TSK Mehmetçik Vakfı

25 Eylül 2018 Salı

Bilimin çözemediği sırlar ve olaylar

bilimin-cozemedigi-sirlar-ve-olaylar

Asırlardır gizemi anlaşılmaya çalışılan varlığı ve yokluğu tartışılan somut kanıtlara sahip olunamadığı için sır olarak kslmayı devam ettiren bilimin bir türlü açıklama yapamadığı gizemli bazı olayların listesi
07 Aralık 2017 Perşembe 21:42

 Modern tıp artık pek çok hastalığın çaresini buluyor, son 10 yılda teknolojide gelinen nokta hayal sınırlarımızı zorluyor. Ancak bütün bu sevindirici gelişmelere karşın, evren ve güzel gezegenimiz Dünya, hikmetini bir türlü çözemediğimiz sırlarla dolu.

 

Üstelik bu konularda yürütülen çalışmalar, araştırmalar da en azından yakın gelecekte pek umut verici görünmüyorlar.

 

Amerikan LiveScience dergisinde, yüzyıllardır gizemi çözülmeye çalışılan, varlığı ve yokluğu tartışılan, somut kanıtlara sahip olunamadığı için ‘sır’ olarak kalmayı sürdüren, bilimin bir türlü kesin ve akla yatkın bir açıklama sunamadığı tuhaf, ürpertici, merak uyandırıcı, en çok konuşulan ‘10 Gizemli Olgu’nun listesi yayımlandı.



 

Hayaletlerden UFO’lara, psişik güçlerden ‘déjà vu’ duygusuna kadar tartışılan ve açıklanamayan 10 fenomen sizi bekliyor.

 

1 – BEDEN / ZİHİN BAĞLANTISI

 

Bir efsaneye dönüşen ‘plasebo etkisi’ zihinle beden arasındaki muhteşem ilişkinin en basit kanıtı.

 

Bu etki kendini şöyle gösteriyor: Sahte, yani aslında ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından habersiz denekler, dertlerine derman olacak bir hap ya da şurup içtiklerini düşündüklerinden kendilerini daha iyi hissediyorlar. Üstelik etki kimi zaman bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde de düzelme görülüyor.

Bazen de bu ‘yalancı’ ilaçların işe yaradığını kanıtlamak istercesine, içtiklerinin etkisiyle acı çekiyorlar. Plasebo deneklerine bakınca, insan ister istemez, zihin neye inanırsa bedeninin de onu yaşadığına hüküm getiriyor.

Pek çok uzman, zihnin yardımıyla bedenin kendi kendini iyileştirebilme kabiliyetinin, modern tıbbın yaratabileceği bir ‘mucize’den kat be kat büyüleyici olduğuna inanıyor.

 

2 – HAYALETLER

 

“Ölü insanlar görüyorum” repliğiyle zihnimize kazınan ‘Altıncı His’ filminden, lisedeyken ev partilerinde pek çoğumuzun katıldığı masum ruh çağırma seanslarından, çocukken masal gibi dinlediğimiz korkulu hayalet hikâyelerine kadar ruhlar üzerine hep konuşulur.

 

Hayaletlerin varlığı hakkında ciddi bir kanıt olmamakla birlikte, onları gördüğünü, onlarla konuştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla anlatan -içten ya da değil- şahitler, pek çoğumuzun yakın çevresinde bile mevcut.

 

3 – DEJA VU

 

Fransızca bir kelime olan ‘déjà vu’, Türkçede ‘daha önce görülmüş’ anlamını taşıyor. 

 

Deja vu, yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusudur. Kısacası bir ânı daha önceden yaşamışlık hâlidir. Yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamış veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusu pek çok kişide zaman zaman yaşanmaktadır. Bu anı daha önce yaşamıştım… Buraya daha önce gelmiştim… Bu olayı rüyamda birebir görmüştüm… Bu cümleler sayısız insanın kullandığı sıra dışı bir olayı anlatır. Deja vu, bize bir şeyleri tekrar tekrar yaşatır sanki..

 

Bazı epilepsi hastalarının kriz geçirmeden önce Deja vu hissi yaşamış olmaları diğer ilginç tespittir. Hatta bazı doktorlar sık Deja vu hissi yaşayanların sağlıksız olduğunu ve tıbba başvurmaları gerektiğini söyler. Lakin beyin dalgaları ile ilgili bilgilere baktığımızda ilginç bir gerçekle karşılaşırız. Durugörü, medyumluk, şifacılık gibi uygulamalar sırasında beyinden dağılan dalga boyları ile epilepsi krizi sırasında dağılan beyin dalgaları aynı frekanslardadır. Yoga ve pek çok inisiyasyon uygulamasında deneysel olarak çalışan para psikologlar, Alfa dalga durumunun telepati, duru görü ve kehanetlerle alakası olduğunu bilmektedirler. Bu dalgaların düzene konulması için önerilen çalışmaların başında ise nefes egzersizleri geliyor. Çünkü nefes egzersizleri ile beyin dalgaları değiştirilebilir ve yönetilebilir.

 

4 – TAOS UĞULTUSU

 

“The Hum” (Uğultu), gizemli ve kaynağı bulunamayan, dünya genelinde belli bölgelerde yaşayanların %2’si ila 9’u tarafından duyulan seslere verilen addır. Kalıcı ve düşük frekanslı uğultu olan “Hum”, dünyanın çeşitli yerlerinde özellikle küçük yerleşim birimlerinde “vızıltı” şeklinde sürekli olarak duyulmaktadır. Bu gürültülü ses gizemli uğultu, vızıldama, guruldama, sesli kabus gibi kelimelerle tanımlanırken İngilizcede “Hum” (The Hum), Türkçede ise “Uğultu” olarak bilinmektedir. Duyulduğu bölgeler başta olmak üzere dünya genelinde yüzlerce hikayeye de kaynak olan “hum”ların gerçek nedeni henüz öğrenilebilmiş değildir. Bu uğultu dünyanın en esrarengiz olaylarından olup milyonlarca insanın yaşamını etkileyen hatta intihara sürükleyen bir olay olarak hala bilinmezliğini korumaktadır.

 

Hum, vızıldama olarak 1950’lerin sonunda İngiltere’de duyulmuş ve 2.000 insanın şikayetiyle ve 1995 yılında hazırlanan bir raporla onaylanmıştır. 1980’lerde İskoçya’daki Largs kasabasında kıyıdaki insanları rahatsız eden bir ses olduğu söylenmiştir. 1992 yılında Amerika’nın New Mexico bölgesinde baş gösteren Hum Fenomeni, bir piyano uğultusu gibi başlamış ve 66 hertz olduğu tespit edilmiştir. New Mexico şehirlerinden olan Taos’un batısında “Taos Hum” adının verildiği bu fenomenden hastalanan herkesin bakımını “New Mexico Üniversitesi” üstlenmiştir.

 

1999 yılında ise Amerika’daki İndinia Kokomo’da 100 kişi fiziksel şikayetlerde (eklem ağrısı, bulantı, ishal, yorgunluk) bulunmuş ve 2003 yılında kasaba boşaltılmıştır. Kokomo en fazla zarar gören yerler arasında olduğu için, belediye uğultuyu araştırmaya koyulmuştur. Kesin bir sonuç bulamayıp kimyasal duyarlılık, jeo-manyetik olaylarla Hum’u bağdaştırmıştır ama kasabaya geri dönen insanlar uğultuyu hala duyduğunu söylemiştir. 2008’de Kanada’daki Alberta eyaletinin Calgary kentinde 40 hertz olarak titreşim şeklinde bir uğultu duyulduğu söylenmiş ve toplumun %20’si etkilenmiştir. 2012 yılında İrlanda Kerry’de, Washington Seattle’da, Yeni Zelanda Wellington’da uğultu şikayetleri olmuştur.

 

Genellikle izole ve küçük yerleşim birimlerinde geceleri duyulmaya başlayan ve önüne geçilemeyen bu ‘uğultu’, dünyanın birçok köşesinde binlerce insanın sinirlerini iflas etme noktasına getirmektedir. İngiltere’nin Bristol kenti; ABD’nin New Mexico eyaletindeki Taos ve İskoçya’nın Largs kasabası, ‘Hum’ eziyeti çeken yerleşim birimlerinden sadece birkaçıdır.

 

5-ÖNSEZİ

 

Bu yeteneği, parapsikolojinin diğer bilimleriyle karıştırmadan ele almak gerekir. Çünkü önsezi, aslında herhangi bir şeyi direkt ve doğrudan algılayıp kavrayabilmek. Önsezide yargıya varma ya da hesap yapma süreçleri yok. Kesinlikle herhangi bir sonuca varmadan, direkt ve doğrudan hissedilerek gerçekleşen bir yetenek. Başka bir deyişle, düşüncenin bir bütün olarak doğrudan ele alındığı bir görme biçimi. Bazı araştırma ve deneylere göre önsezi, beynin manyetik dalgaları algılamasıyla bağlantılı. Hatta halk arasında, “içine doğmak” olarak adlandırılan durumun da elektriksel dalgalarla ilgili olduğu düşünülmekte.

 

Önsezi, aslında gelecekte olacakları önceden görmek. Bir diğer adı da altıncı his. Genellikle hayvanlarda, insanlara göre çok daha fazla gelişmiş ve onların da ne düşündüğümüzü anlamalarına yarayan bir özellik. Bunun yanı sıra, bir çok insanda da fazlasıyla gelişmiş ve kişiden kişiye göre farklılıklar gösteren bir yetenek. Önsezi/altıncı hissi gelişmiş bir kişi, kısa veya uzun vadede gercekleşecek bir olay, gelişme, durum vb. gibi durumları önceden hissedip bilebilir. Olayları direkt hissederek doğrudan kavrar, bunu tahminlere ya da çeşitli deneylere dayandırmadan yapar. Gelecekle ilgili kararların, önemli durumların bugünden kontrol altına alınabildiğini ve olumsuz durumların önüne şimdiden geçilebildiğini düşünün… Bu yeteneği önemli mesleklere sahip insanlara uyarladığımızda, faydalarının ne boyutta olabileceği de ortaya çok daha net çıkabilir. Örneğin bir gemi kaptanı, pilot ya da uzun yol şöförünü ele alalım. Bu yetenek sayesinde, karşılaşabilecekleri tehlikeli ya da beklenmeyen durumlara karşı önceden hazırlıklı olabilirler. Ya da doğal afetlerin önceden bilinmesi, hissedilmesi ve böylelikle de can ve mal kaybının önüne geçilmesi mümkün olabilir.

 

Bazı özel durumlar vardır, bu durumları sadece yaşadığımız an hisseder ve anlarız. Önsezi de işte bu anlarda hissedilip geliştirilebilen bir yetenek. Bazı durumlarda, telefon çaldığında bizi arayanın kim olduğunu önceden tahmin eder, içimizi sebepsiz kaplayan bir sıkıntıdan sonra üzücü bir haber alır ya da gelecekte olacakları rüyamızda görürüz. Bunlara benzer durumlarla hepimiz en azından bir kere karşılaşmışızdır ama kimi insanlar bu durumlarla daha da sık karşılaşır. İşte tüm bunlar, duyular dışı algılama yeteneğinin göstergesi. Bu algı yeteneklerinin, varoluştan bu yana insanoğlunun içerisinde saklı olduğuna inanılır ve kimilerinde daha az gelişmiş durumdayken kimilerinde de daha fazla gelişmiştir. Önemli olan ise, bu durumun farkına varıp yeteneklerimize yön vermek ve hislerimize sonuna kadar güvenmek.

 

Önsezinin kadınlarda daha fazla gelişmiş olduğu iddia edilmekte. Bunun temelinde ise kadınların erkeklere kıyasla daha duygusal oldukları gerçeği yatıyor. Ama ikiz kardeşlerde, aşık çiftlerde ya da anne-çocuk gibi bağların olduğu durumlarda da kişiler arası önsezi fazlasıyla gelişmiş olabilmekte. Aslında bu durumu şu şekilde açıklayabiliriz; önsezi herkesde var ama bunun kişiden kişiye oranla seviyeleri farklı. Bu da bir çok kişinin içerisinde olup, ortaya çıkmayı bekleyen bir şey. Bu yetenekleri ortaya çıkartmak için çaba sarf etmeliyiz.

 

6-ASLA BULUNAMAYAN KAYIPLAR

 

Tarihte sebebi açıklanamayan bugün bile gizemlerini koruyan, artık efsaneleşmiş kayıp hikayeleri var. Arkalarındaki sır perdesi çok uzun yıllardır bir türlü aralanamıyor. 

 

ABD’de bir kış günü kuyusundan su çekerken kaybolan Oliver Larch’ın sırrı bugün bile çözülemedi. Geride sadece karda ayak izleri bırakan Larch’ın bu izleri de kısa süre sonra kardan kayboldu. Söylenene göre Larch’ın yardım çığlıkları ortalığı inletti.

 

19. Yüzyılın sonunda sırra kadem basan Larch’ın kimileri Indiana’da bazıları da North Wales’te kaybolduğunu iddia etti. Kuyuya düştüğü söylense de Larch asla iddia edilen kuyuda da bulunamadı.

 

1900 yılının aralık ayında üç fener bekçisi kayboldu. Arkalarında yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli birçok ekipman olduğu gibi duruyordu.

 

Yorucu araştırmalara rağmen bekçiler asla bulunamadı. Resmi açıklamada yükselen dalgaların bekçileri götürdüğü söylense de olay gizemini korumaya devam ediyor.

 

1920 ile 1950 arasında ABD’nin Vermont eyaletinde yer alan Bennington kentinde birçok kaybolma vakası yaşandı. Bunlardan en ilginci Tetford adlı bir adamın otobüste yolcuların gözü önünde kaybolmasıydı. 1949’da Tetford kalabalık bir otobüste gizemli bir şekilde kayboldu. Eski bir asker olan Tetford koltuğunda uyuyordu. Fakat otobüs son durağa ulaştığında Tetford ortada yoktu. Bagajı ve kişisel eşyaları ise otobüste olmasına rağmen otobüs son durağa ulaştığında Tetford’un koltuğu boş kaldı.

 

1946’da yine Bennington’da 18 yaşındaki öğrenci Paula Welden yürüyüşe çıktıktan sonra kayboldu. Glastenbury dağında yürüyüşe çıkan Welden yaşlı bir çiftle karşılaştı. Çift onu 50 metre kadar arkalarında yürürken gördü. Ancak tepelik alanda yaşlı çift Paula’yı gözden kaybetti. Welden’den bir daha haber alınamadı.

 

8 yaşındaki Paul Jepson yine Bennington’da 1950 ekiminde ailesine ait çiftlikte kayboldu. Hayvanlara bakıcılık yapan Paul’un annesi oğlunu çiftlikteki bir domuzla oynarken görmüştü. Kısa bir süre sonra oğlunu tekrar kontrol ettiğinde oğlunun orada olmadığını anladı. Arama çalışmaları sonuç vermedi.

 

Owen Parfitt felçten mustaripti. 1763 yılında İngiltere’de kız kardeşiyle evin dışında oturan Parfitt evinin önünde verandada ceketini sırtına sararak güzel havanın tadını çıkarmayı çok seviyordu. Felçli olduğu için hareket etmesi imkansızdı. Evinin karşısında çiftçiler ise günlük işlerini bitirmek üzereydi.

 

Akşam 7 gibi kızkardeşi yaklaşan fırtına sebebiyle abisini eve taşımak için komşulardan yardım istemeye gitti.  Geri döndüğünde ise felçli abisi ortada yoktu. Sadece sırtına aldığı ceketi oturduğu yerde kalmıştı. Bu gizemli olay 1933’e kadar çözülmeye çalışıldı. Ama arkada hiçbir ipucu olmaması Parfitt’in neden kaybolduğunun bilinememesine yol açtı.

 

İngiliz diplomat Benjamin Bathurst, 1809 yılında kayboldu. Hamburg’tan bir görev sonrası ülkesine dönerken Perelberg kentinde bir yerde akşam yemeği için mola vermişti.

 

Yemeğini bitirdikten sonra at arabasına atlamak için yardımcılarıyla birlikte arabaya yürüdü. Bathurst atları kontrol etmek için ön tarafa yürüdü. O andan itibaren hiçbir iz bırakmadan kayboldu ve bir daha asla bulunamadı.

 

1975 yılında Jackson Wright isimli bir adam, karısı ile New Jersey’den New York’a doğru arabasını sürüyordu. Bu seyahati tamamlamaları için Lincoln Tüneli’nden geçmeleri gerekiyordu. Tünelde arka camlarının kirlendiğini gördüler.

 

Wright’ın karısı camı silmek üzere arabadan indi. Wright o anda arkasını dönünce karısını göremedi. Arabadan indi ancak karısı yine yoktu. Wright anormal hiçbir ses duymadı, yapılan araştırmalar da sonuç vermedi. Bu olaydan sonra Lincoln Tüneli, “Zaman Tüneli” olarak anılmaya başlandı.

 

Çanakkale Savaşı’nın pek de bilinmeyen bir detayı da işte bu kayıp hikayesi. İngilizler adına savaşan 3 asker, 1915’te koca bir alay içinde kayboldu. Yeni Zelandalı askerler Çanakkale’de bir tepeye çıkarma yaptı. İngiliz askerlerle birlikte Yeni Zelanda’nın Norfolk alayı sisli bir havada ilerliyordu.

 

Ancak alaydaki askerler sis dağıldığında 3 arkadaşlarının ortadan kaybolduğunu fark etti. Bu gizemli olayı unutmayan İngilizler Çanakkale Savaşı bittiğinde 3 askerlerin rehin alındığını düşünerek Türkler’den iade istedi. Ancak Türkler askerlerin asla ellerine geçmediğini söyledi. Kaybolan askerlerin gizemli hiçbir zaman çözülemedi.

 

1880 yılında gerçekleşen bir gizemli kayıp olayının birçok tanığı da vardı. Birçok insanın gözü önünde bir aile babası kayboldu. Lang ailesinin iki çocuğu George ve Sarah Lang evlerinin önündeki bahçede oynuyorlardı. Ebeveynleri David ve Emma ön kapıya çıktı.

 

Baba David, at arabasıyla evlerine gelen arkadaşlarını karşılayacaklardı. Birkaç saniye sonra David, karısı, çocukları ve arkadaşlarının gözünün önünde bir anda kayboldu. Karısı Emma çığlık attı. Bu inanılmaz ana tanıklık hedenler hemen David’in gözden kaybolduğu noktaya panikle koştular.

 

David’in kaybolduğu noktada bir delik olup olmadığını kontrol ettiler. Bir delik ya da başka birşey yoktu. David’in karısı, arkadaşları ve etraftaki komşular yakın bölgede arama yaptı. Tüm aramalara rağmen David bulunamadı.

 

Tarihte bireysel kayıp vakaları çok gözüktü. Ancak 2000 adam, kadın ve çocuğun bir anda kaybolması belki de hiç rastlanmadı. 1930 kasımında Joe Laballe isimli avcı Kanada’nın Kuzeyinde bir Eskimo köyüyle haşır neşirdi. Balıkçılıkla geçinen bu köy avcıyla iyi bir diyalog halindeydi.

 

Labelle bir gün yine Eskimo köyüne giderken inanılmaz bir manzarayla karşılaştı. Tüm çadırlar boştu. Balıkçı biraz ilerlediğinde hala tüten birkaç kapkacak ve içinde yanmış etler buldu. Labelle bu manzara karşısında hemen yetkililere haber verdi. Yetkililer araştırmalara başladı ancak Eskimoların köyden ayrıldığını gösteren hiç bir ayak izi bulamadılar.

 

Araştırma toprak altına inince dehşet verici detaylar ortaya çıktı. Köylülerin köpeklerinin açlıktan öldüğü ve gömüldüğü anlaşıldı. Bir başka tüyler ürperten detay daha sonra keşfedildi. Eskimoların atalarının yattığı köy mezarlığı da boşaltılmıştı.

 

7-ÖLÜMDEN SONRA HAYAT

 

İnançsal arka planı ve kendi içindeki felsefesi hakkında fazla bilgi sahibi olunmamasına rağmen, 'ölümden sonra tekrardan doğmak' olarak özetlenen, arkadaş arasındaki muhabbetlerde sık kullanılan bir madde olan reenkarnasyon, yüz yıllardan boyu süregelen bir inançtır. 

 

Karma felsefesi ile ifade edebileceğimiz, ancak bunun dışında birçok farklı inançta da yeri bulunan, farklı başlıklar altında geçen reenkarnasyonu bu yazıda hem yaşandığı iddia edilen, resmi kayıtlara geçmiş olaylarıyla, hem de 'böyle bir şeyin imkansızlığını' savunanların sundukları bilimsel görüşlerle araştırmak gerekiyor

 

Budizm altında karma felsefesi, iç huzuru sağlamaya yönelik meditasyon uygulamaları ve reenkarnasyon dediğimiz bir doğum-ölüm döngüsü yer bulur. Budizm inanışına göre yeniden dünyaya gelme, rastgele bir olay değildir. İnsanın önceki yaşamında yaptığı iyi ya da kötü işlerin bir karşılığıdır. 

 

Ruhun göçü kavramı birçok dinde, farklı inanışta kendine yer bulmuştur, farklı isimler altında ya da isimsiz bir şekilde. Budizmde ise açıklaması reenkarnasyondur, ve gerekçesi insan duyuların tatminine yönelik arzu, var olma isteği ve Karma olarak açıklanmıştır.

 

Tek Tanrılı diğer inanışlarda olduğu gibi, İslam'da da ruh göçüne yönelik doğrudan bir şey yoktur. Ancak Bâtınî'lere göre, Kuran'da bazı ayetlerde ruh göçüne yönelik üstü kapalı ifadeler yer aldığı söylenmektedir. (Batıniler, ayetlerin aslında göründüklerinden daha da derin anlamlara sahip olduğunu düşünen, ayetleri buna göre yorumlayan bir akım). Ruh göçü ve dolaylı bir şekilde reenkarnasyonun İslam'la ilişkilendirilebileceğini öne sürenlerin Kuran'dan referans verdiği ayetler;

 

Allah’ın varlığını nasıl inkâr ediyorsunuz ki, sizi ölü iken O diriltti, sonra yine sizi O öldürecek, yine sizi O diriltecektir; nihayet ahirette yalnız O’na döneceksiniz. (Bakara, 28)

 

Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez. (Vakıa, 60-61)

 

Musevilik

 

Musevilik'in geleneksel yapısında ruh göçü kavramı yer almaz. Ancak farklı yorumlarda, reenkarnasyona yönelik izler olduğu görülebilir. Özellikle Kabala'da ruh göçü kavramının geçtiği görülür. Bazı Museviler, Hz. Adem'in önce Nuh, sonra İbrahim sonra da Musa olduğuna inanır. 

 

Hıristiyanlık

 

Reenkarnasyon, Hıristiyanlıkta ciddi şekilde tartışılan konulardan birisidir. 19. yüzyıldan sonra ortaya çıkan Hıristiyan akımlarının önemli bir kısmı ruh göçüne, reenkarnasyona inanır. Bu spritüel akımlara göre ilk Hıristiyanlar reenkarnasyona inanmaktaydı, ancak sonradan kutsal metinlerdeki bozulmalar sonucunda bu inanış yokedilmişti. Katolik teologların şiddetle karşı çıktığı bir konu olsa da, reenkarnasyon günümüzde birçok Hıristiyan mezhep ve kurum tarafından kabul görüyor, bunlardan bazıları Christian Community, Liberal Catholic Church, Unity Church, Christian Spiritualist Movement, Rosicrucian Fellowship ve Lectorium Rosicrucianum olarak biliniyor. 

 

Görüldüğü üzere birçok farklı inanışta ruh göçü kavramı yer bulmuş durumda. Ancak bu inanışlar, belirli bir başlık altında yer almıyordu. 19. yüzyılda Batı dünyasında okültizm, yani geçmiş dönemlerde, geleceğe yönelik medyumnik yollarla edinilen bilgiler bütünü alanında bir ilgi söz konusuydu.

 

Bu dönemde, deneysel spritüelizm alanında Fransız Allan Kardec, 1857 yılında yayınladığı 'Ruhların Kitabı' ile öte-alemci yapıları, ruh göçü çıkışlı düşünceleri 'reenkarnasyon' adı altında topladı. Kardec'in kitabında belirttiği ilkeler şu şekildeydi;

 

İnsan üç bölümden oluşur: Ruh, ‘perispri’ ve fiziksel beden. Perispri, ruh ve fiziksel beden arasında irtibatı sağlar, yarı-maddi bir yapısı vardır.

 

Can dediğimiz, ölüm olayı ile bedeni terk ettiğinde “ruhlar âlemi”nde doğar. Dünyada iken yaptığı iyilik ve kötülükler orada, hafızasında canlanır. Bir süre sonra, tekrar dünyada bedenlenir. Sınavlar geçireceği dünyada defalarca doğmasının amacı tekâmül etmektir. Fakat insan ruhu hiçbir zaman yeniden hayvan bedeninde doğmaz. 

 

Çünkü tekâmülde gerileme sözkonusu değildir.

Bütün ruhlar eşit yaratılmıştır denebilir. Fakat tekâmül dereceleri aynı kalmadığından aralarında, tekâmül farklarından kaynaklanan bir ruhsal hiyerarşi oluşmuştur.

 

Ruhlar yalnız Dünya’da değil, evrenin diğer dünyalarında da bedenlenirler.

 

Ruhlar âlemindeki bedensiz varlıklar, dünyadaki bedenlilerle gerek maddi gerekse manevi etkileşim içindedir. Ayrıca ‘medyum’lar aracılığıyla, bedensiz varlıklarla sesli veya yazılı iletişim kurulabilir.

 

Günümüzde reenkarnasyon yaşadığı düşünülen, bunu iddia eden kişiler eski yaşantılarına yönelik net hatıralar aktarabiliyor. Psikolojide bu durumu açıklayabilecek 'hayali anı sendromu' ya da sahte anı sendromu açıklayabilir. Gerçekte hiç yaşanmamış olmasına rağmen insanlar, gerçek kişi ve mekanlar ile bazı hatıraları zihninde oluşturabilir. 

 

Özellikle, çocukları ya da sevdikleri çok uzakta olan kişilerde bu durumun yaşandığı gözlenmektedir. Akla gelen bu anılar için metafiziksel yorumlar da vardır, reenkarnasyon bunlardan sadece bir tanesidir.

 

9-DUYU ÖTESİ ALGI

 

Duyu ötesi algı, beş duyumuz dışında eşyaları, olayları ve düşünceleri algılama yeteneğidir. Aslında hepimiz günlük yaşantımızda muhakkak duyu ötesi algıyı kullanıyoruz. Ancak çoğumuz buna altıncı his diyor geri kalanımız ise önemsemiyor. Çok az bir azınlık ise bunu hiç yaşamıyor.

 

Gözlerimiz kapalı iken bir bakıma üçüncü göz ile görmek demektir. Gözlerinizi kapattığınızda yalnızca karanlık ve siyah görüyorsanız durugörü yeteneğiniz ya hiç yoktur ya da tamamen işlevsiz durumdadır. Eğer bir takım renkler ya da imajlar görüyor iseniz o zaman bu yeteneğiniz vardır ancak kullanmıyorsunuzdur. Eğer istediğiniz imajlar gözünüzün önünden geçiyor ya da belli bir imajı izliyor iseniz o aman basit durugörü kullanıyorsunuz demektir.

Basit durugörü herhangi bir anlam veya mesaj taşımayan imajların görülmesidir. Yani bu yeteneğiniz vardır ancak bir amaca hizmet etmez. Genelde çoğu insan bunu hayal kurmaya yardımcı olarak kullanır. Mekan içinde durugörü ise bunun bir üst seviyesidir. Bunda ise uzaklık fark etmeksizin herhangi bir yeri görmektir. Bunun için durugörü yeteneğinizi kullanabilmeniz gerekmektedir.Zaman içinde durugörü ise bunun en gelişmiş safhası ve en bilinenidir. Herhangi bir zamandaki olayları görmek demektir. Geçmiş ya da gelecek fark etmeksizin. Bunu yapabilene kahin ya da medyum denir ancak günümüzde bu kadar etkili olarak kullanabilen yok zaten.

 

Duruişiti ise insanın ses organları ile değil zihni ile işitmesi demektir. Çok uzaktaki seslerin işitilebileceği gibi farklı alemlerden sesler duyulabileceği de iddia ediliyor. Ancak sanırım bu tamamen kişinin bunu kullanabilmesi ile ilgili. Bu ses fısıltı olabileceği gibi net bir ses de olabilir. Bu yine kişinin farkındalığı ile alakalı bir durum.

Durugörü de yapılanların aynısını yapabilir ancak tek fark biri görür iken öteki yalnızca duyar. Uyku sırasında rüyalarda çok sık gerçekleşir özellikle uyanık iken ise iç ses ile çok fazla karıştırıldığından kişi farkına varamaz.

Durubiliş

 

Durubiliş ise bir bakıma bilgi aktarımı gibidir. Bir şeyi bilirsiniz ama o bilgiyi nereden bildiğinizi ya da neden ona inandığınızı açıklayamazsınız. Kaybolduğunuz da mesela bir yoldan gitmeniz gerektiğini bilmeniz gibi. Bunda belli bir seviye yoktur yalnızca o bilginin farkına vardıkça daha çok şeyin farkına varmaya başlarsınız. Yani bir bakıma daha önce var olan ama farkına varmadığınız şeylerin fark etmeye başlarsınız. Genelde belli bir konuda kullanılamaz daha doğrusu o kadar ustalaşmak günümüzde mümkün değildir. O yüzden bilgi ya rastgeledir ya da rehberlik ediyordur.

 

Durusezi

 

Durusezi ise hissetme yolu ile kendini gösterir. Genelde sezgilerim kuvvetli diyen insanların yetenekli olduğu kısımdır. Bunu kullandıklarını fark etmeseler bile altıncı his ya da sezgi diye açıklansa da temelinde bu yatar. Bunu çok fazla açıklamaya gerek yok sanırım çünkü hepimizin çevremizde sık gördüğü insanlardır. Bir insan hakkında olabilir, bir olay hakkında olabilir ya da bir yer hakkında olabilir.

 

Eğer bunların içinden birini daha önce yaşamış iseniz sizin yeteneğiniz o kategoridir. Bunlardan yalnızca bir tanesini yapabilirsiniz diye bir kural yok. Ancak birden fazla yapabilmek uzun çalışmalar gerektirir. Ama yine de bu çakra ile alakalıdır yani kesin böyledir denilemez. İçlerinden hiçbirini yaşamamış iseniz bu yalnızca çakralarınızın kapalı olduğunu ve tamamen günümüz dünyasına bağımlı olduğunuzu gösterir.

 

Aslında bu konuda çok farklı açıklamalar yapmak hepsinede inanmak mümkün, yalnızca birinin mantıklı gelmeside mümkün 

 

- Dinlere göre duyu ötesi algı melekler ile konuşmaktır. Melekler insanlara rehberlik etmektedir bu sayede. Ya da yardım etmektedir. Bunlar zaten günlük hayatımızda gerçekleşiyor. Yani temelde zaten bize hep yardım etmişler. Ancak biz bunun farkına varıyoruz. Böylece istediğimiz konuda konuşmaya başlıyoruz. Tabii ki konuşma olarak bu duyu ötesi algılar kullanılıyor yine. Türkiye'de bu konuda şöyle bir haber hatırlıyorum. link den bakabilirsiniz. Ancak burada hiç duyu ötesi algıdan bahsedilmiyor daha çok bunu kullanarak insanlara yardım ediyoruz diyorlar.

 

- Ruhsal enerji kullanılarak bu bilgilere ulaşıldığını düşünenler vardır. Çünkü evrendeki her şey bir enerji taşır. Düşüncelerimiz bile bir enerjidir. Biz yalnızca bu enerjiyi kullanmaya ve yönlendirmeye başlıyoruz. Yani bir bakıma kendi enerjimiz ile diğer enerjilerle bilinçli şekilde temas kurmaya başlıyoruz. Daha öncesinde bunu bilinçsiz olarak yapıyorduk.

 

Daha pek çok teori bulabilirsiniz hatta bilimsel olarak açıklamaya çalışanları bulabilirsiniz, deneylerden örnek vererek açıklayan kişilerde mevcuttur.

 



Haber okunma sayısı: 1143

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER

seytanin-incili-codex-gigas

Şeytanın incili Codex Gigas

07 Eylül 2018 Cuma 18:36
eski-tarot-sembolizmini-kesfetmek

Eski Tarot sembolizmini keşfetmek

06 Eylül 2018 Perşembe 23:20
uzayli-gizemini-cozecek-9-kanit

Uzaylı gizemini çözecek 9 kanıt

01 Eylül 2018 Cumartesi 22:45
antik-misirin-14-gizemi

Antik Mısır'ın 14 gizemi

14 Ağustos 2018 Salı 18:24
antik-dunyanin-gizemli-5-piramidi-

Antik dünyanın gizemli 5 piramidi

05 Ağustos 2018 Pazar 21:01
uzaylilara-tabut-siparisi

Uzaylılara tabut siparişi

03 Ağustos 2018 Cuma 08:26

ÜLKE GÜNDEMİ

Wikipedia 17 aydır erişime engelli

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel, 17 aydır erişime engelli olan

AKP'nin türevi bir siyaseti asla kabul edemeyiz

CHP Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, dış politikanın hiç

Ekonomide çok ciddi bir sorun var

İYİ Parti Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz, Mecliste düzenlediği basın

Daha kaç kişi intihar edecektir?

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, "Kocaeli'nin Körfez

Fotokopi makinesini reddettim

Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, Katar’ın Türkiye’ye ‘hibe’ ettiği uçakla ilgili

İYİ Parti’den af teklifine ‘Tosuncuk’ itirazı

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Seymen, MHP'nin af teklifini eleştirdi. Tasarının dolandırıcılık

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL