22 Kasım 2019 Cuma

Kuantum Fiziği, ölümden sonra yaşam

kuantum-fizigi-olumden-sonra-yasam

Bilim ve materyalizmle iç içe geçmiş günümüz dünyasında, çoğu bilim insanı, “öbür dünya” kavramının saçmalık olduğunu veya gerçekten varsa, tamamen kanıtlanamayacağına inanmaktadır. Buna rağmen bir araştırmacı, kuantum fiziğinin, “öbür dünya” varlığının kesin kanıtını sağlayabildiğini belirtmektedir.
22 Eylül 2019 Pazar 19:55

Kuantum fiziğinin akıl almaz gerçekliği

Kuantum fiziği teorisi, bilim ve insanlık tarihinin üzerinde en çok kafa yorduğu ve birçok tartışmalara konu olan teorilerinin en başında gelmektedir. Kuantum nedir derseniz ‘Atomik olaylardaki enerjiyi açıklamaya yarayan fizik teorisidir.’

 

Kuantum fiziğinin temelleri 20. yüzyılın ilk yarısında Max Planck, Albert Einstein, Niels Bohr, Werner Heisenberg, Erwin Schrödinger, Max Born, John von Neumann, Paul Dirac, Wolfgang Pauli gibi bilim adamlarınca atılmıştır. Belirsizlik ilkesi, anti madde, Planck sabiti, kara cisim ışınımı, dalga kuramı, alan teorileri gibi kavram ve kuramlar bu alanda geliştirilmiş ve teoriler klasik fizikten ayrışmıştır. Klasik teorik fizik, evrende süregelen makroskobik alandaki fiziksel olayların çoğunu açıklayabilmektedir. Atom fiziğinde özellikle elektron ve foton gibi kuantum mekaniksel parçaların fiziksel olaylarının meydana geldiği mikroskobik alan, klasik fizik ile açıklanamamaktadır.



Klasik fizik ile kuantum fiziğini kıyaslayacak olursak;

 

1- Klasik fizikte büyük parçaların her zaman küçük taneciklerden oluştuğu, kuantum fiziğinde ise taneciklerin dalga karakterinde hareket ettiği düşünülür ve bu teori kuvvetli matematiksel işlemler ile desteklenir.

2- Klasik fizikte cisim bir bütün olarak incelenir ve Newton formülü ile çözümlenir. Cismin ve taneciklerin hareketi değil kütle merkezinin hareketi incelenir. Kuantum fiziğinde taneciğin enerjisi ve gerekli büyüklükler Schrödinger dalga denklemi ile çözümlenir.

3- Klasik fizikte taneciğin gelecekteki durumu ilk durumda aldığı enerji ya da momentum ile tespit edilir. Ancak, kuantum fiziğinde taneciğin ilk durumu kesinlik içermediği için gelecekteki durum tam olarak kestirilemez. Olasılıklar hesaplanmaya çalışılır. Burada klasik fizik olarak bahsettiğim, kuantum fiziğinin özel durumlar için yaklaşımıdır aslında.

4- Klasik fizikte uzay ve zaman süreklidir ve nesnelerin özellikleri sürekli birer değişkendir. Kuantum Fiziğinde uzay ve zaman süreksiz ve kesiklidir ve değişkenler süreksiz olup ani sıçrayışlarla bir durumdan diğerine geçiş olur.

5- Klasik fizikte determinizm yani “belirlilik” vardır. Oysa ki Kuantum fiziğinde olaylar determinist olarak gelişmezler, belli bir olasılık yüzdesi bulunur.

6- Klasik fizikte nesnelerin birbirlerinden bağımsız oldukları ve her bir nesnenin çevresinden yalıtılarak incelenebileceği inancı ve görüşü vardır. Kuantum Fiziğinde ise nesneler birer enerji dalgası olarak görüldüğünden klasik anlamda “nesnellik” kaybolmaktadır.

Sesin iletilebilmesi için bir iletken, ya da en azından hava gibi fiziksel bir ortamın varlığı gereklidir. Ama ışık için ve onun yayılabilmesi için böylesi bir ortama dahi gerek yoktur. O yıldızlar hattâ galaksiler arası uzay boşluğunda bile her yöne yol alabilmektedir. Evrende maddesel bağımlılığı en düşük olan fiziksel olay veya olgu ışıktır ve ışığın hızı saniyede 300.000 kilometre ile sınırlıdır. Aslında basitçe kuantum fiziğini anlayabilmek için ışığın eşsiz özelliklerini anlamak iyi bir başlangıç olacaktır.

 

Işığı tam olarak açıklayabildiğimizde şu sorular aklımıza gelir; Işık hızında genç kalmak mümkün müdür? Ya da bir yıldızdan Dünya’yı gözlemlemeyi başarsak Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethini canlı izleyebilir miyiz? Kuantum fiziğinde evet, bunların hepsi mümkündür ve Kuantum fiziğini çekici yapan da budur. Peki bunların nasıl gerçekleştiği varsayılır?

 

Bunu açıklamak için şöyle bir örnek ele alalım; Dünyadan ayrılan bir araç uzaya tam ışık hızında iki yıllık gidip gelirse ne olur? Anlamak için kütle değişimini göz ardı etmeliyiz. Aracın içindekiler yaşlanmazlar. Dünyada da tam iki yıl geçer. Dünyadakine göre ışığa dönüşen araç uzayda iki yıl dolaşır ve döner. Araçtakine göre ise tam ışık hızında zaman tamamen durur. Hem zaman, hem mekân ortadan kalkar. İki yıl boyunca hepliğe sahip olan yolcular döner, ama gitmesiyle dönmesi aslında birdir. Araç durmak için yavaşlayacağından zamanı sonsuzdan geriye dönmüştür. Fakat dünyada iki yıl geçmiştir. Burada değişimin gözlemciye göre değiştiğini kabul etmemiz gerekiyor. Aracın içindekilerin ömrü neyse yine onu yaşamışlardır. Dünyadakiler de öyle. Ama gözlemledikleri cisimler değişime uğramış oluyor. Yani herkesin zamanı kendine özel işliyor. Dünyaya göre dünya sabit, araç hareket ediyor. Araca göre de araç sabit dünya hareket ediyor görünmesi gerekmez mi? İşte burada özel ve genel göreceliliğin ne olduğunu anlıyoruz. Özel görecelilikte karşılıklı hızlar aynı ya da cisimlerin sabit olması gerekiyor. Genel görecelilikte ise ivmeli hareket kavramı devreye giriyor. Dünyadan ayrılan araçla, araçtan görülen dünya aynı hızda değil. Araç ivmeli hareket ediyor; önce durmakta iken, sonra hızlanıyor, sonra daha hızlanıyor, dönüyor yavaşlıyor ve tekrar duruyor. Dünyada ise başından beri hiç ivmeli hareket yok. Bu durumda dünyanın durağan aracın ise hareketli olduğu kesin hale geliyor. Gözlemciler hızlarında değişiklik yapılmadığı sürece birbirlerinde aynı değişimi


Kuantum Fiziği varsa, ölüm neden bu kadar korkutucu?

 

İnsan yaşamak istiyor, kendisinin yaşam için yaratıldığını hissediyor ve kalıcı olmama riski, derin bir varoluşsal kaygının kaynağı oluyor. Ama kuantum Fiziği bu bakış açısını değiştirecek oldukça iddialı içerikler barındırıyor

Din sistemleri, “öbür dünya” kavramını, yeni bir yaşam düzeni anlamını barındırarak açıkladığında, inananın yaşamına önemli bir anlam verilmesini sağlayarak ölüm korkusundan kurtulma ve o korkuyu tümden yok etmeyi sağlamaktadır.

 

Bununla birlikte, bir süredir bilim, ölüm olgusuyla ve özellikle yeni bir yaşam durumuna, özellikle de kuantum fiziği olarak tanımlanan bilim dalında, bu konuyu, atomik ve atom altı seviyede parçacık davranışı inceleyen bir fizik dalı olarak tanımlanmasına neden olan işleviyle ilgilenmiştir.

 

Konuyla ilgili en tutkulu araştırmacılar arasında  Wake Forest Üniversitesi Tıp Fakültesinde yardımcı profesör ve Advanced Cell Technology bilim direktörü olan Profesör Robert Lanza bulunmaktadır.

 

Bir araştırmacı olarak, yüzlerce bilimsel makale ve sayısız icat yayınladı ve bugüne dek, “Doku Mühendisliği Prensipleri” ve “Kök Hücre Biyolojisinin Temelleri” dahil olmak üzere 30’dan fazla kitap yazdı.

Lanza, bildiğimiz ölümün vicdanımızın yarattığı bir yanılsamadan başka bir şey olmadığını, yani “Biocentrism” teorisini destekliyor. Lanza, “Yaşamın, yalnızca bir süre yaşayacağımız ve daha sonra yeraltında çürümeye maruz kalan karbon karışımı ve moleküllerin bir karışımı tarafından yaratılan faaliyet olduğunu düşünmemiz öğretildi” diyor. “Aslında, ölüme inanıyoruz çünkü öleceğimize, ya da daha özel olarak bize bilincimizin bedenimizle ilişkili bir fenomen olduğunu ve bununla birlikte öleceğini bize öğrettildi.” diyor.

 

Bununla birlikte, “Biyo-merkezcilik” Teorisi, ölümün, düşündüğümüz olay olamayacağına işaret ediyor. Biyo-merkezcilik her şeyin teorisi olarak durur ve yaşamı merkeze koyar ve evrenin faaliyetinin özünü oluşturur. Lanza, yaşamın ve biyolojinin varoluş merkezi olduğunu açıklar. Gerçekten de, evreni yaratan hayatın kendisidir, tam tersi olmaz.

 

Bu, evrendeki nesnelerin şeklini ve boyutunu belirleyen kişinin bilinci olduğu anlamına gelir. Yunan kökenli gerçekçi felsefe, gözlemcinin varlığına bakmaksızın gerçekliğin kendi başına var olduğunu her zaman ifade etmiştir.

Öte yandan, Kuantum fiziği, gözlemcinin gerçekliğin oluşumunda belirleyici olduğunu keşfetmiştir. Aslında, duyularımızla algıladığımız gerçeklik, potansiyel olarak sonsuz formlar alabilen “Evrenin temel işleyişi” ile bilincini belirleyen “gözlemcinin varlığı” arasındaki karşılaşmadır.

 

Pratik olarak, gerçeklik bizim düşüncemizdir! Lanza, etrafımızdaki gerçekliği nasıl algıladığımıza bir örnek verir: bir insan gökyüzünü belli bir renk olarak algılar ve rengin ‘mavi’ olarak adlandırıldığı öğretilir. Fakat başka bir kişinin beyninin hücreleri, her zaman mavi olarak adlandırdığı ancak benim ‘yeşil’ime karşılık gelebilecek farklı bir rengi algılayabilirdi.

 

Lanza, bu önermeyi teorisinin temeline koyuyor: dünyayı algıladığınız her şey sizin bilinciniz olmadan var olamaz: bilincimiz gerçeğin temelidir. Bu önermeyi evrenin en genel gözlemine yerleştirmek, uzay ve zamanın algıladığımız gibi ‘sert’ ve ‘hızlı’ bir şekilde davranmaması anlamına gelir. Özetle, onlar kendi dışımızda değiller, vicdanımızın bir ürünüdürler!

Çift yarık deneyi

Biyo-merkezci teorisinin sunumunda Lanza, ünlü “çift yarık” deneyini iddialarının temeli olarak gösterdi. Deneyde, bir gözlemci, bir bariyerin içine yerleştirilmiş iki yarıktan geçen bir partikül geçişini izlediğinde, partikül, iki yarıktan birinden geçen bir mermi gibi davrandığını gösterdi. Ancak, gözlemci partiküle bakmayı bırakırsa, aynı anda her iki yarıktan geçmeyi başaran bir dalga gibi davranmaya başlar.

 

Bu, madde ve enerjinin hem dalgaların hem de parçacıkların özelliklerini sunabileceği ve davranışlarının bir gözlemcinin algısına ve bilincine bağlı olduğu anlamına gelir.

Kuantum fiziği, her zaman gerçekliğin insan aklının bir ürünü olduğunu düşünen idealist filozofların teorilerini doğrular gibi görünmektedir. Uzay ve zaman zihnimizin yapıları olarak kabul edildiğinde, ölüm ve ölüm fikrinin aynı zamanda bilincimizin duyusal deneyimiyle bağlantılı bir fenomen olduğu anlamına gelir. Organizmamızın ölümü ile bilincimiz, uzamsal ve zamansal sınırların artık varolmadığı bir duruma girer: sonsuzluk!

 

Lanza’ya göre, hayat bizim sıradan düşünme biçimimizi aşan bir maceradır. Öldüğümüzde, var olmanın kaotik dünyasına girmeyiz, ancak evrenin temel matrisine geri döneriz: “ölümle, yaşamımız çoklukta yaşamaya başlayan çok yıllık bir çiçeğe dönüşür”. Onun bir bilim adamı olduğunu bilmesek, dindar bir adamı dinlediğimizi düşünürüz.

Evrenin Temel Yapısı Olarak Ruh

Ancak Robert Lanza, kuantum fiziğinin sonsuz yaşamın varlığını haklı çıkardığına inanan tek bilim adamı değildir. Amerikalı bir doktor olan Dr. Stuart Hameroff ve dünyaca ünlü bir İngiliz kuantum fizikçisi Sir Roger Penrose, ruhun varlığını kesin olarak ispatlayabilecek bir teori geliştirdi.

 

İki bilim insanı tarafından detaylandırılan Kuantum Bilinç Teorisi’ne göre , ruhlarımız beyin hücrelerinde bulunan “mikrotüpler” adı verilen mikro yapılara yerleştirilecektir.

 

Düşünceleri, beynimizi, 100 milyardan fazla nörondan oluşan bir sinaptik bilgi ağı ile donatılmış bir tür “biyolojik bilgisayar” olarak görmekten geliyor. Bilinç tecrübemizin, ikisinin “Orch-OR” (Orkestrasyonlu Amaçların Azaltılması) olarak adlandırdığı bir işlem olan kuantum bilgisi ve mikrotüpler arasındaki etkileşimin sonucu olduğunu iddia ediyorlar . Bedensel ölümle birlikte, mikrotüpler kuantum hallerini kaybederler, ancak içerdiği bilgiler imha edilmez.

Basitçe söylemek gerekirse, bilinç ölmez, ancak kaynağına döner. Dr. Stuart Hameroff ; “Kalp atışları durduğunda ve kan artık akmadığında, mikro tüpler çalışmayı bırakıp kuantum hallerini kaybeder,” diye açıklıyor.

 

“Mikrotüplerde bulunan kuantum bilgileri imha edilmez, edilemez, ancak kozmosa iade edilir. Bir hasta kısa bir ölüm deneyiminden sonra yaşamaya başladığında, kuantum bilgisi mikrotüplere bağlanarak kişinin ölümle ilgili ünlü vakalarını deneyimlemesine neden olur. ”

 

Bu teorinin büyük bir alanı açıktır: bu şekilde anlaşılan insan vicdanı biyolojik bir süreçten çıkan basit bir ürün değildir, beynimizin nöronları arasındaki etkileşimde kendisini tüketmez, fakat var olan bir kuantum bilgisidir.

 

Elbette beklenti, bu teorilerin ölüm anlamında olabildiğince, heyecan verici olması. Fakat sonuçta ortaya çıkan soru şudur: Dünyada, uzayda ve zamanda sahip olduğumuz deneyimin asıl amacı nedir? 

 

Haberin etiketleri:

Kuantum fiziği


Haber okunma sayısı: 118

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

suleyman-tapinagi-ve-ufo-lar

Süleyman Tapınağı ve Ufo’ lar

16 Kasım 2019 Cumartesi 19:22
nuhun-gemisi-nerede-karaya-oturdu

Nuh’un gemisi nerede karaya oturdu?

12 Kasım 2019 Salı 21:27
dunya-disi-genetik-deneyler

Dünya dışı genetik deneyler

10 Kasım 2019 Pazar 19:33
dunyanin-en-korkunc-hastanesi

Dünyanın en korkunç hastanesi

07 Kasım 2019 Perşembe 16:52
antik-iskeletlerde-sakli-10-gizem

Antik iskeletlerde saklı 10 gizem

03 Kasım 2019 Pazar 18:13

ÜLKE GÜNDEMİ

Değnekçi terörüne İBB’den yeni önlem!

İBB, İSPARK’ın mesai saatleri dışında, kent genelindeki açık otoparklarda vatandaşlardan parklanma adı

Gar katliamında gizli dosya skandalı!

Ankara’da 10 Ekim 2015’te 100 kişinin öldüğü Tren G arı katliamına ilişkin, savcılığın, 9 klasörlük

Cumhuriyet tarihinin en büyük fişlemesi

TBMM İçişleri Komisyonu’nda görüşülen Torba Kanun Teklifi ile derneklere, üyeleri ile üyeliği sona

Saray'a giden CHP'liyi biliyorum

Sözcü gazetesi yazarı Rahmi Turan, 'Müthiş haber' başlıklı dünkü yazısında Cumhuriyet Halk Partisi'nden

‘Benimle mezara gidecek’ demişti

FETÖ’nün, Balyoz ve Ergenekon kumpasları başlamadan kısa bir süre önce emekli olan ve bu sabah aramızdan

MHP'den Rahmi Turan açıklaması

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Sözcü gazetesi yazarı Rahmi Turan'ın bugünkü yazısıyla ilgili

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL