

Hep diyor ki biz yapıyoruz, yaptık. Kamu projelerinde nasıl yaptığın önemlidir tabii ki yapılır bu kadar kaynağı kime verseniz yapar ama nasıl yaptığın önemlidir. Bu kaynakları çarçur ederek toplumun ihtiyaçlarını karşılayarak değil toplumu yoksullaştırarak yaptığınız şeylerin maliyetlerine hem bugün yaşayanlar hem de doğmamış bebekler katlanıyor, katlanacaklar. Bir başka proje Kanal İstanbul. Ekolojik yıkımın farkında değil, diplomasi bilmedikleri gibi ekolojiyi de bilmiyorlar. Bildikleri tek şey inşaat, dolayısıyla sanki bilgisayar oyunuymuş gibi oturmuşlar çizmişler orada bir kanal. Bunu öyle bir anlatıyor ki (onların isimlerini sakladığı 200 bilim insanı dışında kalan)

bütün bilim insanları itiraz ediyorlar. 

 

Saklıyorlar ama gündemlerinde Kanal Çanakkale de var

 

Marmara ölür, ölmez. Karadeniz ölür, ölmez. Risk artar, artmaz ama o kadar uyanıklar ki bu arada Montrö meselesini de halletmek için Saros Körfezi ile Gelibolu yarımadası üzerinden de bir kanal çalışması başlatmışlar. Bunu saklıyorlar hani bir Çanakkale Köprüsü yapıyorlar ya bir de Kanal Çanakkale gündemlerinde var. Neden çünkü biliyorlar ki Kanal İstanbul açılırsa Montrö kadük kalır. Önlem alıyorlar, hepsi uyanık ama esas mesele ekolojik yıkımdır. Bu sadece bölgesel anlamda da sınırlı kalmayacak. Küresel iklim krizine zaten en büyük katkıyı yapan ülkelerden biri Türkiye'dir. Küresel iklim krizine çok büyük katkı yapacaktır. 

 

Onların hesaplarına göre gemi şirketleri 100 bin dolar verip kanaldan geçecek

 

Fakat bu arada Ulaştırma Bakanı var. Ben yeni tanıdım bu arkadaşı. Ulaştırma Bakanı diyor ki -bakın zihniyetin ifşa edilmesidir bu- oadan geçecek gemilerle yılda 5 milyar dolar hasılat elde edeceğiz, hemen bakmışlar gemi başına 100 bin dolar gerekiyor. Şimdi nasıl acayip gemi şirketleri var ki Ulaştırma Bakanın rakamlarını tutturmak için gemi başına 100 bin dolar verip oradan geçecekler. Bir kere bu gemi şirketleri nerede merak ediyorum? İki; bugünkü ortalamanın iki katına çıkmalısınız. Bu kanaldan geçiş trafiği bedava olan İstanbul Boğazını tercih etmek yerine bu kanala kayacak ve 5 milyar dolarlık ciroya ulaşacaklar. Bu mümkün mü değil. Buna kendileri inanıyor mu hayır, peki bu ısrar niye? Çünkü bu devran dönsün diye ekonomideki dinamizm devam etsin diye bu projelere sarılmaya devam ediyorlar. 

 

Tarihin onlara ayırdığı dönemin sonuna geldik: Bunlar gitti gidiyor

 

Öncelikler önemli, halkın toplumun kaynaklarının nasıl kullanıldığı önemli. bütün bunlara son vermek elimizde bu düzene katlanmak zorunda değiliz. Bütün toplumsal muhalefete emekçilere kadınlara sesleniyorum, bu düzene son verebiliriz. Unutmayın zulüm ile abad olanın sonu berbad olur. Bunlar gitti gidiyor. Tarihin onlara ayırdığı dönemin sonuna geldik. Bunu biz başardık siz başardınız HDP başardı.şimdi yeni bir yaşamı yeni bir cumhuriyeti inşa etme zamanı. Türkiye halklarını, işçileri, yoksulları, iradesi gasp edilenleri, Alevileri, kadınları bu istibdat rejiminden kurtulmaya çağırıyoruz. 

 

Bugün Türkiye halklarının ihtiyacı, gayesi demokrasi, hedefi barış olan bir ittifaktır

 

Hem İttihatçı anlayıştan hem 90’ların karanlık yapılarından hem de Saray rejiminden kurtulmak için herkesi ortak demokratik ittifaka bir kez daha çağırıyoruz. Gayesi demokrasi, hedefi barış olan bir ittifak bugün Türkiye halklarının ihtiyacıdır. Gerçek siyaset, hakikat budur. Toplumsal mutabakat için tüm kesimlerle, nasıl bir Türkiye nasıl bir sistemi konuşma zamanıdır, geç kalmamalıyız. Eşit yurttaşlık temelinde demokratik bir anayasa için buluşmalıyız. Anayasal bir hukuk devleti için yan yana gelmeliyiz. Sivil, sosyal ve siyasal hakların eşitlikçi bir düzende hayata geçmesi için çabalamalıyız. Siyasal toplumsal ve iktisadi barışı var etmeliyiz yerel demokrasi ile güçlendirilmiş parlamenter sistemi var etmeliyiz. Bu sebeple Demokratik Cumhuriyet diyoruz, HDP diyoruz ve yeni yaşam yeni iktidar için erken seçim diyoruz.  

 

 



Haber okunma sayısı: 58

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

İBB'nin arama kurtarma araçları Elazığ'a gidiyor

Elazığ’ın Sivrice ilçesinde meydana gelen 6.8 şiddetindeki depremin ardından İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu

Çocuklara Diyanet’in kitapları önerildi

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ‘Çocuk Dostu Kitap Listesi’ projesini hayata geçirdi. Kitap listesinde

Sağlık Bakanlığı’ndan ‘koronavirüs’ açıklaması

Sağlık Bakanlığı, Çin'de görülen 'Koronavirüs' nedeniyle, Çin'e ait havayolu firması tarafından haftada 3

Akıllı telefonlar için 10 siber güvenlik ipucu

Akıllı telefonumuzun aslında bir cep bilgisayarı olduğunu sık sık gözden kaçırıyoruz. Önlem alınmaz ise,

Tunç Soyer sinemacılara seslendi

İzmir Sinema Ofisi sinema profesyonellerini bir araya getirdi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer,

Doğal gazdan kış kazığı

Doğalgaza üst üste yapılan zamlarla zorlanan yurttaş, şimdi de soğuk hava sebebiyle “düzeltilmiş tüketim

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL