19 Ekim 2019 Cumartesi

Mevlana’nın Paranormal Özellikleri Var mı?

mevlananin-paranormal-ozellikleri-var-mi

İnsanlığa yaptığı dostça ve sevgi dolu çağrıyla tanınan ünlü düşünür ve mistik Mevlana’nın “kerametleri” olduğu belirtiliyor. Bugün parapsikolojinin inceleme alanına giren bu olağanüstü olaylardan bazılarını Cem Çobanlı inceledi.
07 Temmuz 2019 Pazar 21:27

 İlk kez 1920’lerde başlayan parapsikoloji çalışmalarıyla, insanın sadece birtakım fiziksel ve kimyasal maddelerden oluşan bir et yığını olmadığı anlaşıldı. Öyle ki, bu konuya ilişkin çalışmalar yoğunlaştıkça, insanın bilinen beş duyu yeteneğinin ötesinde, çok sayıda bilinmeyen yetenekleri olduğu keşfedildi. Bu alanda yıllardır yapılan çalışmaların, deneylerin, elde edilen sonuçların ve yazılan kitapların sayısı bir hayli çok. Tüm bunlar, genel insanlık tarihi içerisinde oldukça yeni. Fakat bu bilgilerin ışığında yüzlerce yıl geçmişe dönüp bakıldığında çok sayıda gizemcinin, mistiğin ve ermişin bugün parapsikolojinin incelediği yeteneklere sahip oldukları görülüyor.

 

                                          

Mevlana’nın 1960’larda yapılan temsili bir resmi.

 



Gayb Aleminden Görünenler

İşte, insanlığın yakından tanıdığı, İslam mistisizminin en önemli adı Mevlana Celaleddin Rumî, bu tür bir kişi. Araştırmalar, Mevlana’nın tüm yaşamı boyunca parapsikolojik anlamda olağanüstü olaylar ortaya koyduğunu gösteriyor. Sözgelimi, Mevlana’nın babası Baha Veled’e göre, Mevlana daha çocukluğunda çoğu kez yerinden sıçrardı ve heyecan geçirirdi. Baha Veled şöyle diyor:

 

“Gözlerine gayb âleminden ruhani suretler ve görünmeyen gizli şekiller görünürdü. Ben de ona, ‘Bu sana görünenler gayb âlemindendir. Kendilerini sana gösteriyorlar. Amaçları seni Tann’nın lütuf ve inayetine mazhar etmektir. Onlar, o âlemden sana,görünen ve görünmeyen hediyeler getirmişlerdir’ diye, gönlünü alırdım.”

 

                                                                  

Mevlananın yaşamını inceleyen özgün yapıtlardan biri olan Sevakıb-ı Menakıb’ dan bir minyatür. Mevlana, Kuyumcular Çarşısının önünden geçerken çırakların altın döverken çıkardığı seslerden çok etkilendi ve sema etmeye koyuldu. Bu durum akşama kadar sürdü. Altınlar saatlerce dövüldüğü halde hiç zarar görmedi. Üstelik dükkânlardaki tüm araç gereç de altına dönüştü.

 

Yavaş Yavaş Kayboldu

Mevlana 6 yaşındayken cuma günleri evlerin damlarında dolaşır Kuran okurdu. Bir gün arkadaşları aralarında iddiaya giriştiler ve biri şöyle dedi: “Gel de bu damdan öteki dama atlayalım.” Mevlana ise hafifçe gülümseyerek, “Ey kardeşler! Bu tür bir hareketi kedi, köpek ve diğer canlılar da yapar. Yüceltilmiş insanın böyle şeylerle uğraşması yazık olmaz mı? Eğer ruhsal gücünüz ve candan isteğiniz varsa, gelin, göklere uçalım ve Melekut Aleminin menzillerini dolaşalım”dedi. Tam o sırada, orada bulu-nanlann gözlerinin önünde yavaş yavaş kaybolmaya başladı.

 

Herkes şaşkınlık içindeydi. Az sonra tekrar ortaya çıktığında şöyle dedi: “Sizinle konuştuğum o anda yeşiller giymiş bir grup varlık beni sizin aranızdan aldı, feleklerin tabakaları ve gökteki burçların çevresinde dolaştırdı. Sonra sizin gürültüleriniz üzerine beni tekrar geri getirdiler.”

 

Ayağındaki Hicaz Kumu

Mevlana’nın eşi Kira Hatun’un anlattığına göre, bir gece Mevlana ortadan kayboldu. Kira Hatun medresenin her yanını aradığı halde hiçbir iz yoktu. Üstelik tüm kapılar da kapalıydı. Kira Hatun olayı şöyle anlatıyor: “Biz hepimiz buna şaşakalmıştık. Herkes uyuduktan sonra birdenbire uyandım. Mevlana’nın ‘gece namazını’ kıldığını gördüm. Namazını bitirinceye kadar bir şey söylemedim. Namazı bittikten sonra bir de baktım ki ayakları toz içinde. Ayak parmaklarının arasında da renkli kumlar olduğunu gördüm. Tam bir korku içinde bu hali kendisine sordum. Bana şu cevabı verdi: Kabe’de daima bizim sevgimizden söz eden gönül sahibi bir derviş vardı. Bir süre onunla görüşmeye gittim. Bu da Hicaz kumudur, onu sakla, kimseye söyleme.”

                                                          

 

Konya’da şehir mezarlığı yakınlarında yapılan bir sohbette kıyamet gününün anlamı konuşuluyor ve dua ediliyordu. O sırada mezarlar açıldı ve içlerinden ikişer el uzandı. Bütün ölüler “Âmin” dediler.

 

Ruhsal Enerjiyle

Metapsişik araştırmacılar bu tür olayları “teleportasyon” ya da “uzağataşınım” olarak adlandırıyorlar. Bu durumda, ruhsal enerjileriyle maddeye hâkimiyet sağlayabilen kişilerin, bedenlerini ya da birtakım cisimleri parçacıklara ayırarak arzu ettikleri bir yere nakledip tekrar maddeleştirmelerinin sözkonusu olduğu belirtiliyor. Eskilerin “tayyı mekân” adını verdikleri bu tür olayların tarih boyunca velilerde ya da ermiş kişilerde “keramet” şeklinde ortaya çıktığı da biliniyor.

 

Mevlana’nın, cisimleri yoktan var etme özelliği olduğu da söyleniyor. Örneğin bu konuya ilişkin olarak anlatılan bir olay var: Bir gün Mevlana bir hamamın önünden geçiyordu. Birden hamamın külhancısı Mevlana’nın ardına düşüp ona yalvarmaya başladı. Çok fakir ve çok sayıda çocuğu olduğunu söyleyip, “Mevlana’nın bana bir-şey vermesini isliyorum” diyordu. Bunun üzerine Mevlana şöyle dedi; “Ağzını aç!” O ağzını açınca, Mevlana avcunu adamın ağzına kapadı.

 

Elini çektiğinde adamın ağzından kucağına hızla bir şeyler döküldü. Bunlar, sanki yeni basılmış gibi sıcaklığı üzerinde altın paralar idi. Adam bu olağanüstü olay karşısında neredeyse çıldıracaktı. Mevlana ise şöyle dedi: “Hayır, hayır gürültü etme ve bunlardan da kimseye söz etme. Sana altın lazım olduğu zaman yine benim yanıma gel.

                                     

 

                                                       Mevlananın sandukası

 

Atomlarına Ayrılıyor

“Apor”adı verilen bu tür olayların tam olarak işlevi bilinmiyor. Bazı araştırmacılara göre, eşyanın yüksek bir enerji altında atomlarına ayrılmasıyla üç boyutlu mekânın dışına çıkması söz konusudur. Cisim üç boyutlu mekânın dışında olduğu için fizik engelleri kolaylıkla aşabilmektedir. Daha sonra, cisim tekrar yoğunlaşarak eski şeklini alır.

 

Esrarengiz Ziyaretçiler

Yine Mevlana’nın eşi Kira Hatun’un tanık olduğu ilginç bir olay anlatılıyor: “Bir gün Mevlana Hazretleri kışın ortasında Şemsî Teb-rizi ile halvette oturmuşlardı. Mevlana Şems’in dizine dayanmıştı. Ben de ne sırlar söylüyorlar ve aralarında ne geçiyor, diye odanın kapısına kulağımı koymuştum. Birdenbire evin duvarınn açıldığını, gayb âlemine mensup altı heybetli adamın içeri girip selam verdiklerini, yeri öptüklerini ve bir deste gülü de Mevlana’nın önüne koyduklarım gördüm.”

 

Kış Ortasında Gül

“Tam bir huzur içinde yaklaşık öğle namazına kadar oturdular. Öyle ki, hiçbir kelime konuşmadılar. Öğle namazı kılındıktan sonra o altı ulu kişi büyük bir saygı ve ikramla kalkıp tekrar geldikleri duvardan gittiler. Ben de olayın heybetinden kendimden geçmişim. Kendimi topladığım zaman, Mevlana dışarı çıktı ve o bir deste gülü de muhafaza edilmek üzere bana verdi.

 

Ben o gülden birkaç yaprak alıp aktar dükkânlarına gönderdim. Çünkü o zamana kadar böyle bir gül görmemiştim. Ne cins bir gül olduğunu, nereden geldiğini ve adının ne olduğunu merak ediyordum. Tüm aklarlar, o gülün tazeliğinden ve kokusundan şaşakaldılar, ‘Kış ortasında bu garip gül nereden geldi?’ demekten kendilerini alamadılar.”

 

Hindistan’ın Kutuplarından

Kira Hatun’un hizmetçisi daha sonra yaprakları alıp eve geldi. Derken Mevlana içeri girdi ve şöyle dedi: “O gül demetini iyi sakla. Namahrem bir kimseye gösterme. Çünkü Hindistan’ın kutuptan olan mübarek İrem Bağı’ nın bahçıvanları onu can dimağını ve gözünü kuvvetlendirsin diye armağan getirmişler. Aman, iyi muhafaza et de fena bir göz değmesin.”

 

Agarta mı?

Araştırmacıların bu olaya ilişkin farklı yorumları var. Bazıları, bu altı kişinin aslında melekler olduğunu ve gülün ise sembolik bir anlam taşıdığını belirtiyorlar. Daha başkaları da İrem Bağı denilen yörenin, esrarengiz yeraltı ülkesi Agarta olduğunu öne sürüyor.

 

                                           

Konyalı bir hacı, çölde yolunu kaybedince Mevlana ona gözünü yummasını söyledi. Adam gözünü açtığında kendini kafilesinin İçinde buldu.

 

 Tasavvufa Göre Keramet

İslami inanca göre, peygamberlerin, peygamberliklerini kanıtlamak için gösterdikleri olağanüstü olaylara mucize (insanı aciz bırakan) deniliyor. Mistiklerin ya da velilerin ortaya koydukları doğaüstü olaylar ise “keramet” sözcüğüyle ifade ediliyor.

 

Veliler keramet gösterdiklerini söylemezler ve “keramet bana ihsan edildi ya da gösterildi” derler. Bir görüşe göre, veli keramet sırasında bilincini yitirmez. Fakat bazı sufiler de bu tür bir halin ancak ilahi bir denetim altında gerçekleşen “vecd” halinde söz konusu olabileceğini öne sürerler. Sufiler kerameti ikiye ayırırlar: “Kerameti kevniyye” ve “kerameti ilmiyye”. Kerameti kevniyye belirli bir zamanda olup biten türde olağanüstü olaylardır. İslam velilerin yaşamlarında, su üzerinde yürüme, levitasyon, yağmur yağdırma, aynı anda birkaç yerde birden görünme (bilokasyon), bir yerde kaybolup başka bir yerde ortaya çıkma (teleportasyon), nefesle şifa verme, ölüleri diriltme, telepati, apor, cisimleri fizik temas olmaksızın hareket ettirme (telekinezi), hayvanlarla ve bitkilerle konuşma, telkin ve hipnotizma uygulamalarına sık sık rastlanır.

 

Kerameti İlmiyye ise genellikle yazılı kitaplar ve söylenen sözlerdir. Bunlar kerameti kevniyye gibi geçici değil kalıcıdır. Çoğu sufiye göre asıl önemli olanlar bunlardır. Öte yandan İslam mistisizminin önde gelen adlarından biri olan Muhammed Nur-ul Arabi’nin (1810-1889) keramet konusuyla ilgili görüşleri ilginç olarak nitelenebilir: “Kerameti kevniyye makbul değildir, kerameti ilmiyye makbuldür. Çünkü onun devri çoktan geçti. Şimdi ilmi keramet devridir. Nitekim Mevlana da “Fihi Ma Fin” adlı ünlü eserinde şöyle diyor: “Birisi bir solukta Kabe’ye gidebilir. Bu o kadar şaşılacak bir şey değildir, bir keramet de değildir. Samyelinde de bu keramet var, o da bir solukta dilediği yere gider. Keramet ona derler ki, seni aşağılık bir halden yüce bir hale getirsin de oradan buraya, bilgisizlikten akla, cansızlıktan canlılığa sefer edesin.”

 

Ölüyü Diriltti

Mevlana’nın yanında çalışan Hamza adında bir neyzen vardı. Bir gün aniden hastalandı ve birkaç gün sonra öldü. Mevlana’ya haber verildiğinde cenaze hazırlıkları yapılıyordu. Bunun üzerine Mevlana hemen neyzenin evine gitti. Kapıdan içeri girince, “Aziz dost Hamza, kalk!” dedi. Neyzen Hamza aniden ölü yatağından fırladı, “Buyur” dedi. Ardından neyini üflemeye başladı. Evde üç gün boyunca büyük bîr sema ayini yapıldı. Fakat üç günün sonunda Mevlana evden çıkar çıkmaz Hamza öldü.

 

Simyagerliği de Var

Mevlana’nın çağdaşlarından ve dönemin ileri gelen bilginlerinden biri olan Bedreddin Tebrizi, gökbilim, matematik, simya ve gizli bilimlerle ilgili çalısmalarıyla tanınıyor. Zamanının en ünlü simyagerlerinden olan Tebrizi, çeşitli metalleri altına ve gümüşe dönüştürerek, bunları dostlarına ve fakirlere dağıtırdı.

 

Onun da Kerametleri Var mı?

Bir gece Mevlana’nın en sevdiği kişilerden biri olan Hüsameddin Çelebi’nin evinde sema yapılmıştı. Sabaha karşı herkes uyuduğunda Bedreddin Tebrizi de bir kenara çekilmiş, ‘ ‘Mevlana hazretleri ne yapıyor” diye gizli gizli onu izliyordu. Kendi kendine şöyle diyordu: “Hz Musa, İsa, İdris, Süleyman, Lokman ve diğer peygamberlerin, mucizelerinden başka yüz bir hüneri vardı. Örneğin Musa’nın kimya yapması, İsa’nın boyacılığı, Davud’un zırh yapması gibi. Aynı şekilde olgun velilerin de aklın alacağı şeyler dışında turlu kerametleri ve olağanüstü halleri olmuştur. Acaba böyle bir Tanrı filozofunda da bunlardan var mıdır, yoksa yok mudur? Belki de vardır da göstermek istemiyordur.”

 

Taş Yakut Oldu

Tam o sırada onun düşüncelerini algılayan Mevlana birden üzerine atılıp, “Bedreddin, kalk benimle gel” dedi. Sonra sağ eline bir taş aldı. Taşı sol eline koyup Bedreddin’e verdi ve şöyle dedi: “Tanrının sana verdiğini al ve şük-redenlerden ol.” Bedreddin Tebrizi ay ışığında taşa baktı ve sert taşın son derece şeffaf ve parlak bir yakut olduğunu gördü.

                                          

 

Mevlana’nın Konya’daki türbesinin dıştan görünüşü.

 

Demir Örs Altına Dönüştü

Bir başka gece ise Mevlana, Tebrizi’nin evine gitti. Tebrizi önündeki örsün üzerinde çalışıyordu. Mevlana birden örsü kaldırıp ona uzattı. Tebrizi şaşkınlık içinde demir örsün baştan aşağı pırıl pırıl altına dönüştüğünü gördü. Bunun üzerine Mevlana şöyle dedi:

 

“Eğer altın yapma sanatı ile uğraşırsan böyle sanatkâr ol. Bu şekilde altın yapma sanatı için ne örs, ne de çekiç gerekir. Böyle şeylere aziz olan ömrünü harcarsan, işler tersine dönüp, hakikatler meydana çıktığında bunun bir sahtekârlıktan başka bir şey olmadığını anlarsın. Çalış ki, bakır vücudun altın ve altının da cevher olsun. Cevherin de şunun bunun vehmine sığmayan bir şey olsun.” Tebrizi, Mevlana’nın bu sözlerinden öyle etkilendi ki, artık simyagerlik yapmadı.

 

 

 

Kitap Önerileri

 

Ariflerin Menkıbeleri, Ahmet

Eflaki, Hürriyet Yayınları,

1973.

 

Mevlanâ ve Medyumluk, Ruhi

Saruhan. Ruh ve Madde

Yayınları, 1984.

 

Hz. Mevlana ve Yakınları,

Ayten Lermioğlu, Redhouse

Yayınevi. 1969.

 

Sevakıb-ı Menakıb, Prof. Dr.

Süheyl Ünver, Organon.

1973.

Haberin etiketleri:

mevlana, konya


Haber okunma sayısı: 334

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

HDP’li milletvekili terör estirdi

Diyarbakır’da HDP İl Binası önünde, PKK’nın el koyduğu çocuklarını geri isteyen aileler, dün sabah

Trilyonluk bütçede halka düşen vergi ve zam

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, 2020 yılı bütçesinde halka “vergi ve zam” düştüğünü vurgulayarak,

Kadınlardan ikinci yargı paketi itirazı

İkinci Yargı Paketi’nde yer aldığı söylenen “nafakanın sınırlandırılması”, “çocukların

Partimizin belediyeleri daha kayyım eliyle gasp edildi

HDP'nin 31 Mart seçimlerinde kazandığı 3 belediyeye kayyum atandı. Tutuklanan Nusaybin, Yüksekova ve Hakkari

Durdurulmuş metrolardaki tehlike ortadan kaldırılıyor

İBB, finansal sorunlar nedeniyle durdurulan, mevcut haliyle kent için risk oluşturabilecek metro projelerini yeniden

Belediyeleri genel müdürlük altında mı toplayacaksınız?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya, “Belediyeleri bir genel

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL