TSK Mehmetçik Vakfı

12 Kasım 2018 Pazartesi

Dünyanın ilk süper kahramanı 'Gılgamış'

dunyanin-ilk-super-kahramani-gilgamis

Mezopotamya yazılı edebiyatın ilk eserlerinden sayılan Gılgamış, insanın varoluşsal kaygılarından “ölüm” kaygısının Gılgamış’ı sürüklediği yolculuğun efsanesidir. Bundan beş bin yıl önce doğduğu varsayılan destan, Mezopotamya ekininin ayrılmaz bir parçasıdır.
04 Kasım 2018 Pazar 22:54

Kendi kendini eğitmiş bir araştırmacı British Museum’da yer alan kırık kil tabletler arasında saklı dünyanın en eski yazılı destanını buldu.

 

MÖ 8. yüzyıla tarihlenen, Irak’ta bulunmuş bu heykelde Gılgamış, aslanı kolayca alt ederken gösteriliyor. C: Musée du Louvre

 



19. yüzyılın sonlarında Ninova’dan çıkarılan kırık kil tabletlerin üzerinde dünyanın en büyük hazinelerinden biri yazılıydı. Günümüzde tarihin en eski destansı şiiri olduğu düşünülen Gılgamış Destanı o dönemlerde henüz bilinmiyordu. Sıra dışı araştırmacı George Smith’in doymak bilmeyen merakı olmasaydı yarı tanrı Gılgamış’ın hikayesi tabletler arasında yitip gitmiş olacaktı.

 

Viktorya Dönemi İngiltere’sinde toplumsal basamakları tırmanmak hiç de kolay değildi. Birçokları için, saygın bir yer olan British Museum’da bir kariyer sahibi olmak bir hayalden öteye gidemiyordu, ancak George Smith zorlukları yendi. 1840’da Londralı orta halli bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen George Smith antik Mezopotamya’nın çivi yazılı tabletlerini çözmekle kalmadı, aynı zamanda antik tarih hakkındaki çağdaş algıları yerle bir eden bir keşfe de imza attı.

 

Kendi kendine Akadça öğrendi

Smith, 14 yaşına geldiğinde okulu bırakarak banknotlar üzerine karmaşık gravürler yapmakta uzmanlaşmış bir yayınevinde çırak olarak işe başladı. İş görsel detaylara ve desenlere yoğun dikkat gerektiriyordu, Smith kendisine daha sonra çok yardımcı olacak bu dikkat ve beceriyi çıraklık dönemi boyunca kazanmıştı.

 

Şans eseri, iş yeri Bloomsbury’deki British Museum’a hayli yakın olan Fleet Caddesi üzerinde yer almaktaydı. 1860’da Smith içinde gittikçe büyümekte olan Mezopotamya merakını bastırmak için öğle tatillerini müzede geçirmeye başladı. Austen Henry ve diğer arkeologların o dönemde günümüz Irak’ının Musul şehri yakınlarında yer alan Ninova kentinde yaptıkları araştırmalar özellikle ilgisini çekiyordu. Müzede kil tabletlerin arasında saatler geçiriyor, üzerlerinde yazılanları çözmek için kendini eğitiyordu.

 

Kendi kendini yetiştiren araştırmacı George Smith British Museum’daki kırık kil tabletlerden Gılgamış Destanı’nın parçalarını bir araya getirdi.

 

Tabletler, Sami dillerinin en eskisi olan ve çivi yazısıyla yazılan Akadçaydı. Yazı karakterleri, kalem niyetine kullanılan nesnenin tablet yüzeyine bastırılmasıyla oluşturuluyordu. Ortaya çıkan karakterlerin çiviye benzemesi nedeniyle bu yazı türü çivi yazısı olarak isimlendirilmişti. Tabletler üzerinde yazılanları çözümlemek sabır ve fedakârlık isteyen bir işti. Zamanla, ilgili bölümde çalışan araştırmacılar Smith’in tabletleri iyi bir şekilde anlamlandırabildiğini fark etti.

 

Dönemin en önde gelen çivi yazısı uzmanı Sir Henry Rawlinson’a bu yetenekli ziyaretçiden bahsedildi. Layard’la birlikte Ninova’da çalışmış olan Rawlinson Smith’le tanışmak istedi, yeteneklerinden çok etkilenmişti. Smith üstü kırık kil tabletlerle dolu bir masada hangi parçanın nereye uyacağını bulabilecek kadar ustalaştığını kanıtlamıştı.

 

1861’de Rawlinson müze yönetimini, koleksiyonunda yer alan çok sayıda kil tableti düzenlemek için Smith’i, ilkin yarı zamanla olarak, işe almaları konusunda ikna etti. Sayıları bini aşan tabletler MÖ 7. yüzyılda Asur kralı Asurbanipal tarafında inşa ettirilen Ninova kütüphanesinden getirilmişti. Neo-Asur İmparatorluğu Mısır’dan Anadolu’ya uzandığında yazılan tabletler, 1850’lerde Layard’ın çırağı Hormuzd Rassam tarafından keşfedilmişti. Akadça bilenlerin sayısı oldukça az olduğundan, toplanılan eserlerin birçoğu müze deposunda tozlanmaya mahkûm edilmişti. İlerleyen yıllarda, Smith eski dillere dair bilgisini mükemmelleştirip, nihayetinde bir uzman olarak diğerlerini geride bıraktı.

 

20. yüzyılda yeniden inşa edilen Nergal Kapısı ilk olarak MÖ 7. yüzyılda Ninova’da yapılmıştı. Kentin en güçlü olduğu zamanda dikilen diğer anıtlar arasında Gılgamış tabletlerinin de saklandığı Asurbanipal Kütüphanesi yer almaktadır.

 

Antik bulmacayı çözmeyle geçen günleri büyük bir aydınlanma takip etmişti. Smith, müzedeki işinin ilk on yılında, Yahudi tarihindeki olayların kronolojisini belirlemeyi başardı, böylelikle Eski ve Yeni Ahit kronolojisine de ışık tutmuş oldu. Daha fazla tablet bulma umuduyla Orta Doğu’ya gitmek istese de müze Smith’in Londra’da kalmasını ve halihazırda koleksiyonda bulunan tabletleri tercüme etmesini istedi.

 

Destansı bir tufan

Smith’in en büyük umudu çalışmalarının kırık kil tabletlerde yazılanlarla Eski ve Yeni Ahitte anlatılanlar arasındaki bağlantıyı ortaya çıkarabileceğiydi. Müzede sürdürdüğü on yıllık çalışmanı ardından çığır açan bir buluşa imza attı. Kasım 1872’e Ninova’dan getirilen bir tablet ilgisini çekti. Konuyla ilgili olmayan bir kimse için, tablet K.3375 olarak adlandırılan bu tablet parçası, diğer tüm kırık tabletlerden pek de farklı gözükmeyecekti. Ancak, tablet üzerindeki merak uyandırıcı kelimeler Smith’i çokça etkiledi ve zihninde bir şeyler uyandırdı. Yazının büyük bir kısmı kir tabakası nedeniyle okunamıyordu. Hırslı bir adam olan Smith tablet temizlenene kadar, sinirleri piyano telleri kadar gerilmiş halde birkaç gün beklemek zorunda kaldı.

 

Temizlenmiş tabletler önüne konduğunda, karakterleri çözümledi ve önsezisini doğruladı. Tablette büyük bir tufandan bahsediliyor ve bahsedilenler Eski Ahit’in Yaradılış bölümünde geçen Nuh Tufan’ıyla temel ölçüde örtüşüyordu.

 

Fotoğrafta gösterilen, MÖ 7. yüzyıla tarihlenen Tufan Tableti Smith ve tüm dünya için Gılgamış Destanı’nın büyülü dünyasının kilidini açmıştı. C: British Museum

 

“Üçüncü satıra bakarken gözüm geminin [bazı araştırmacılar tarafından Kuzey Irak’ta yer alan gerçek bir dağ olarak tanımlanan] Nizir dağlarına oturduğundan daha sonra yerleşecek bir yer olup olmadığını anlamak için bir güvercinin geminin dışına salındığından ve kuşun geri döndüğünden bahseden kısma takıldı. O an Tufan söylencelerinin en azından bir kısmını keşfettiğimi fark ettim”

 

Smith keşfin verdiği heyecanla odanın içerisinde kendinden geçmiş bir şekilde, sevinç çığlıkları atarak koşmaya başladı. Anlatılanlara göre, meslektaşlarından biri neler olup bittiğine bakmaya geldiğinde Smith’i sevinçten üstünü başını çıkarmış halde buldu.

 

Smith’in çalışması büyük tufana dair söylenceleri de içeren Mezopotamya yazıtlarının Yaratılış Kitabı’nda bahsedilenlere benzer olduğunu ortaya çıkardı. Ancak, tabletler Eski ve Yeni Ahitten oldukça eskiydi, bu da büyük tufan hikayesini sanıldığından çok daha geriye tarihlendiriyordu.

 

Smith’in keşfi hem akademisyenler arasında hem de kamuoyunda büyük bir sansasyona yol açtı. Londra Daily Telegraph gazetesi, birtakım ayrıcalıklar karşılığında Smith’e Orta Doğu’da yürüteceği bir kazı çalışmasına maddi destek sağlamayı teklif etti. Böylelikle ilkin tercümelerle başlayan hikayesini tamamlamak için kayıp parçaların peşine düşebilecekti.

                                                 

Gılgamış Destanı ortaya çıkıyor

Smith’in arkeolojik kariyeri hızla ilerledi; Ninova’daki kazı çalışmaları sırasında tesadüfen, tufandan bahseden tabletin kayıp satırlarına denk geldi. O yılın ilerleyen zamanlarında, diğer parçaların da bulunmasıyla Smith yavaş yavaş boşlukları doldurmaya başlamıştı.

 

Bulduğu parçaları birleştikçe, bir şiir şekillenmeye başladı. Günümüzde Gılgamış Destanı olarak bilinen bu epik şiir o dönemde araştırmacılara tamamen yabancıydı. MÖ 1800 dolaylarında yazıldığı düşünülen destan, dünyanın en eski edebi yapıtlarından biri sayılıyor. Destanda Gılgamış isimli bir yarı tanrının ölümsüzlüğe ulaşmak adına çıktığı yolculuktan, diğer maceralarının yanı sıra bu yolculuk sırasında insanlığı yeryüzünden silip süpüren bir tufanın hikayesini dinlemesinden de bahsediliyor. 1870’lerde Smith tercümelerini birkaç kitap halinde yayımladı, bunlardan en bilineni Yaratılış’ın Keldânilerce İzahı adlı kitabı.

 

Hayalleri yarıda kaldı

Smith’in kariyeri kısa ömürlü oldu. Orta Doğu’daki antik kentlere seyahat etme arzusuna rağmen Smith fiziken bölgenin iklimine ayak uyduramadı. Kazı çalışmaları boyunca, bir ihtimal sıcak havadan kaynaklanan bir hastalıktan muzdarip oldu.

 

Ağustos 1876’da, bölgeye yaptığı üçüncü seyahat sırasında, Suriye’de dizanteriye yakalandı. Yardımcısı onu Halep’e taşımak için katır arabası hazırladıysa da ihtiyacı olan tıbbi müdahale çok gecikmişti. Araştırmacı kişiliğiyle Asuroloji ve Eski/Yeni Ahit incelemelerinde bir çığır açan, keşifleri sonraki yüzyılda gerçekleştirilecek önemli arkeolojik kazılara ilham veren bu büyük adam 36 yaşında Suriye’de vefat etti. National Geographic./arkeofili
                               
İŞTE GILGAMIŞ DESTANI

Dönemin güçlü ve büyük medeniyeti Sümerlere ait olan destan, Akadça olarak taş tabletlere yazılmıştır. On iki tablet olarak yazılmış bu eserin birçok dizesinin kayıp ve okunamaz durumda olmasına rağmen, destan bütünlüğünü ve anlaşılırlığını korumaktadır. Destan, bölgenin çeşitli yerlerinde yürütülen kazılarla ortaya çıkarılan tabletlerin okunmaya başlamasıyla kendini bir kere daha insanlığın büyük öyküsüne dâhil etmiştir. Bozkırkurdu’nda Herman Hesse, “Sonsuzluk içinde sonraki kuşaklar diye bir şeyden söz açılmaz, birlikte yaşamalar vardır sadece.” s.165 sözünü doğrular nitelikte, yaptığımız okumalar, araştırmalar, söyleyişlerle destan ve destana adını veren Gılgamış günümüzde de yaşamımızda var olmaktadır.


Destanın başkahramanı Gılgamış, Uruk kentinin yöneticisi, bir dev olduğunu da düşünebileceğimiz (destanda boyunun yedi metre olduğu belirtilir) güçlü, kuvvetli birisidir. O yıllarda hayvan sürülerinin liderlerinin seçimi gibi insan topluluklarının krallarının da diğerlerinden daha üstün fiziksel niteliklere bağlı olarak belirlemesi, dönemin niteliklerine uygundur. Politeist bir toplumda ayrıca liderlerinin hamuruna Tanrılık katmasından daha anlaşılır bir şey olamaz. “Üçte ikisi tanrı / Üçte biri insandı.” S. 67 Bu nedenlerden kaynaklı olsa gerek halkını memnun edecek işler yapsa da kendine denk bir dostu olmadığından sıkılmakta ve taşkın hareketleriyle halkının tanrılarına “onu oyalamak için, Gılgamış’a denk birini yaratması için” dua etmesine sebep olmaktadır.


Destanın başlangıcında ve devamında gördüğümüz halk ve söyledikleri, daha sonra Yunan tiyatrosunda koronun oynadığı rolü oynamakta ve koronun yazılı edebiyattaki ilk yansımasını bize sunmaktadır.


Campell’in belirlediği Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’nun aşamalarına göre destana ve Gılgamış’ın serüvenine bakmadan önce şunları belirtmekte fayda var. Kahramanın yolculuğu, tümüyle gerçek A diyarından B diyarına, uzak bir ormana, bir sihirli işler ülkesine ya da hemen herkesin bildiği masaldan örnek verirsek bir fasulye tanesiyle, bulutların üstüne yapılabileceği gibi içsel bir yolculuk da olabilir. Aynı zamanda bir büyük yolculuğun içinde daha başka kendi içinde döngüsü kapanan ve başlangıç noktasına dönen birkaç öyküyü de içinde barındırabilir. Destanın içinde ölümsüzlük arayışına yönelten ve bir eşik olarak da görebileceğimiz Humbaba’nın öldürülmesi için Gılgamış’ın Enkidu ile çıktığı yolculuk buna örnek olarak verilebilir. Burada da döngü tamamlanır. Humbaba öldürülür ve yaşadığı ormanın sedirleri kesilip, Uruk kentine sedirlerle dönülür.


Bu kısa anlatı kendi içinde bir küçük öyküdür ve diğer tüm anlatılarda olduğu gibi burada da öyküyü seyirlik kılan Gılgamış’ın içinde gelip gittiği duygusal gelgitlerdir. Korkunun ve vazgeçmenin sularında yüzen Gılgamış kendisiyle bu yolculuğa çıkan Enkidu’nun rehberliği ve tanrıların desteği ile Humbaba’yı öldürmeyi başarır. Kendisine insanüstü ilk başarıyı kazandıran bu yolculuk destan içinde bir eşiğin geçilmesinin anlatımıdır.


Onu zafer sonrası giyinip, süslendiği sırada gören Tanrı İştar, Gılgamış’a aşkını sunar ve beraber olmalarını ister. Oysa Gılgamış kendisini gökyüzü boğasının belasına uğrayan halkını kurtarmasına yol açan gelişme de böyle yaşanır. Gılgamış, İştar’ın aşıklarının akıbetini hatırlatarak bu beraberliğe yanaşmaz. Yukarıda belirttiğimiz, destanı asıl ekseninde tutan, kahramanın değişimi, tüm karakterler açısından gerçekleştiğinde öykünün cazibesinin de artmasına sebep olmaktadır. Bu değişimi en hızlı İştar’da gözlemleriz.


Gılgamış’a büyük vaatlerde bulunan ve ona aşkını sunan İştar birden Gılgamış’a düşman kesilir ve intikam almak için babasından Gökyüzü Boğasını ister. Onu bu konuda ikna eden İştar, halkının kıtlıkla karşılaşacağını bilmektedir. Tuhaf bir biçimde kendisi bolluk ve bereketinde simgesi olan tanrıdır. Hareketleriyle halkın yıkımına ve ölümüne sebep olan gökyüzü boğası yine Gılgamış tarafından alt edilir.


Fakat Gılgamış’ın destanın başından beri gözlemlenen dramatik hatası, Humbaba’nın öldürülmesiyle tanrılar tarafından cezalandırılan Enkidu’nun ölümüyle su yüzüne çıkar.


Burada belki Enkidu’nun bir gölge kişilik ya da kahramanın kurtulması gereken özelliklerini temsil eden bir arketip olduğundan da bahsedilebilir ama bu yorum daha çok psikolojik bir tahlili gerektirdiğinden destanda temsil ettiği Tanrılar tarafından Gılgamış’a yaratılan arkadaş, dost, yaren sıfatları üstünden devam edeceğim. Ki destanın içinde dönüşümü yine Campell’in analizine oturmakta ve hatta vahşi doğasından, medeniyetin ve arkadaşlığın kıymetini bilen değişimiyle kendi içinde karakter dönüşümünü tamamladığını göstermektedir. Vahşi doğanın içinde yaşayan yabaniden, yeme, içme, giyinme, bireysel fikrini sunma ve kararlarını sergileme alışkanlıklarıyla “medeni” bir insana geçişi destanda rahatlıkla gözlemlenmektedir.

 

Enkidu, Humbaba’nın öldürülmesine karıştığından tanrılar tarafından cezalandırılır ve ölür. Onun destan içindeki serüveni, dostluğun onun bu zamansız ölüm cezasını bile sakin karşılamasına yol açacak kadar kıymetli olduğunu kabul etmesiyle son bulur. Ta ki kitabın başında da belirtildiği gibi bir yama anlatı olarak kabul edilen on ikinci tablete kadar, on ikinci tablette cehennemden kısa bir süreliğine çıkan Enkidu, daha doğrusu Enkidu’nun hayaleti, cehennemi ve orada olanları Gılgamış’a aktarmak için geri dönecektir.

 

Kahramanın değişimi ve dönüşümü daha doğrusu tüm hikayenin anlatılmasına sebep olan kahramanın gelişiminin ancak bu soyut ya da somut yolculukla mümkün olduğunu bir kere de Enkidu göstermektedir.

 

Destan, Campell’in sistematiğe oturttuğu, kahramanın sonsuz yolculuğu aşamalarında şöyle takip edelir.

 

Sıradan günün dünyası; Tufan sonrası özellikle Kral Gılgamış’ın yaptıklarıyla bayındır hale gelmiş Uruk şehri ve oradaki yaşam.

 

Maceraya çağrı; Enkidu ve Gılgamış’ın karşılaşmaları

 

Çağrının reddi; Enkidu ve Gılgamış’ın kapışmaları

 

Doğaüstü yardımcı; Burada Gılgamış’ın annesi Ninsuna, rüya yorumları ve verdiği tavsiyelerle bu özellikleri barındırır. Tanrılar keza öyle ve hatta daha çok da Enkidu.

 

İlk eşiği geçiş; Humbaba’yı öldürmek için çıkılan yolculuk ve ganimetle dönüş.

 

Balinanın karnında; Uruk kenti, ölümsüzlük arayışına kadar geçen süre ve olaylar.

 

Çöküş, başlayış, giriş; Enkidu’nun hastalanması, Gılgamış’ın Enkidu’yu kaybetmesi üstüne yaşadığı derin acı, ölümle yüzleşmesi ya da başka bir ifadeyle kendi ölümlülüğünün hezeyanına kapılması.

 

Sınamalarla karşılaşılan yol; Uruk’tan ölüm acısı ve ölümsüzlük arayışıyla çıkış.

 

Tanrıçayla tanışma; İlginç bir biçimde Gılgamış’ın serüveninde bir tanrıçayla karşılaşılmaz sadece Hutanapişti, Gılgamış’a asıl yapması gerekenleri öğütlerken, bir kadını mutlu etmesinden bahsederken görürüz.

 

Baştan çıkaran kadın; Tanrıça İştar.

 

Babanın onayı; Hutanapişti’nin Tufan’ın nasıl oluştuğunu Gılgamış’a anlatması.

 

İlahlaşma; Hutanapişti’nin ona Tanrıların bir sırrını anlatması ve gençlik otunu nereden bulacağını öğretmesi.

 

Nihai ödül; Ona uzun bir yaşamı da vadeden gençlik otunu bulması.

 

Dönüş; Kayıkçı Urşanabi’yle yola çıkma.

 

Dönüşün reddi; Gençlik otu’un yılan tarafından kapılması ve

 

Gılgamış’ın serzenişi “Tekneyi de kıyıda bıraktım / Ve ondan (çok) uzaktayım artık!” s.209

 

Büyülü kurtuluş; “İki yüz kilometre yürüdükten sonra/Azık yediler/Bir üç yüz kilometre (daha) yürüdükten sonra/Konakladılar/Ve (sonunda)/Ağıllı-Uruk’a vardırlar!

 

İçsel kurtuluş; Uruk’un surları ve Uruk’u kayıkçıya anlatması

 

Eşiği geçiş; Uruk’a varış.

 

Dönüş; Enkidu’nun hayaletinin cehennemden çıkarma isteği.

 

İki dünyanın efendisi; Enkidu’nun hayaletinin cehennemde açılan bir delikten çıkması, sanki insanmış gibi Gılgamış’la sarılmaları ve cehennemde neler olduğunu ona anlatması.

 

Yaşama özgürlüğü; Gılgamış’ın daha uzun yıllar Uruk’u yönettir. Destanın yazıya dökülmesi sırasında tanrıların adı yazılırken yanına koyulan yıldız işaretinin Gılgamış’ın adının yanına da koyulmaktadır. Böylece ölümünden sonra Gılgamış, adının yanına yıldız konularak destanı yazanlar tarafından tanrı olarak adlandırılır.

 

Gılgamış’ın ölümsüzlük sevdasından vazgeçmesini ya da ölümsüz olamamasını kabullenirken yılan kaptırdığı uzun yaşam ve gençlik otunun aslında bize nasıl yaşamamızla ilgili bir ödül/iksir sunduğunu söyleyebilir miyiz? Ne de olsa yılanın temsil ettiği bilgelik aynı zamanda bilgi edinmeyle ya da öğrenmeyle geçecek bir ömrün ölümsüzlük sevdasından daha keyifli bir hayat vaat ettiği bilgisi de olabilir mi? Bu gibi sorular çoğaltılabilir ama cevap vermek, sadece kişisel bir düşünce paylaşımı olacaktır.

 

Peki kahramanlık destanlarının bu ilk yazılı örneğinin benzerleriyle taşıdığı ortak özellikler nelerdir? Direnmenin Estetiği’ne Güven’de Gökbenli, Zirmunskij’ göre kahramanlık destanlarının benzerlikleri şöyle sıralar.

 

“Kahramanın mucizevi şekilde dünyaya gelişi, erken döneminde yaptığı iyilikler; fevkalade bir savaş atını ve doğaüstü gücü olan bir kılıcı kazanması; kahramanın ve savaş arkadaşlarının sayısız düşmanla –ejderha ve başka yaratıklarla ya da korkunç çirkin ve inanılmaz güçte bir canavarla yaptıkları çatışmalarda- kanıtladıkları cesaretleri ve güçleriyle geleneksel biçimde idealize edilmeleri.” İşte Gılgamış, bir destan kahramanı yapan özelliklerinin ortak kümesi budur.

 

Büyük dinlerin anlatılarında yer alan Tufan’in ilk kez yazılı bir eserden okunmasının yaratacağı şaşkınlığa, değişmeyen semboller diyarından bakarsak tekrarlanan rakamları, yılanı, karanlığı, rüyaları ve pek çok başka şeyi görebiliriz. Destan bize baktıkça derinleşen yapısıyla bu zenginliği rahatlıkla sunar.

 

Sonuç olarak, öykücülük sanatının, dünyayı daha iyi bir yapma ve bizi iyileştirmek için sahip olduğu güçlü etkinin, günümüzden binlerce yıl önce anlatıla gelen bir öykünün çivi yazısıyla tabletlere aktarılması üstüne günümüze kadar geldiği söylenebilir. Gılgamış’ın yapması gerekeni öyle ya da böyle kabul etmesini sağlayan dünyeviliği ve Uruk’a dönüşü, onu bu günlere dek taşıyarak, dolaylı olarak aradığını bulmasına ve ölümsüzlüğü başka bir biçimiyle yakalamasına olanak tanımıştır.

 

Ursula’nın Kadınlar, Rüyalar ve Ejderhalar kitabında söylediği gibi; “Bu tür mitler, simgeler, imgeler, aklın sorgulaması karşısında yok olmazlar; ahlaki, estetik, hatta dinsel incelemeler bile onların büzüşüp kaybolmasına yol açmaz. Tam tersine: ne kadar bakarsanız, o kadar çoğalırlar. Ne kadar düşünürseniz, anlamaları o kadar artar.” S.102

 

SAsyfamızda yer alan İşte Gılgamış destanı başlıklı bölüm *Gılgamış Destanı kitaplarından, “Bottero, Jean. Gılgamış Destanı Ölmek İstemeyen Bir Büyük İnsan. Çeviren: Orhan Suda, Üçüncü Baskı. YKY Yayınları, Eylül 2008, İstanbul.” kitabı okunarak yazılmıştır.

 

 

Haberin etiketleri:

gılgamış, gılgamış destanı


Haber okunma sayısı: 109

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

imparatorlar-yataklarinda-olmez

İmparatorlar yataklarında ölmez

10 Kasım 2018 Cumartesi 18:05
30-milyar-dolarlik-sir

30 milyar dolarlık sır

12 Ekim 2018 Cuma 09:14
leydi-godivanin-ciplak-gercegi

Leydi Godiva'nın çıplak gerçeği

25 Eylül 2018 Salı 14:26
seytanin-incili-codex-gigas

Şeytanın incili Codex Gigas

07 Eylül 2018 Cuma 18:36

ÜLKE GÜNDEMİ

Diyanet İşleri Başkanı'na zor soru

Milli Kurtuluş Savaşı için “Keşke Yunan gelip gelseydi” diyen Kadir Mısıroğlu’na bir tepki de İYİ

Böyle etik dışı, davranışları hayretle karşılıyorum

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, TBMM'de CHP İstanbul Milletvekili Emine Gülizar Emecan ile

Yakında göller kuruyacak

İYİ Parti Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin yakın

Daha çok sömür ki AKP yaşasın

HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan, sağlık alanında düzenlemeler içeren kanun teklifine ilişkin, "Türkiye'de

AKP'li belediyeden 'adrese teslim' ihale

AKP’li Burhaniye Belediyesi’nin akaryakıt alımına dair ihalesindeki rekabeti engelleyen maddeler nedeniyle

Suriyelilere şehit çocuğu ayrıcalığı

Adana Valiliği, kentteki Suriyeli çocukların ikametgahına bakılmadan okul kayıtlarının yapılması için

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL